info@ozugurdanismanlik.com
Günümüz dünyasında tek bir tıkla dünyanın tüm bilgisine erişmek, karmaşık sorularımıza saniyeler içinde yanıt almak, günlük hayatın bir parçası haline geldi. Son dönemde hayatımızın tam merkezine oturan yapay zekâ teknolojileri; yemek tarifinden seyahat rotasına, metin düzeltmeden teknik analizlere kadar pek çok alanda hayatımızı kolaylaştırıyor.
Ancak son zamanlarda gözden kaçırılmaması gereken riskli bir eğilim dikkat çekiyor: İnsanların en derin içsel sıkıntılarını, ailevi karmaşalarını veya ruhsal bocalamalarını bir yapay zekâ ekranına dökerek ondan "terapi" ya da "danışmanlık" beklentisine girmesi.
Peki, algoritmalar gerçekten bir insanın ruhuna dokunabilir mi? Bir yapay zekâ, bir terapistin ya da aile danışmanının yerini tutabilir mi?
Kısa ve net cevap: Hayır.
Bir danışmanlık veya terapi süreci, yalnızca karşılıklı sarf edilen cümlelerden ibaret değildir. İnsan iletişiminin ve ruhsal iyileşmenin en büyük kısmı sözsüz iletişimde ve terapötik bağlarda saklıdır.
Yapay zekâ size kelimeler dizebilir; anlık olarak size kendinizi iyi hissettirecek şeyler de söyleyebilir fakat o anki sessizliğinizin derinliğini hissedemez. Yüzünüzdeki gölgeyi göremez. Cümlenizin sonundaki o küçük iç çekişin hangi kırgınlığa işaret ettiğini veya ima ettiğiniz durumun altında, anlatamadığınız bambaşka bir hikaye olduğunu anlayamaz. Çünkü yapay zekânın "duygusu" yoktur; yalnızca veri işleme kabiliyeti vardır.
Yapay zekâyı hayatımızdan tamamen dışlamak ya da ona düşman olmak elbette gerçekçi değil. Aksine, yapay zekâ doğru kullanıldığında harika bir "bilgilendirme, analiz ve yönlendirme aracı" olabilir.
Yapay Zekânın Sınırı Nerede Başlar?
Unutmayalım: Ekranlar bize yanıt verebilir, ama sadece alanında uzman bir insanın gözleri bizi gerçekten "görebilir".
Instagram/YouTube : Koyde.birsosyolog