Gelibolu'nun manevi ve kültürel hayatında yüzyıllar boyunca derin izler bırakan, Osmanlı döneminin en köklü Mevlevî dergâhlarından biri olan Gelibolu Mevlevihanesi, kapılarını ziyaretçilerine açarak sevgi ve hoşgörünün merkezi olma özelliğini koruyor. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin yüzyılları aşan evrensel öğretisinin bu dergahta yaşatıldığını belirten uzmanlar; yapının içerisinde zikir, sema ayinleri, musiki, edebiyat ve tasavvuf eğitimlerinin verildiğini ifade etti. Tarihî kaynaklar, asırlar öncesinden yükselen "Gel, ne olursan ol yine gel..." mesajının, bugün de yapıyı ziyaret edenlerin ruhuna dokunduğunu vurguladı.
Gelibolu Mevlevihanesi, kurulduğu dönemden itibaren sadece bir ibadet alanı olmanın ötesine geçerek, sanat, kültür ve ilim merkezi olarak da öne çıktı. Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinden gelen pek çok dervişin bu kutsal çatıda yetiştiğini dile getiren araştırmacılar, bu durumun Gelibolu'nun yerel kültürel hayatına büyük ve zengin katkılar sağladığını belirtti. Tarih, tasavvuf ve geleneksel mimarinin iç içe geçtiği bu eşsiz eser, kentin geçmişine ışık tutan en anlamlı merkezlerden biri olarak kabul ediliyor.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında tekkelerin kapatılması kararıyla birlikte faaliyetlerine son verilen tarihi yapı, zaman içinde çeşitli dönemlerden geçerek yıpranmaya yüz tutmuştu. Ancak yürütülen titiz çalışmaların ardından geçirmiş olduğu çeşitli onarımlarla yeniden ayağa kaldırılan dergah, günümüzde tamamen restore edilmiş haliyle yerli ve yabancı ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.
Burayı gezenlerin sadece tarihi bir binayı değil, yüzyıllar boyunca insanı merkeze alan bir anlayışın izlerini de yerinde gördüğünü vurgulayan yetkililer, kültürel mirasın korunarak geleceğe aktarılmasının önemine dikkat çekti.
(ERHAN TAYLAN)