yandexmetrikacounter
Gazeteciliğin mutfağında yetişen bir “Alayl | Çanakkale Olay

Gazeteciliğin mutfağında yetişen bir “Alaylı”

Çanakkale’de gazeteciliğe gazete dağıtıcılığıyla başlayan ve mesleği sahada öğrenen Erhan Taylan, yerel basında geçen uzun yıllara yayılan deneyimini anlattı. Kariyer Planlama dersi kapsamında gerçekleştirilen röportajda Taylan, gazeteciliğin mutfağından gelen bir meslek yolculuğunu tüm yönleriyle aktardı.

105

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Çanakkale Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencisi Fatma Ceren Çimek, Kariyer Planlama dersi kapsamında, dersin yürütücüsü öğretim görevlisi Muhammet Haksever öncülüğünde, yerel basında uzun yıllardır görev yapan gazeteci Erhan Taylan ile bir röportaj gerçekleştirdi.

117449_wuciwug_f53f0b08_gazeteciligin-m.jpeg

Çanakkale Olay Gazetesi’nde köşe yazarı ve muhabir olarak görev yapan Taylan, gazetecilik mesleğine başlama sürecinden kariyer basamaklarına, sahada edindiği deneyimlerden yerel basında karşılaşılan zorluklara kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu. Röportajda ayrıca medya sektörünün güncel durumu ve geleceğine ilişkin görüşlere de yer verildi. Bu röportaj, yerel basına uzun yıllar emek vermiş bir gazetecinin birikimlerini genç iletişimcilere aktarması açısından önemli bir kaynak niteliği taşırken, gazetecilik mesleğinin geçmişi, bugünü ve geleceğini anlamaya yönelik dikkat çekici bir perspektif sundu.

117449_wuciwug_cf762eff_gazeteciligin-m.jpeg

Eğitim hayatınızdan bahseder misiniz, aldığınız eğitimin kariyerinize nasıl bir katkısı oldu?

“Ben küçük yaşta babamı kaybettim. Babamı kaybettikten sonra, henüz çok küçükken kendimi iş hayatının içinde buldum. Bu durum eğitim hayatımı da doğrudan etkiledi. Ortaokul mezunuydum ve erken yaşta çalışmak zorunda kaldım. Ancak eğitim benim için hiçbir zaman ikinci planda olmadı. İçimde hep tamamlanmamışlık hissi vardı. Bu nedenle çalışırken açık liseye devam ettim ve dışarıdan lise diplomamı aldım. İş hayatına ilk olarak Burası Çanakkale gazetesinde başladım. Buradaki ilk görevim gazete dağıtıcılığıydı. Daha sonra gazetenin matbaa bölümünde çalışmaya başladım. Nasıl anlatayım size… Bu cümleleri kurabilmek için bir ömür gerekiyor. Yıllar boyunca kelimelerle, matbaa mürekkepleriyle ve gerçeğin peşinde harcanan zamanla yoğrulmuş bir hayat bu. Tabiri caizse gazetecilik bir yolculuk ve o yolculuk, 16 yaşında gencecik bir çocuğun eline aldığı gazeteleri sokak sokak dağıtmasıyla başladı. Benim için bu yolculuğun başladığı yer ise Burası Çanakkale gazetesi oldu. Gazetecilik eğitimi almadım; Bu mesleğin okulunu değil mutfağını gördüm. Ben alaylıyım. Ustalarımdan, abilerimden, matbaanın içinden, sokağın içinden öğrendim. Aldığım resmi eğitimin sınırlı olmasına rağmen, sahada edindiğim deneyimler, gözlem yeteneğim ve okuma alışkanlığım kariyerime çok büyük katkı sağladı. Gazetecilikte asıl eğitimin yaşanmışlık olduğun inanıyorum. Kariyer konusuna gelince şunu söyleyebilirim: Gazeteci olmak, özellikle 80’li ve 90’lı yıllarda çok ayrı bir meslek dalıydı. Çünkü sürekli göz önündeydiniz. Milletvekilleriyle, daire müdürleriyle görüşüyordunuz. Çevreniz genişliyordu, tanınırlığınız artıyordu. Gittiğiniz her yerde kapılar size açılıyordu ve bu durum insana bir güç hissi veriyordu. Kariyer dediğimiz şey de zaten o dönemlerde kendiliğinden oluşuyordu. O dönemlerde Çevre Bakanı Sayın Hamdi Bey ile çalışmalarımız oldu. 56. Ve 57. Hükümet dönemlerinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Mustafa Cumhur Ersümer ile temaslarımız oldu. Bunlar herkesin kolay kolay ulaşamayacağı alanlardı. Bizler o dönemde işimizi büyük bir aşkla, sevgiyle yapıyorduk. Nasıl bir anne çocuğunu seviyorsa, biz de mesleğimizi öyle seviyorduk. Bugüne baktığımızda ise çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Sosyal medya çıktı; Instagram, Twitter, Facebook gibi mecralar üzerinden insanlar haber yapmaya çalışıyor. Bizim zamanımızda sadece yazılı basın vardı, internet yoktu. Kariyerimize bu şartlarda başladık. Gazetecilik, hayatım boyunca benim hem kariyerimde hem de iş hayatımda hep önümü açtı. Bu süreçte hayatıma çok farklı deneyimler girdi. Ayvacık’ta iki dönem üst üste belediye başkanlığı kazanan Sayın Mehmet Ünal Şahin’in desteğiyle Ayvacık Belediyesi’nde Özel Kalem Müdürlüğü, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü ve Basın Danışmanlığı görevlerinde bulundum. Bu görevleri layıkıyla yaptığıma inanıyorum. Belediyede çok sayıda projeye imza attım. Çanakkale’de yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı, Ayvacık’ı tanıtan bir program hazırladım. Yine çeşitli projelerle Ayvacıklıları Efes’e, Şirince’ye ve Eski Foça’ya götürdük. Bunun amacı şuydu: Efes’teki antik tiyatronun bir benzeri Ayvacık’ta da olduğu için, insanlarımız turizmi yerinde görsün, bu işe adapte olsun ve nasıl gelir elde edildiğini öğrensinler istedik. Şirince’ye gitmemizin sebebi ise buranın bir dağ köyü olmasına rağmen turizmle nasıl markalaştığını göstermekti. Aynı potansiyelin Ayvacık’ta da olduğunu düşündük. Foça’ya ise Ayvacık’ın 87 kilometrelik sahil şeridi olduğu için gittik; insanlar Foça’da sahil turizmiyle nasıl para kazanıldığını görsün istedik. Yine Ayvacık’ta Antep fıstığı üzerine projeler geliştirdik. Yok olmaya yüz tutmuş Antep fıstığını yeniden canlandırmak için muhtarlarımızı Gaziantep’e götürdük. Bu işin nasıl yapıldığını yerinde gördüler. Bugün, aradan 10–12 yıl geçmesine rağmen Ayvacık’ta bu ürün alınmaya başlandı. Zeytinden sonra “yeşil altın” da Ayvacık’ın gündemine girmiş oldu.”

Kariyerinize nasıl ve hangi motivasyonla başladınız?

“Kariyerime Çanakkale’de başladım. İlk işim gazete dağıtıcılığıydı. O dönemde bu işi bir kariyer planı olarak görmüyordum. Hayat şartları beni çalışmaya itmişti. Ancak daha çocuk yaşta gazetelerin kokusu, sayfaların sesi beni derinden etkiledi. Gazeteyi sadece dağıtmıyor, okuyordum; manşetlere bakıyor, haberlerin diliyle ilgileniyordum. Daha sonra gazetenin matbaa bölümünde çalışmaya başladım. Orada baskının nasıl yapıldığını, harflerin nasıl dizildiğini, bir gazetenin sabaha karşı nasıl çıktığını gördüm. Asıl motivasyonum; gerçeğin peşinde olmak, olan biteni insanlara doğru ve anlaşılır şekilde aktarmaktı. “Burası Çanakkale” gazetesinin kapısından içeri girdiğim gün, bunun benim için bir meslekten öte, bir hayat biçimi olacağını hissettim.”

Bugünkü pozisyonunuza gelene kadar hangi aşamalardan geçtiniz?

“Bu süreçte sizi en çok geliştiren deneyim neydi? Gazete dağıtımıyla başlayan yolculuğum, matbaada çalışmakla devam etti. Ardından haber yazmayı öğrendim, sahaya çıktım, baskının her aşamasında yer aldım. 80’li ve 90’lı yıllarda gazetecilik yapmak, insanı hem mesleki hem kişisel olarak çok geliştiren bir süreçti. Sürekli göz önündeydiniz, toplumun her kesimiyle temas hâlindeydiniz. Bu süreçte Nejat Tabak, İhsan Çakar, Yılmaz Çintirik, Güney Nair, Vedat Sezer, Cemal Oral gibi ustalarla çalışmak beni en çok geliştiren deneyimler oldu. Onlardan sadece haber yazmayı değil, gazeteciliğin vicdanını öğrendim. Daha sonra Olay Gazetesi’nde çalıştım; Tekirdağ’da Trakya Doğuş Gazetesi’nde görev aldım. Tüm bu aşamalar beni bugünkü mesleki duruşuma taşıdı.”

Meslek hayatınızda karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu ve bunlarla nasıl başa çıktınız?

“Gazetecilik çok zor ve yıpratıcı bir meslek. Bir gün bir kişi hakkında olumlu bir haber yaparsınız, birkaç gün sonra aynı kişiyle ilgili eleştirel ya da olumsuz bir haber yazmak zorunda kalırsınız. Bu durum tepkilere, kırgınlıklara hatta düşmanlıklara neden olabilir. “Ben sana ne yaptım?” diyen çok kişiyle karşılaştım. Zaman zaman fiziksel şiddetle bile yüz yüze geldim. Bir olayda arabuluculuk yapmaya çalışırken yumruk yediğimi hatırlıyorum. Ancak tüm bu zorluklarla, meslek ahlakımdan ödün vermeden ve doğru bildiğimi yazmaya devam ederek başa çıktım. Çünkü biz işimize geldiği gibi yazan insanlar değiliz; ne görüyorsak onu yazarız.

Sizce bu meslekte başarılı olmak için hangi bilgi, yetkinlik ve becerilere sahip olmak gerekir?

“Bu meslekte başarılı olmak için öncelikle çok okumak gerekir. Okudukça yazı gelişir, yazdıkça insan kendini geliştirir. Güçlü bir gözlem yeteneği, insanlarla doğru iletişim kurabilme becerisi ve sorumluluk bilinci şarttır. Tarafsız olmak, kelimeleri dikkatle seçmek ve okuyucuya saygı duymak gerekir. Bugün yapay zekâ ve teknoloji çok yaygın. Biz de gerektiğinde kullanıyoruz. Ancak gazetecilikte insan dokunuşu olmazsa olmazdır. Okuyucu, yazılan haberde kendini bulmak ister. Anlamadığı bir haberin zaten bir değeri yoktur.”

Bu alanda kariyer yapmak isteyen öğrencilere ve yeni mezunlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

“Bu mesleği seçmek isteyen gençler, gazeteciliğin meşakkatli bir yol olduğunu en baştan kabul etmelidir. Sadece diploma almak için değil, mesleği gerçekten öğrenmek için bu yola çıkmalılar. Bana göre, gazetecilik okuyan öğrencilerin son sınıfta bir yıl boyunca bir gazetede çalışması zorunlu olmalıdır. Nasıl ki tıp öğrencileri hastanede çalışarak yetişiyorsa, gazeteciler de sahada yetişmelidir. Gençler çok okumalı, sabırlı olmalı ve kısa yoldan ünlü olma hayaline kapılmamalıdır. Gazetecilik emek ister, zaman ister, sabır ister.”

Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Önümüzdeki yıllarda ne gibi değişimler bekliyorsunuz?

“Gazetecilik büyük bir dönüşümden geçiyor. Sosyal medya, dijital platformlar ve yapay zekâ sektörü tamamen değiştirdi. Yerel basın ciddi maddi sıkıntılar yaşıyor; birçok gazete kapanma noktasına geldi. Ulusal basın da reyting ve reklam baskısı altında. Gelecekte dijitalleşme daha da artacak. Canlı yayınlar, anlık paylaşımlar çoğalacak. Ancak mecra ne olursa olsun, doğru, etik ve vicdanlı gazetecilik her zaman değerini koruyacaktır. Gazetecilik bir meslekten çok bir duruş meselesidir ve bu duruşu koruyanlar her zaman var olacaktır.”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencisi Fatma Ceren Çimek tarafından gerçekleştirilen bu röportajda çeşitli şartlar nedeniyle hayata erken atılmak ve eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan; ancak pes etmeyerek yeniden eğitime yönelen bir bireyin, gerçekten istendiğinde nelerin başarılabileceğini gözler önüne sermektedir. Gazete dağıtımıyla başlayan meslek hayatının zamanla matbaa, habercilik ve yöneticilik gibi alanlara uzanması, gazeteciliğin yalnızca okulda öğrenilen bir meslek olmadığını; asıl eğitimin sahada ve deneyimle kazanıldığını ortaya koymaktadır.

Fatma Ceren Çimek’in değerlendirmesinde öne çıkan en önemli noktalardan biri, “alaylı” olmanın bir eksiklik değil; doğru değerler, emek ve disiplinle birleştiğinde büyük bir avantaja dönüşebileceğidir. Dijitalleşmenin hızla ilerlediği günümüzde aktarılan bu deneyimler, gazeteciliğin özünde hâlâ insan, vicdan ve güven unsurlarının yer aldığını hatırlatmaktadır.

Sonuç olarak Fatma Ceren Çimek’in hazırladığı bu röportaj, gazetecilik ve halkla ilişkiler alanında kariyer yapmayı hedefleyen öğrenciler için önemli ve ilham verici bir örnek niteliği taşımaktadır. Başarının yalnızca diplomayla değil; sabır, emek ve tecrübeyle mümkün olduğunu göstermekte, mesleğini seven ve işini ciddiyetle yapan bireylerin her zaman fark yaratacağını vurgulamaktadır. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan odaklı iletişimin önemi bu röportajla bir kez daha ortaya konulmaktadır.

(HABER MERKEZİ)
Paylaş