yandexmetrikacounter
"Yaşam pazarlık konusu değildir" | Çanakkale Olay

"Yaşam pazarlık konusu değildir"

Çanakkale Hayvan Hakları Platformu üyeleri, bugün Truva Atı önünde bir eylem düzenledi. Eylemde yapılan basın açıklamalarında 2 yıl önce çıkarılan yasa ile sadece hayvanların değil, toplumun huzurunun da hedef alındığı vurgulandı.

143

Hayvan Hakları Platformu tarafından ülke çapında eş zamanlı olarak gerçekleştirilen eylemin bir ayağı da bugün Çanakkale'de Truva Atı önünde saat 14.15'te gerçekleştirildi.

Çanakkale Hayvan Hakları Platformu Sözcüleri Miray Şirin ve Zerrin Saracoğlu tarafından açıklamalar okundu.

İlk açıklamayı okuyan Zerrin Saraçoğlu şunları söyledi:

"Hakikat Paydaşlarımız; 1 Mart günü Türkiye'nin dört bir yanında, kalbi yaşam hakkı için çarpan tüm dostlarımızla omuz omuza olmanın gururunu yaşıyoruz. Ortak metnimiz, dilsiz canların haklarını savunmak ve bu toprakların kadim adaletini haykırmak için hazırlandı. Meydanlarda bu sesi hep birlikte yükseltirken, bazı noktalarda yapacağımız ortak vurgular, sesimizin tüm Türkiye'de tek bir yürek gibi duyulmasını sağlayacaktır.

Bugün sadece bu meydanda değiliz! İstanbul'dan Mersin'e, Kırklareli'nden Çanakkale'ye, Denizli'den Diyarbakır'a, Eskişehir'den Muğla'ya, Manisa'dan Antalya'ya... ve tam şu an burada, Çanakkale'nin kalbinden haykırıyoruz! Şehir şehir, meydan meydan; Türkiye'nin dört bir yanından yükselen bu ses, bu toprakların vicdanı, adaletin sarsılmaz iradesidir!

Biz bugün buraya; dilsiz canların çığlığı, sönen hayatların nefesi, kimsesizlerin kimsesi olmaya geldik! 'Dağlara buğdaylar serpin ki kuşlar bile aç kalmasın' diyen o kadim adaletten; bugün sokaklara ölüm ve korku serpen bir zihniyete, kara bir eşiğe geldik! Biz bu zulmü kabul etmiyoruz!

Barınak gerçeklerini, o karanlık 'İnfaz Koridorlarını' en sert ve çıplak haliyle mühürlemek için buradayız. Bize yapılan kara propagandayı, kurulan 'Trol Ordularını' ilk kez bu kadar net bir dille deşifre ediyoruz.

Yaratılmak istenen bilgi kirliliğine karşı; Türkiye'nin dört bir yanından, sarsılmaz bir kararlılıkla çelikten bir duvar örüyoruz. Biz buradayız; tek sesiz, tek yüreğiz! Adaletin sesi her bir can için yükselene, bu topraklar yeniden merhametle mayalanana dek susmayacağız!"

Yolumuz açık, sesimiz bir olsun."

Platform adına ikinci açıklamayı Miray Şirin okudu. Şirin açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Bundan tam iki yıl önce, 2 Ağustos 2024'te bu kürsülerden haykırmıştık: "Bu yasa çözüm değil, yıkım getirir!" demiştik. Aradan geçen 29 ay, ne yazık ki bizi en acı şekilde haklı çıkardı. Bu süreçte sadece hayvanlar değil, toplumun huzuru da hedef alındı.

Peki, bu süreç nasıl yürütüldü? Sistematik bir biçimde kurulan trol orduları aracılığıyla, gece gündüz demeden dijital mecralarda bir kara propaganda fırtınası estirildi. Sokaktaki dilsiz canlarımız, planlı bir dezenformasyon çalışmasıyla toplumun önüne "düşman" olarak atıldı. Gerçeklerden kopuk, nefret dolu bir dil sokaklara enjekte edildi. Bu manipülasyonlarla halk birbirine düşürüldü; komşu komşuya, mahalleli hayvanseverlere karşı kışkırtıldı. 2024 yasası sokakları güvenli kılmak için değil, merhameti bu topraklardan söküp atmak için kullanıldı.

RAKAMLARIN ARDINDAKİ TRAJEDİ: BARINAK GERÇEKLERİ

HAKİM tarafından açıklanan 2025 verileri, bir toplumun vicdan sınavından nasıl kaldığını belgelemektedir. Sadece geçtiğimiz yıl içinde, basına yansıyan verilere göre en az 3.939.077 hayvanın yaşam hakkı ihlal edildi. Yaklaşık 4 milyon can öldürüldü.

Ancak bu rakamlar sadece kâğıt üzerindeki veriler değil, her biri birer trajedi, her biri birer insanlık suçudur!

Açlık ve Vahşet: "Güvenli barınak" dedikleri o beton tabutlarda, günlerce bir kap su verilmediği için birbirini parçalamak zorunda kalan köpeklerin çığlıkları arşa ulaştı! Bu bir kaza değil, bu bir sistemdir!

Canlı Canlı Gömülenler: İş makineleriyle kazılan çukurlara, daha kalbi atarken, kuyruğu sallanırken atılan dostlarımızın sızısı yüreğimizde. O kepçelerin altında ezilen sadece hayvanlar değil, insanlığımızdır!

Uyuşturucu İğne İşkencesi: Sokak ortasında, yetkisiz ellerce fırlatılan o uyuşturucu iğnelerin, hayvanları felç ederek nasıl nefessiz bıraktığını gördük. Bu bir tedavi değil, bu bir kıyım yöntemidir!

Güneş Görmeyen Hücreler: Rehabilitasyon adı altında betonun içine hapsedilen, ömründe bir kez olsun başı okşanmadan can veren o masumların vebali hepimizin üzerindedir.

Yetkililere sesleniyoruz: Bu kıyımı kapalı kapılar ardında gizlemek yerine; gelin bu infazları meydanlarda, kurduğunuz vicdan darağaçlarında halkın gözü önünde yapın! Gizlenmeyin, bu suçla, bu utançla yüzleşin!

ACİL TALEPLERİMİZ VE ÇIKIŞ YOLU

Bizler sadece şikâyet etmiyoruz, çözümün yolunu bilimle ve vicdanla gösteriyoruz:

Yaşam Yasasına Dönüş: Kıyıma neden olan 2024 düzenlemeleri iptal edilmeli; "Kısırlaştır-Aşılat-Yerinde Yaşat" modeline tam yetkiyle dönülmelidir.

Şeffaf Denetim: Barınaklar "yasaklı bölge" olmaktan çıkarılmalı; gönüllülerin ve bağımsız denetçilerin barınaklara 7/24 erişimi yasal güvenceye alınmalıdır.

Ticarete Son: Hayvan üretimi ve satışı derhal yasaklanmalı, canlar mal gibi satılmamalıdır.

Caydırıcı Cezalar: Hayvana şiddet uygulayanlara ve görevini kötüye kullananlara ertelemesiz hapis cezaları getirilmelidir. Ve son olarak vazgeçmeyeceğiz!

VAZGEÇMEYECEĞİZ!

Sokakları güvensiz yapan hayvanlar değil; insanların cezasız kalan suçları ve merhametsiz politikalardır. Adalet yerini bulana kadar susmayacağız! Canlarımızı bu zihniyetin insafina terk etmeyeceğiz. Biz yaşamdan yanayız, biz adaletten yanayız, biz buradayız!"

Eylemde son olarak Avukat Zişan Çanakçıoğlu söz aldı. Çanakçıoğlu ise şunları söyledi:

"Ben hukukçu avukat Zişan Çanakçıoğlu. Yanımda da evladım Mars.

Hayatımın 5,5 yılını paylaştığım, henüz 45 günlük bir bebekken avuçlarıma bırakılan "Mars"in gözlerinden sesleneceğim.

Bugün size sadece yasalardan bahsetmeyeceğim. Çünkü yasa bir metindir. Uygulama mekanizmasında ise insan vardır. İnsanı insan yapan da vicdan ve merhamettir.

Mars'ın gözlerine baktığımda gördüğüm şey; hiçbir insan ilişkisinde bulamayacağınız kadar duru, menfaatsiz ve sonsuz bir güvendir. O beni kariyerimle, başarılarımla ya da hatalarımla sevmiyor; o beni sadece "ben" olduğum için, onun koruyucusu i ve yoldaşı olduğum için seviyor. İşte bu saf sevgi, insanın yarattığı o hesaplı kitaplı menfaat dünyasına indirilmiş en büyük tokattır.

Kabul edelim ki, insan ilişkileri çoğu zaman görünmez sözleşmeler üzerine kuruludur. En yakın arkadaşlıklarımızda bir "anlaşılma" beklentisi, aile bağlarımızda bir "aidiyet" borcu, meslek hayatımızda ise somut bir "çıkar" dengesi vardır. Sevgimiz bile bazen şartlara bağlıdır; "Eğer şöyle olursan, seni severim" deriz farkında olmadan.

İnsan dünyası, karşılıklılık esasına dayalı bir menfaat terazisinde yürür.

Oysa bir hayvanın dünyasına girdiğinizde, bu terazi çöker. Bir köpeğin gözlerinde "kariyeriniz", bir kedinin mırıltısında "sosyal statünüz" yoktur. Onlar bizi unvanlarımızla, banka hesaplarımızla veya onlara sağladığımız faydalarla sevmezler. Onlarınki; yargılamayan, küsmeyen ve her sabah aynı tazelikle sunulan karşılıksız bir var oluştur. İnsanın yarattığı o karmaşık menfaat dünyasında, hayvanlar aslında bizim kaybettiğimiz "saf sevgi"nin yaşayan son temsilcileridir.

Peki, bu saf sevgi neden hukukun konusu olmalıdır? Çünkü hukuk, sadece güçlü olanların birbirine verdiği sözleri tutması için değil; zayıfın ve sessizin bu menfaat dünyasında ezilmemesi için vardır. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve ilgili yönetmelikler, hayvanların yaşam hakkını ve refahını koruma altına alırken, son dönemdeki uygulamalar aşağıda belirtilen maddeler nezdinde açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir:

1. İstifleme ve Uygunsuz Toplama Koşulları

Hayvanların fiziksel bütünlüğüne zarar verecek şekilde istiflenerek toplanması, 5199 Sayılı Kanun'un 14. maddesinin (a) fıkrasına (hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak) aykırıdır. Ayrıca, Yönetmeliğin 20. maddesinde, toplama sırasında hayvanların yaralanmayacak şekilde, uygun ekipmanlarla nakledilmesini amirdir.

2. Devlet Eliyle Öldürme ve Etik Dışı İtfalar

Hayvanların toplu itlafı veya keyfi öldürülmesi, kanunda belirtilen "tıbbi zorunluluk" (ötenazi şartları) dışında Kanun'un 28/A maddesi uyarınca adli bir suçtur. Tıbbi bir gerekçe olmaksızın gerçekleştirilen her türlü "itlaf" YOK ETME girişimi, Türkiye'nin taraf olduğu Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne ve yaşam hakkı ilkesine aykırıdır.

3. Kontrolsüz Anestezi ve İğneyle Etkisizleştirme

Sokak hayvanlarının denetimsiz dozlarda uyuşturucu iğnelerle etkisiz hale getirilmesi, çoğu zaman solunum durmasına veya kalıcı hasarlara yol açmaktadır. Bu durum, veteriner hekim gözetimi şartını ihlal ettiği gibi, Türk Ceza Kanunu m.151 ve 5199 m.14 çerçevesinde işkence ve kötü muamele kapsamına girmektedir.

4. Yetersiz Barınak Şartları ve "Ölüme Terk Etme"

Barınakların standartlara uygun olmaması (açlık, susuzluk, hijyen eksikliği), kamu görevlilerinin "Görevi Kötüye Kullanma" (TCK m.257) suçunu oluşturur. Hayvanların kapatıldıkları alanlarda bakımsızlıktan ölmesi, ihmali davranışla yaşam hakkına kastetmektir. Belediye başkanları ve ilgili birim amirleri, kanunun kendilerine yüklediği "rehabilitasyon ve koruma" görevini yerine getirmemekten doğrudan sorumludur.

Mevzuatımızda yapılan son değişiklikler dahi, idareye hayvanları işkence altında toplama veya standart dışı merkezlerde ölüme terk etme yetkisi vermemektedir. Anayasal ilkeler ve idare hukukunun "hizmet kusuru" ilkesi uyarınca, bu eylemleri gerçekleştiren tüm sorumlular hakkında cezai ve idari yaptırım süreci işletilmelidir.

Bizler, bize hiçbir karşılık beklemeden hayatını ve sadakatini sunan bu canlıları "mal" olarak gördüğümüzde, aslında kendi insanlığımızı da bir eşya seviyesine indiriyoruz. Onların "yaşam hakkı", bizim onlara olan minnet borcumuzdan değil; onların duyarlı, hisseden ve acı çeken birer birey olmalarından kaynaklanır. Modern hukuk, insanın bu "üstenci" ve "menfaat odaklı" bakış açısını kırmalı; hayvanı, insanın insafına bırakılmış bir nesne değil, yasaların koruması altındaki bir "özne" haline getirmelidir.

Hayvan haklarını savunmak, sadece yasaklardan ibaret değildir. Bu haklar; yaşama hakkını, barınma hakkını ve türüne özgü doğasında var olma hakkını güvence altına almayı gerektirir. Bizim hukuk sistemimizden beklentimiz; hayvanları sadece insanların birer "uzantısı" veya "hobisi" olarak değil, ekosistemin bağımsız ve hak sahibi özneleri olarak tanımasıdır.

Madalyonun Diğer Yüzünde ise...."Şanssız" Kardeşler var.

....Mars çok şanslıydı. Sıcak bir yuvası, her gün dolan bir mama kabı ve en önemlisi onu koruyan bir ailesi var. Peki ya sokaktaki kardeşleri?

Dışarıda, tıpkı Mars gibi hissetme yetisine sahip, tıpkı onun gibi acıkan, üşüyen ve korkan binlerce car var. Onların tek suçu, bir "yuva" piyangosunun kendilerine vurmamış olması. Sokaktaki o canların bakışlarında; insanın ihanetine uğramışlığın hüznü, şiddetin korkusu ve açlığın yorgunluğu var. Onla "şanssız" oldukları için mi yaşam haklarından mahrum kalmalılar? Bir canın yaşam hakkı, bir insanın vicdanına ya da şansına mı bağlı olmalı?

Sonuç olarak; Mars bana karşılıksız sevmeyi öğretti, ben de ona bu dünyada güvende olmayı vaat ettim. Gelin, bu vaadi sadece kendi evimizdeki canlar için değil, dilsiz tüm dostlarımız için bir huku kalkanına dönüştürelim.

Çünkü gerçek medeniyet, en zayıf olanın en güçlü korunduğu yerdir."

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş