yandexmetrikacounter
Çocuk Yetiştirmede ‘Ebeveyn Tutarlılığı’ Şa | Çanakkale Olay

Çocuk Yetiştirmede ‘Ebeveyn Tutarlılığı’ Şart: Çelişkili Mesajlar Çocuğun Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz, çocuk yetiştirme sürecinde anne ve baba arasındaki fikir ayrılıklarının çocuk üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Kandaz, "Çocuğun olmadığı ortamlarda kararlar alınmalı ve serbest bırakma ya da kısıtlama konularında ortak bir duruş sergilenmelidir" uyarısında bulundu.

43

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile söyleşilerimizin 8. bölümündeyiz. Bu bölümümüzün konusu ise çocuk yetiştirmede ebeveynler arasındaki anlaşmazlıklar ve iletişim. Çocuklarımızı yetiştirirken tabii ki herkesin farklı düşünceleri olduğu gibi anne baba arasında da fikir ayrılıkları var. Bunu çocuğumuza yansıtmadan nasıl hala yola koyabiliriz? Nasıl bir düzen içerisinde, bir ahenk içerisinde aile ortamı, ebeveyn ortamı sunabiliriz?

En büyük anlaşmazlıklarımızdan bir tanesi de bu. Anne baba farklı görüşlerde oluyor. Farklı şekilde çocuğunu yetiştirmek istiyor. Yine her bölümde anlattığımız gibi baştan konuşulmayan yani çocuk sahibi olmadan önce konuşulmayan sorunlar çocuk doğduktan sonra ortaya çıkıyor. Ve büyümeye başladıkça sorunlar baş gösterdikçe kim nasıl müdahale edecek, kızılacak mı kızılmayacak, serbest bırakılacak mı, bırakılmayacak mı? Bu noktadaki fikir ayrılıkları ortaya çıkıyor.

Yine tabii en başta çocuk sahibi olmadan önce anne babanın kendi kararlarını birlikte vermesi ve fikir ayrılığına düştükleri zaman bunu çocuğa hissettirmeden nasıl yapacağını planlaması çok önemli. Çünkü çocuk; anne ile baba arasındaki çelişkiyi çok çabuk yakalayabiliyor. İnanılmaz gözlemci oluyor çocuklar. Konuşamadığı zamandan itibaren bile o kadar güzel gözlem yapıyor ki zaten birden konuşabilmesinin sebebi de o. Çok iyi gözlemliyor, çok iyi bakıyor. Hatta konuştuğumuz kelimeleri bile nerede sinirli kullanıyoruz, nerede neşeli kullanıyoruz onu bile keşfetmiş vaziyette konuşuyor çocuk. Bu yüzden gözlemlediği noktada daha bebekken bile anne baba arasındaki o iletişimsizliği ya da farklı davranışı hemen kavrayabiliyor. Daha büyüdüğü yaşlarda zaten çok daha net anlayabiliyor.

Genelde annenin izin vermediği şeylerin baba tarafından yapılıyor olması. Bu nedenle anneden saklanıp babadan istenmesi ya da işte bir tarafın babanın diyelim ki istikrarlı duruşunu annenin bozması ve bu aradaki dengesizlikler aslında en çok çocuğa zarar veriyor. Çünkü çocuk kuralları da anne babasından öğrenen bir yapıda olduğu için iki tarafın tutarsızlığında aslında kafası çok karışıyor. İşine gelen tarafı seçmekle beraber, doğrunun yanlışın ne olduğunu ayırt edemez bir durumda da büyüme olası yüksek oluyor.

Çünkü bir taraf A derken diğer taraf B diyor. İkisi de otorite, ikisini de sevgi bağıyla kabul ediyor. Hangisini doğru kabul edecek? Kafa karışıklığı yaratıyor çocukta da. O yüzden eşlerin çocuk üzerinde ya da çocuğun olduğu ortamlarda bu tartışmaları yapmaması ya da birbirlerinden habersiz birbirlerine zıt davranışlar sergilememesi çok önemli. Varsa farklı görüş, tabii ki olabilir, her zaman herkes doğru yapacak diye bir şey yok. Çocuğun duymadığı, olmadığı ortamlarda birbirleri arasında konuşup orada iki tarafın da durumunun masaya yatırılıp hangi tarafın çözümü daha sonuç odaklıysa onun uygulanmasına karar verip ikisinin de eşit davranması gerekiyor. Bu maddi konuda da olsun, çocuğa bir oyuncak almak konusunda da olsun, bir konuda izin verme, ekran süreleri konusunda olsun her konuda böyle olmalı.

