Kuzeydoğu Ege denizinin mavi sularında muhteşem bir manzara sunan Gökçeada, Çanakkale'nin nüfusu en az olan ikinci ilçesi olmasına rağmen, taşıdığı turistik ve kültürel değerlerle adeta devleşiyor. Andezitten oluşan heybetli tepeleri, derin ve yeşil vadileri, hırçın dalgalarla dövülen kuzey kıyıları ve en önemlisi bol tatlı su kaynakları, onu diğer Ege adalarından tamamen ayrıcalıklı kılıyor. Ekolojik ürünleriyle ulusal ve uluslararası fuarlarda adından sıkça söz ettiren Gökçeada, doku bütünlüğünü koruyan tarihi köyleriyle adeta zamanda yolculuk hissi uyandırıyor.
Adanın en eski yerleşiklerinin Pelasglar olduğu bilinirken, Miltiades adayı M.Ö. 500'de Atina'ya bağlamış ve ada Roma egemenliğine kadar Atina yönetiminde kalmıştır. Antik dönem yazarlarından Plinius’un "Imbrus" veya "Imbros" olarak bahsettiği Gökçeada'nın ismi, 1455'te Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmasıyla "İmroz"a dönüştürülmüştür. Piri Reis’in ünlü eseri Kitab-ı Bahriye’de de İmroz şeklinde geçen bu şirin coğrafya, 1922 - 1923 yılları arasında yaşanan Yunan işgalinin ardından Lozan Antlaşması'na göre 22 Eylül 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanmış; günümüzdeki Gökçeada ismini ise 29 Temmuz 1970 yılında almıştır.
Adanın sahip olduğu bu muazzam kültürel ve doğal zenginliğin yerel turizm ile kalkınma modellerine sağladığı büyük katkıyı vurgulayan turizm yetkilileri ve ada tarihçileri, bölgenin geleceğine dair şu stratejik değerlendirmelerde bulundular; "Gökçeada, tarihi değerlerini kuşaktan kuşağa aktarmasını bilen ender coğrafyalarımızdandır. Sahip olduğu 289.5 km2’lik yüzölçümü içinde Dere köy, Zeytinli, Tepeköy ve Eski Bademli gibi koruma altındaki tarihi köylerimiz; çeşmeleri, çamaşırhaneleri ve kiliseleriyle adeta birer açık hava müzesidir.
Bunun yanı sıra Yıldızkoy ile Yelkenkaya arasında kalan bölüm, Türkiye'nin tek sualtı milli parkı ilan edilerek TÜDAV'a tahsis edilmiştir. 2002 yılından bu yana süren organik tarım ve 2008’de başlayan tarım turizmi uygulamaları, adamıza 2011 yılında Cittaslow unvanını kazandırarak dünyanın ilk ve tek sakin adası olmasını sağlamıştır." diyerek adanın dokusunu bozmadan koruma-kullanma dengesi içinde turizme hizmet etmeye devam edeceklerini ifade ettiler.
Türkiye'nin en büyük adası olma unvanını taşıyan Gökçeada, doğal güzellikleri, tarihi mirası ve kendine özgü yaşam kültürüyle ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunuyor. Ege Denizi'nin kuzeyinde yer alan ada, sakin atmosferi ve bozulmamış doğasıyla kalabalık tatil merkezlerinden uzaklaşmak isteyenlerin ilk tercihleri arasında yer alıyor.
Adanın güney kesiminde bulunan ve bölgenin en popüler sahilleri arasında gösterilen Aydıncık Plajı, diğer adıyla Kefalos, uzun kumsalı ve berrak deniziyle her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Plajın hemen arkasında yer alan Tuz Gölü ise özellikle yaz aylarında doğal çamur banyosu yapmak isteyenlerin uğrak noktası haline geliyor. Göç dönemlerinde flamingoların da konakladığı göl, doğa fotoğrafçıları için eşsiz manzaralar sunuyor. Aynı bölge, sürekli esen rüzgarları sayesinde rüzgar sörfü ve kiteboard tutkunlarının da gözde merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Gökçeada'nın kuzeyinde ise ziyaretçileri tamamen farklı bir doğa atmosferi karşılıyor. Ormanların arasından geçilerek ulaşılan Marmaros Şelalesi ve çevresi, serin havası ve doğal güzelliğiyle özellikle yaz sıcaklarında tercih ediliyor. Türkiye'nin en batı noktası olan İnceburun ile gün batımı manzarasıyla ünlü Gizli Liman da adanın mutlaka görülmesi gereken noktaları arasında bulunuyor.
Tarih ve kültür meraklıları için de Gökçeada oldukça zengin bir mirasa sahip. Yeni Bademli Höyük'te sürdürülen arkeolojik çalışmalar, adanın binlerce yıllık geçmişine ışık tutarken, Kokina bölgesinde bulunan Roma dönemine ait kaya mezarları tarih severlerin ilgisini çekiyor. Geleneksel Rum mimarisinin yaşatıldığı Yukarı Kaleköy ve limanı çevresinde hareketli sosyal yaşamın sürdüğü Aşağı Kaleköy ise adanın kültürel dokusunu en iyi yansıtan yerleşimler arasında gösteriliyor.
Gökçeada'nın zenginliği yalnızca doğal ve tarihi değerleriyle sınırlı değil. Adanın kendine özgü mutfağı da ziyaretçilerin hafızasında iz bırakıyor. Yöresel otlarla hazırlanan cullama yemeği, adaya özgü şaraplar, sakızlı muhallebi ve geleneksel yöntemlerle hazırlanan dibek kahvesi en çok tercih edilen lezzetler arasında yer alıyor. Zeytinyağlı mezeler, keçi sütünden üretilen peynir çeşitleri ve taze deniz ürünleri ise Gökçeada mutfağının vazgeçilmez tatları arasında bulunuyor.
Doğa, tarih ve gastronomiyi aynı potada buluşturan Gökçeada, keşfedilmeyi bekleyen rotaları ve huzurlu atmosferiyle Ege'nin en özel destinasyonlarından biri olmayı sürdürüyor.
Resimler: Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
(ERHAN TAYLAN)