bilgecetinkaya96@gmail.com
Hayata ve kendine dair arayışta olan tüm okurlara içten merhaba. Bu arayış ne zaman başladı bilinmez, süregeldiği oldukça kesin. Tıpkı yaşlanma gibi… Yaşlanma deyince “eyvah” diye bir ses de ardından geliyor gibi çoğumuza. Korkmayın, küçüklüğümüzde “büyümek” derken nasıl mutlu oluyorsak; “yaşlanıyorum” demekle de büyüyorum diyoruz aslında. Aynı anlama gelen iki kelime, hissettirdiği oldukça farklı; ne ironi… Ben de naçizane lisans zamanımdan beri bu kavramlarla haşır neşir olan biriyim ve sizlerle reçete sunmadan, teoride de kalmadan varlığımızın başından bu anımıza kadar ve elbette ömrümüzün son demlerine uzanan yaşam yolculuğumuzda; bazen bir durup soluklanacağımız, bazen de başta kendimizi ve etkileşim kurduğumuz insanları belki de bir parça daha iyi anlamaya çalışabileceğimiz bir alan açmak amacındayım.
Büyükşehirde senelerce yaşamış ancak memleket kokusunu Çanakkale’de hissetmiş ve şu an buranın bir köyünden size seslenen biri olarak ilk kez yazdığım bu köşe yazısını sizlerle paylaşmaktan duyduğum heyecan ve mutluluğu ifade etmek istiyorum.
“Yaşlanma, yaşlılık ve psikolojik danışmanlık nasıl alakalı?” sorusunu duyduğum çok anım bulunuyor. Sizlerin de içinizden aynı soru geçiyor olabilir, belki bu yazı bir nebze sorunuza yanıt olacaktır. Yaşlanmanın büyümek ile aynı anlama geldiğini belirtmiştim. Yaşlılık bunun neresinde? Sadece bir bölümünde. Çünkü yaşlılık; çocukluk, ergenlik, yetişkinlik gibi yaşamın bir dönemini ifade ediyor bizlere. Yaşlanma ise bu dönemlerin tamamı hatta daha fazlasını içermekte. Peki, yaşlı deyince -ki denmesini istemeyen ve yerine farklı ifadeler kullanan kişilerle tanıştım- bizlere ne etki yaratıyor? Bu sorunun cevabı oldukça çeşitli…
Bir masa hayal edin; hepimizin zihnindeki masaların köşeleri, rengi, dokusu ve biçimi nasıl farklılık gösteriyorsa, “bir yaşlı hayal edin” dediğimizde de herkesin zihninde başka bir yaşlı resmi çiziliyor. Bu resim; çevremizde gördüğümüz insanlar, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz dizi ve filmler, sosyal medyada karşılaştığımız görseller ve yaşam deneyimlerimiz gibi pek çok içeriğin birleşiminden oluşabiliyor. Bu resimlere bakış attığımızda bizlerde uyandırdığı hissiyat da elbette oldukça farklı olacaktır. Uzun yıllar boyunca yaşlı denildiğinde çoğumuzun zihninde baston kullanan, gözlük takan, sırtı öne eğilmiş, daha çok geçmiş yıllara ait giysiler giymeyi tercih eden ve bugünden çok geçmişe ait bilgi ve deneyimlerle özdeşleştirilen bir profil canlanıyordu. Bugün bu imge herkesin zihninden tamamen ortadan kalkmış değil, yanına ek olarak farklı bir yaşlı resmi daha eklendi. Bu yeni resimde daha dik yürüyen, baston kullanmayan, günümüz modasına daha yakın giyinen, hem geçmişe hem de bugüne dair bilgi sahibi olan ve yeni şeyler öğrenmeye açık bir yaşlı birey görüyoruz. Bu iki resim bizlere yaşlılığın tek bir biçimi ya da tipi olmadığını gösteriyor. Burada önemli olan nokta, çizilen bu resimlerin, yaşlı bireylerin kendilerinden çok, bizim zihnimizde oluşan algılar olmasıdır.
Sizlerle birlikte düşünelim istediğim bir soru belirgin zihnimde: Yaşlılığı gerçekten olduğu gibi mi görüyoruz, yoksa ona yüklediğimiz anlamlarla mı değerlendiriyoruz? Çünkü yaşlılık sadece biyolojik bir gerçekliği değil; aynı zamanda toplumsal bir algıyı da anlatır. Yani bir toplum yaşlı bireyleri nasıl tanımlıyorsa, çoğu zaman onlara öyle davranır. Yaşlılığı yalnızca bakıma ve yardıma ihtiyaçlık durumunun artması veya daha bağımlı hale gelmek ile özdeşleştirirsek; yaşlı bireylerin üretkenliklerini, deneyim ve yaşam birikimlerini görmezden gelmiş oluruz.
Dünyanın birçok ülkesinde ortalama yaşam süresi uzuyor. Bu durum her geçen zamanda yaşlı birey sayısının arttığını hem de daha uzun bir yaşlılık döneminin yaşandığını gösteriyor. Dolayısıyla asıl sorumuz artık “İnsanlar ne kadar yaşıyor?” değil; “İnsanlar yaşlanırken nasıl bir yaşam sürüyor?” olmalıdır.
Belki de yaşlılığa bakışımızı değiştirmek ve/veya geliştirmek için önce işe kullandığımız kelimelerden, kurduğumuz cümlelerden başlamamız gerekiyordur. Çünkü bunlar yaşlı bireye nasıl baktığımızı da şekillendiriyor. Hiç düşündünüz mü? Bir gün pek çoğumuz yaşlı olmayı umut ediyoruz. Çünkü yaşlı olmak, her şeyden önce yaşamaya devam etmiş olmanın göstergesidir. Peki, neden ulaşmayı umut ettiğimiz bir yaşam dönemini olumsuz anlamlarla tanımlıyoruz?
Bu köşede bundan sonraki yazılarımızda yaşlı bireyleri, yaşlılık ve yaşlanmayı pek çok açıdan birlikte ele alıyor olacağız. Çünkü yaşlanmak yaşamın karşıtı değil; yaşamın ta kendisidir.