Alınan karara uyulması konusunda da eşler birbirlerini desteklemeli. Bir müddet sonra anneden ya da babadan gizli o kuralın etrafından ya da arkasından dolaşmak yerine hayır bak biz bunu konuşmuştuk. Bu şekilde devam etmeli denmeli. Aksi takdirde zaten eşler arasındaki birbirine olan gücenme de artıyor. Çünkü çocuğu yetiştirirken hani biz bu kararı almıştık. Sen buna niye uyumuyorsun dediğinizde bu aslında eşler arasındaki iletişimi ciddi anlamda örseleyecek, yaralayacak bir durum.

Çocuğa da çok zarar veriyorsun. Yaptığın hataları gizle. Kızılacağını düşünüyorsan kimseye belli etme. Çocuk bu sefer büyüdüğünde anne baba dışındaki hayatında olumsuz bir şeyler yaşadığında da onu saklamayı öğreniyor ve tepki göreceğinden korkarak bunu söylememe yoluna gidiyor. Bu da ciddi bir aslında yönlendirme Farkında olmadan o anda yaptığımız. Tabii ki fikir birliğinde olmayadabiliriz. Bazen o fikir çatışmaları sonuca da ulaşmayabiliyor.

Fakat yine burada işte profesyonel yardımın öneminden bahsetmek durumundayız. Bu illaki birine gidilmesi anlamında olmayabilir. Güvendikleri aile büyükleri, üçüncü kişilerden fikir alma ya da çocuğuyla bu konuyu daha önce yaşamış, bildikleri ve doğru sonuca ulaştıkları bir aile dostlarından bilgi alma şeklinde gene ortak bir yola gitmek zorundalar.

Çünkü o ortak yolu tutturamadıkları doğrultuda çocuk hem çelişkide kalıyor, hem ikilemde kalıyor, hem durumu kullanıyor. Bazen de anne ya da baba çocuğu taraf yapma eğiliminde olmak için de diğer tarafın hayır dediğine evet demek istiyor. Çünkü aile üçgeni düşünün anne, baba, çocuk. O üçgende iki olan bire karşı güçlü hissediyor kendini. Bu da enteresan bir durum tabii ki. Bu da bizim danışmanlıklarda çok karşılaştığımız bir şey.

Anne ne kadar emek verirse versin bak yine de çocuğun en sevdiği benim ya da işte baba ne yaparsa yapsın yine de beni tercih eder. Yani zaten anne, baba kendisinin belki biraz övülme ihtiyacını karşılamak için de bu yola giriyor. Demek ki yani işte bak sen ne yaparsan yap yine de onun en sevdiği benim olmak. Bu aslında eşler arasında şundan da kaynaklanıyor olabilir mi acaba? Çocuk olduktan sonra eşler kendilerini geri plana atılmış hissediyor olabilirler. Burada hissettikleri sevgi eksikliğini, ilgi eksikliğini ya da takdir görme eksikliğini çocuklarından karşılamaya çalışıyor olabilirler. Tamam, beni birisi seviyordu. Artık onun sevgisi %80 değil de %60'a, %40'a düştü. E ben geri kalan yüzdeyi çocuğumdan alacağım takdirde, "Evet, anne, evet, baba, en çok seni seviyorum." dedirtmek suretiyle belki kendi içimizdeki bu sevgi eksikliğini çocuğumuzdan alacağımız övgüyle tamamlamaya çalışıyoruz büyük ihtimalle ama bu da işte yine evliliğe zarar veriyor.

Çok doğru bir tespit. Aslında orada olan sevgi eksikliği değil de dağılması oluyor. Fakat dediğiniz çok doğru. Çocuk olduktan sonra çocuk özelinde hep sohbetler yapılıp her şey çocuk üzerinden iletişime döndüğü için eşler birbirlerini unutma eğiliminde çok fazla olabiliyorlar. Eş olduklarını unutuyorlar. Birbirlerine karşı o sorumluluklarını o samimiyetle bir şey yapmak zorunda olma durumlarını unutuyorlar. Birbirlerine vakit ayırmak suçluluk hissettiriyor. Çocuğu hani bakım veren birine bırakıp gibi.

