yandexmetrikacounter
“Can korkusuyla okula gitmek istemiyoruz!” | Çanakkale Olay

“Can korkusuyla okula gitmek istemiyoruz!”

Çanakkale’de bir araya gelen eğitim sendikaları, İstanbul Çekmeköy’de öğretmen Fatma Nur Çelik’in okulda bıçaklı saldırı sonucu katledilmesine tepki göstermek amacıyla bugün bir eylem düzenledi. Sendikalar açıklamalarında okullardaki güvenlik zafiyetine ve öğretmenlerin itibarsızlaştırılmasına dikkat çekerek; "Eğitimde Şiddet Yasası"nın derhal çıkarılmasını talep etti.

198

İstanbul Çekmeköy’deki bir lisede gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda iki öğretmen ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan öğretmenlerden Fatma Nur Çelik, tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmişti. Bugün ülke genelinde olduğu gibi Çanakkale’de de eğitim kurumlarındaki şiddeti protesto etmek amacıyla Eğitim-İş Çanakkale Şubesi, Eğitim-Sen Çanakkale Şubesi ve Öğretmen Sendikası Çanakkale Şubesi tarafından Truva Atı önünde ortak bir eylem düzenlendi.

119279_wuciwug_e56f9c5f_can-korkusuyla.jpeg

Eylemde ilk açıklamayı Eğitim-İş Çanakkale Şubesi Basın Yayın Sekreteri Emrah Karahan okudu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Bu ülkede okulda yine bir öğretmen öldürüldü! Artık yeter!

İstanbul'un Çekmeköy ilçesinde, Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde öğretmenimiz Fatma Nur Çelik okulda katledildi. Okulda! Eğitim yuvasında! Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde!

44 yaşında bir meslektaşımızı kaybettik. Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor.

Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin, elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi... Bu tablo bir "münferit olay" değildir! Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur.

119279_wuciwug_d5f4a6ae_can-korkusuyla.jpeg

Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş, uyarılar yapılmış, hatta çocuk psikiyatrisi tedavi süreci olduğu bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz!

Buradan açıkça söylüyoruz: Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez!

Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e soruyoruz:

Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor?

Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz?

Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek?

Şiddetin tek bir faili yoktur. Bu cinayetin arkasındaki zihniyet; öğretmeni ötekileştiren, her fırsatta hedef gösteren, "herkes öğretmenlik yapabilir" diyerek mesleği değersizleştiren anlayıştır. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir.

Dünyada "Başöğretmen" unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır: “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür."

Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız.

Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına çeviren, liyakatsiz yöneticilerle dolduran anlayış; bugün bu kanın sorumluluğundan kaçamaz. Öğretmenleri baskı altına alan, güvencesizleştiren, susturmaya çalışan zihniyet; bugün okulları güvenliksiz bırakmıştır.

Alışveriş merkezlerine kesici-delici aletle girilemezken, okullara rahatlıkla girilebiliyor! Bu bir tesadüf değil; bu bir yönetim zaafıdır!

Biz diyoruz ki:

Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır.

Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır.

Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır.

Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır.

Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir.

Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır.

Bugün şiddet yalnızca okullarda değil; dünyanın dört bir yanında hayatı kuşatmış durumdadır.

Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD'nin, haydut İsrail'in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur.

Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir yol göstericidir. Vatan savunması dışında savaş politikalarının insanlığa yıkım getirdiği tarih boyunca defalarca görülmüştür. Savaşlarda kazanan silah lobileri ve güç odakları olur; kaybeden ise insanlıktır.

Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz:

Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir. Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır.

Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor! Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz! Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz!

ARTIK YETER!

Eğitim yuvaları; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekânı olmalıdır.

Kaybettiğimiz meslektaşımıza rahmet, ailesine ve öğrencilerine sabır diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız. Siz yayın yasağı getirerek susturmaya çalışsanız da susmayacağız! Mücadele edeceğiz.

Çünkü insanlığın ortak geleceği savaşta değil, barıştadır. Çünkü bir ülkenin geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür.”

"Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir."

Karahan’ın ardından ikinci açıklamayı Eğitim-Sen Çanakkale Şube Başkanı İnal Akoğlu okudu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“2 Mart Pazartesi günü İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda iki meslektaşımız ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan arkadaşlarımızdan biri tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir.

Bugün burada yalnızca aramızdan koparılan arkadaşımız için değil, yıllardır göz ardı edilen itibarımız ve can güvenliğimiz için toplandık.

Yaşamını kaybeden meslektaşımızın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. Yaralanan öğretmen arkadaşımıza ve öğrencimize acil şifalar diliyoruz.

Ancak açıkça ifade ediyoruz:

Bu saldırı münferit değildir.

Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir.

Şiddetin zemini yalnızca bireysel bir öfke değildir. Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir.

Öte yandan derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusu da şiddet riskini büyüten önemli toplumsal faktörlerdir. Ailesi ekonomik krizle mücadele eden, temel ihtiyaçlara erişimde zorlanan, sosyal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan çocuk ve gençlerin yaşadığı psikolojik baskı görmezden gelinemez. Sosyal politikaların zayıflığı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği bu tabloyu ağırlaştırmaktadır.

Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz:

Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir.

Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir.

Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir.

Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır.

Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır.

Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır.

Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer vakaların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir.

Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ediyoruz. Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez.

Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz.

Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.”

Açıklamaya Eğitim-İş Çanakkale Şubesi, Eğitim-Sen Çanakkale Şubesi ve Öğretmen Sendikası Çanakkale Şubesi üyesi öğretmenlerin yanı sıra öğrenciler, CHP Çanakkale Merkez İlçe Başkanı İbrahim Can Ergun, İYİ Parti İl Genel Meclisi Üyesi Murat Çağlayan ve vatandaşlar katıldı.

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş