info@ozugurdanismanlik.com
Yaz mevsimi; doğanın canlanışını, hafiflemeyi, tatili ve deniz kokusunu müjdelerken, ne yazık ki modern dünyanın insan zihnine dayattığı başka bir "normallik" baskısını da beraberinde getiriyor. Havaların ısınmasıyla birlikte giysiler hafifliyor, sahil şeridi hareketleniyor; ancak tam da bu dönemde bireylerin üzerindeki görünmez bir baskı katmerlenerek artıyor: Beden algısı ve bedenler üzerinden yapılan toplumsal etiketlemeler.
Bir sosyolog ve aile danışmanı olarak, her yaz döneminde bu konunun hem bireysel ruh sağlığında hem de aile içi dinamiklerde ne denli derin yaralar açtığına yakından şahitlik ediyorum. Medya, reklamlar ve sosyal medya algoritmaları aylardır bizlere "yaza hazır mısınız?", "plaj vücudu" gibi içi boşaltılmış, tamamen tüketime ve tek tipleştirmeye dayalı kavramları dayatıyor. Sanki bir insanın denize girmesi, güneşin tadını çıkarması ya da hafif giyinmesi için küresel standartlarda bir beden ölçüsüne sahip olması zorunluymuş gibi bir illüzyon yaratılıyor. Bu da pek çok insanın kötü hissetmesine ve tatilde “dinlenmek” yerine farklı dinamiklere odaklanmasına sebep oluyor.
Bu durumun sosyolojik boyutu, bireyi sadece "görsel bir nesne" indirgeyen toplumsal bir baskı mekanizmasıdır. İnsanları kiloları, boyları, selülitleri ya da yara izleri üzerinden etiketlemek; onları toplumsal alanlarda güvensizliğe, utanca ve izolasyona sürükler. "Yazın bu da giyilir mi?", "Biraz kilo mu aldın?", “Bu kiloyla bu giydiği olmuş mu?” gibi ayaküstü söylenen, şaka kisvesi altına saklanmış o toksik cümleler, aslında bireyin özgürlük alanına ve beden bütünlüğüne yapılmış açık bir müdahaledir.
"Odak Değiştirme" Zamanı: Bedenden Değere
Bizler, insanı sadece etten ve kemikten ibaret bir form olarak göremeyiz. Bir bireyin değeri, topluma kattığı anlam, kurduğu bağlar, kalbindeki şefkat ve zihnindeki ürettikleriyle ölçülür. Bu noktada, bu dayatılan sahte algıyla mücadele etmek için tam bir "Odak Değiştirme" pratiğine ihtiyacımız var.
Odağımızı; dışarıdan nasıl göründüğümüzden, içeride nasıl hissettiğimize kaydırmak zorundayız. Bedenimiz, bizi bu hayatta taşıyan, nefes almamızı sağlayan, sevdiklerimize sarılmamıza aracılık eden en sadık yoldaşımızdır. Onu yaz aylarına uydurulması gereken bir proje gibi görmek yerine, bize sunduğu yaşam enerjisi için takdir etmeyi öğrenmeliyiz. Aynaya baktığımızda gördüğümüz kusurlara değil; o bedenin içindeki ruhun kalitesine odaklanmalıyız. Bu durum, sağlığımıza dikkat etmeyeceğimiz sonucunu doğurmasın. Tabii ki sağlığımız için yapmamız gereken hareketleri takip edeceğiz, gıdamıza dikkat edeceğiz. Buradaki en önemli durum, olayı sadece fizik beden olarak algılamak yerine, beden ve ruhun bütünlüğü üzerinden algılamak olmalıdır.
Meselenin aile danışmanlığı boyutunda ise durum çok daha kritik bir hal alıyor. Hatırlamalıyız ki, beden algısı ailede başlar. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, ebeveynlerinin kendi bedenleri ve başkalarının bedenleri hakkında yaptığı yorumları bir sünger gibi emerler. Evin içinde sürekli kilosundan şikayet eden bir anne ya da başkalarının dış görünüşünü eleştiren bir baba, çocuğunun zihnine "Değerli olmak için kusursuz görünmelisin" tohumlarını eker. Bu durum ilerleyen yaşlarda yeme bozukluklarına, sosyal anksiyeteye ve derin bir özgüven eksikliğine yol açabilir.
Bu yaz, hem kendimize hem de çevremize bir iyilik yapalım. İnsanları dış görünüşleriyle etiketlemeyi, bedenleri üzerinden sessiz ya da sesli yargılarda bulunmayı tamamen terk edelim. Birbirimize "Ne kadar zayıflamışsın/kilo almışsın" diye değil, "Gözlerinin içi parlıyor, nasılsın?", “Bugün çok mutlu görünüyorsun, ne oldu?”, “Üzgün görünüyorsun yapabileceğim bir şey var mı?” diye soralım.
Sağlıklı, huzurlu ve odağımızı sevgiye, şefkate çevirdiğimiz, etiketlerden uzak harika bir yaz mevsimi dilerim.
www.ozugurdanismanlik.com
Instagram / YouTube : Koyde.birsosyolog