Dediğiniz gibi böyle oldu olduğu zaman da ‘birbirlerine söylesinler’ lafı mesela az önce benim aklımdan geçti. Çocuktan beklediği övgüyü aslında birbirlerine söylemeleri gerekiyor. Birbirlerini unutmadan hareket etmeleri gerekiyor. Çocuk çünkü anneyi de babayı da aynı değerde sevmek zorunda. Çocuğun anneyi ya da babayı daha az seviyor olması anne ya da babaya zarar vermiyor. Çocuğa zarar veriyor. Burada yine eşlerin bunun farkında olması lazım.

Yani babasını kötüleyen anneler de çok gördüm. Annesini kötüleyen babalar da çok gördüm. Sonuçta eşinize zarar vermiş olmuyorsunuz. Sonuçta bir çocuğun anne veya babasını koşulsuz sevme duygusunu elinden almış oluyorsunuz. Ve bu sizin çocuğunuz, canınızı vereceğiniz çocuğunuzun elinden hayatındaki iki önemli figürden birini çalmış oluyorsunuz aslında.

Olaya bu açıdan bakarsak eğer; oradaki işte o mutabık kalmanın, birlikte karar vermenin, birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu en değer verdiğimiz çocuk açısından bakmak gerekiyor, değerlendirmek gerekiyor. Eşlerin o güç savaşı en fazla çocuğa zarar veriyor çünkü.

Bu konuya girmişken bir de aile büyüklerinin çocukların yetiştirilmesindeki rolünden de bahsedelim. Bizim toplumumuzda da tüm dünyada da böyle aslına bakarsanız tabii ki onlar kendileri tecrübeli insanlar, bizi bu yaşlara kadar getirmişler. Bilgileri inanılmaz yüksek ama bir de şu var kendi doğrularını karşı tarafa yani çocuklarının çocuklarına dayatmaya çalışmaları; işte çocuk yetiştirmekte daha aslında bakarsanız herhalde çocuk anne karnına düştüğü andan itibaren başlayan bir karışma potansiyeli ile bir aile büyükleriyle bu savaşa girme durumu var. Burada da ailenin kendi sınırlarını çizmesi yine işte kişisel sınır çizmekten ailenin kendi kişisel sınırını çizmesine uzanan bir yolculuk aslında bu. Burada da sizin görüşlerinizi almak isterim.

Anne babalar rehber olmalılar tabii ki, sorulduğu sürece. Veya tespit ettikleri yanlış bir şey varsa da bunu tabii ki söyleyebilirler. Onlar da iyilik için bunu yapıyorlar. Fakat sadece onların dediğinin yapılmasını sağlamaya çalışmak, olaya bu denli müdahil olmak büyük bir karmaşa yaratıyor. Zaten anne baba olmuş insan kendi yolunu çizerken, kendi annesine babasına ihtiyaç duydukça danışacak. Çünkü ilk defa başına gelen şeyler bunlar. Muhakkak soracak, öğrenecek, bakacak, araştıracak. Fakat her ailenin kendi çizdiği yol, kendi çizdiği doğrusu var çocuğu yetiştirmeye çalışırken. Anne babaları tamamen devre dışı bırakmak da doğru değil. Onların da tecrübeleri var ama onların söylediği noktada da onları bertaraf ederken şu da değil. "Ben kendi istediğim gibi yetiştirmek istiyorum. Karışma." dediğiniz zaman da bir direnç yaratıyorsunuz. Aslında orada sınırlar şöyle korunmalı. Gene iletişime geleceğiz her zamanki gibi.

‘Anne bunu söylerken benim ve torunumun iyiliğini söylediğin için yaptığımı fark ediyorum. Bunu dikkate alacağım. Fakat bizim de farklı bir eşimle oluşturduğum bir yapı var. Bunu buna nasıl entegre ederiz? Kendi aramızda konuşacağız’ deyip onu da biraz uzaklaştırıp sınırını belli ederek yaparsak diğer tarafta "Aa tamam dediğimi dinlediler. Bak dikkate alacaklarmış." deyip direnmeyebiliyor.

Çok sert sınır koymak da direnci arttırıyor. Hiç sınır koymamak da bu sefer bütün hayatın içine müdahale ile beraber karı kocanın ciddi bir kaosa sürüklenmesine sebep oluyor. Aynı zamanda çocukların da tabii ki. O dengeyi gene doğru iletişimle sağlamak çok önemli.

Büyüklere de tavsiyem; sınır konulan noktada gücenmemeleri. Çocuklarının da artık bir yetişkin olduğunu, çocuklarının da yetişkin olarak kendi yöntemlerini izlemeye hakları olduğunu kabullenmeleri gerekiyor.

Dünya da değişiyor zaten. Yediğimiz, içtiğimiz her şey nasıl değişiyorsa kullandığımız alet edevat nasıl değişiyorsa tabii ki çocuk yetiştirmede de bir sürü değişiklik olacak. Ama hiç değişmeyecek bazı şeyler de tabii ki var. İşte bu konu kadim bilgiyi bize aktarırken; danışabileceğimiz birilerinin olması büyük bir nimet. Hele yakınımızda işte bizi seven, gerçekten bizi seven aile bireylerimizin olması zaten büyük bir nimet. Ne ona sırt çevirmeli ne de tamamen çocuk yetiştirmesini onların kurallarına bırakmalı. Bu mesela benim gözlemlediğim şeylerden yola çıkarak söyleyeyim. Diyelim ki babanın ailesi çocuğun yetiştirilmesine çok karışmış oluyor. Bu sırada baba yeterli sınırı çizemezse veya anne tabii ki burada sadece tek bir cinsiyet üzerinden gitmiyorum. Yeterli, gerekli sınır çizilmediği takdirde şöyle bir şey de oluyor. Sen benim ailemin yetiştirdiği çocuğu beğenmiyorsan; onunla neden evlendin konuşmalarına dönüyor. Bu tekrardan hem çocuğun yetişmesinde büyük bir kaos ortamına neden oluyor, hem aile birliğine sarsıyor. Madem beğenmiyorsun, niye evlendinler? İşte ben seninle evlendim çünkü seni değiştirebileceğimi düşünüyordum ama sen işte adam olmazmışsın, sen kadın olmazmışsınlar. Havada uçuşmaya başlıyor ve bu başka bir problem yumağına yol açıyor. Hâlbuki bunları çözmenin çok basit yolları var. Yani sınırını koy, fakat direnç oluşturma. Kendini ifade ederken doğru kelimeleri bulmaya özen göster, gibi.

Orada da şunu ayrıştırmak gerekiyor. Evet, benim evlendiğim eşimi onun annesi babası yetiştirdi. O farklı bir dinamik. Ama benim eşim ve çocuğum farklı bir dinamik. Yani benim çocuğumu yetiştirdiği zaman çocuğunu değil torununu yetiştirmiş oluyor. Aynı şey değil. Zaman aynı değil, dinamikler aynı değil, bulunulan durum aynı değil. Kendi çocukluğumuzdan varsayalım.

Biz öcü geliyor, polis geliyor, doktor gelecek korkularıyla pek çok şeyden sinen çocuklardık. Şimdiki çocukları böyle bir şeyle zaten doğru diye demiyorum da şimdiki çocuğa yapsanız bile gülüp sizinle dalga geçer. Çünkü şimdiki çocuklar bambaşka bir şeyin içine doğmuşlar. Biz annemiz böyle bir bakış attığında ya da azıcık sinirlendiğinde "Aman sesimi çıkarmayayım." diyen çocuklardık. Şimdiki nesil öyle değil.

Şimdiki nesle neyin yapmamızın gerektiğini anlatmanız gerekiyor. İkna etmeniz gerekiyor. Sus ben öyle istiyorum da onu durduramıyorsunuz. Ona onun nedenini izah etmeniz lazım. O çocuğun onu anlaması lazım. Çünkü böyle bir ortama doğdular. Böyle bir bilgi deryasının içine doğdular. Bu yüzden de tabii ki kadim değişmeyecek şeyler, her zaman o kültür aktarımıyla var olmalı. Ben onun da yok sayılmasını savunmuyorum ama değişen duruma da ayak uydurmak için biz kendimiz bile çocuklarımız arasında nesil farklılığı yaşıyorken bizden önceki kuşakların çok daha büyüğünü yaşıyor olmasını kabul etmemiz de çok önemli bir gerçek. Keyfi anları paylaşsınlar bence. Anneanne, babaanne, dedeler, torunlarıyla. Keyifli anlar, masallar, hikâyeler, o birlik bağ kurma, yani işte bizim çocukluklarımızı anlatırkenki o keyifli, neşeli durumlar. Bunları paylaşmaları çok kıymetli.

İki taraf içinde büyük bir psikolojik güç oluşturuyor. O yüzden koparılmamalı. Ama genel anlamda eğitimsel, karaktersel yetiştirme noktalarında anne babaya bırakıp gene çocukların olmadığı bir ortamda kendi çocuklarıyla rehberlik anlamında konuşabilirler. Yapıp yapmadığında artık onların iradesine bırakmak durumundalar. Çünkü onlardan çıkan bir durum aslında artık.

Buradan yola çıkarak hem büyük aile büyüklerimizin de yaptıkları emeklere gerçekten çok büyük saygı duyduğumuzu söyleyelim. Ama işte şöyle bir şey de var. Nerede duracağını bilme, ne zaman bırakmak gerektiğini bilmek bu ayaktaki en temel öğretilerden biri herhâlde. Bu hepimizin hayatının her aşamasında uygulaması gereken şeylerden bir tanesi.

Ne kendini tamamen geriye çekmek, çünkü bir de bu tarz büyük anneler, büyük babalar var artık hayatımızda. Küsüyorlar. ‘Karışmam ben. Kendi istedikleri gibi yapsınlar.’ Bu da bir aslında alınganlık göstermek, bir trip atmak. Bir önceki bölümümüzde de buna değinmiştik. Bu da yine başka bir iletişim bozukluğu sorunu ve bu da hem kendi ailelerinin içerisinde bir problem yaratıyor. Hem de çocuklarının ailesinin içerisinde bir problem yaratıyor. Dolayısıyla torunlarına sirayet edecek bir problem silsilesinin başını oluşturmuş oluyor. İletişim yine en temel anahtar.

Kabul duygusu bizim toplumda çok zor elde edilen duygulardan bir tanesi. İçinde bulunduğun durumu kabul etme. İçinde bulunduğun durumu net bir şekilde tespit edip kabul etme durumuna direndin sürece çocuğun 50 yaşına gelse de çocuğunmuş gibi 5 yaşında gibi davranıyorsun. Torunun senin çocuğunmuş gibi davranıyorsun ya da tam tersi anne baba olmazsa kendin anne baba olamayacakmış gibi davranıyorsun. Bulunan durumu kabul etme, sorumluluklarını alma, üzerimize o sorumluluğu doğru ya da yanlış ne yapıyorsak onun sorumluluğunu da kendi üzerimize alma bizim toplumun yeni yeni öğrenmeye başladığı şeylerden bir tanesi. O yüzden bu rol karmaşası, rollerin çatışması hala devam ediyor. Bir süre daha edecek gibi duruyor.

Ama yavaş yavaş sanırım yeni neslin de farklı bakış açılarıyla beraber çözülecek gibi. Onların da kendi kültüründen ayrışmadan bunu öğrenmeye çalışmasını sağlamak da çok kıymetli. Onun da %100'ü yanlış değil. Bu tarafın da %100'ü doğru değil. Bir sentezle güncellenmesi aslında doğru.

Hiçbir şey siyah veya beyaz net çizgilerle ayrılacak hayatta ki hiçbir kararda olmadığı gibi bunda da böyle bir siyah beyazlık durumu yok. Sentezlemeye bilmek, ara renklerin farkına varabilmek, bunu hayata katabilmek çok önemli.

Güncellemek terimini o yüzden ben kullanıyorum. Eski bilgiler, kadim bilgiler aktarılacak. Çağımıza ayak uydurup güncelleyeceğiz biz bunu. Güncelleyerek üstüne koyarak devam edeceğiz. Kültürel mirasımız da o şekilde devam etmiş olacak.

Kapak görseli tasarımında yapay zekâdan yararlanılmıştır.

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş