Bir çocuğun önüne boş bir kağıt bıraktığınızda aslında ona küçük ama sınırsız bir alan vermiş olursunuz. Kağıdın üzerinde ne olması gerektiğine dair hazır bir cevap yoktur. O boşluğu nasıl dolduracağına çocuk karar verir. Bazen bir ev çizer, bazen bir insan, bazen de gerçekte hiçbir yerde bulunmayan tuhaf bir yaratık ortaya çıkarır. Ben çocukların resim yapmasını bu yüzden çok değerli buluyorum. Çünkü resim, çocuğun yalnızca elini değil, bakışını ve düşüncesini de işe dahil ettiği bir uğraştır.
Çocukların yaptığı resimlere yetişkin gözüyle bakınca eksik oranlar, yanlış renkler veya gerçek dışı ayrıntılar görmek çok kolaydır. Oysa bir çocuk için bunların her biri bazen bilinçli, bazen tamamen içgüdüsel bir seçimdir. Gökyüzünü mor yapmak istiyorsa yapabilir. Bir ağacı evden daha büyük çizmek isteyebilir. İnsanların yanında konuşan hayvanlar veya uçan balıklar yer alabilir. Ben bu özgürlüğün hemen düzeltilmesini doğru bulmuyorum.
Çocuk resmi, yetişkinlerin dünyasının küçük bir kopyası olmak zorunda değildir.
Resim yapmak dışarıdan bakıldığında basit bir etkinlik gibi görünebilir. Çocuk kalemi alır, bir şeyler çizer ve sonunda ortaya bir görüntü çıkar. Fakat bu sürecin içinde çok sayıda küçük karar vardır. Çocuk önce nereden başlayacağını düşünür. Sonra çizginin yönüne, şeklin büyüklüğüne, kullanacağı renge ve resmin sayfadaki yerine karar verir.
Bir bölüm istediği gibi olmazsa ne yapacağını düşünmesi gerekir. Siler, üzerine başka bir şey çizer veya ilk planını tamamen değiştirebilir. Çocuk bütün bunları yaparken farkında olmadan gözlem yapar, seçim yapar ve yaptığı seçimin sonucunu görür.
Ben çocuklarla çalışırken yalnızca ortaya çıkan son resme bakmam. Süreçte ne yaptığı benim için en az sonuç kadar önemlidir. Bir sorunla karşılaştığında hemen vazgeçiyor mu? Yeni bir yol deniyor mu? Başkasının yaptığına mı bakıyor, yoksa kendi kararını mı veriyor? Asıl gelişimi çoğu zaman burada görmek mümkün oluyor.
Bir nesneye bakmak ile onu çizmek için incelemek birbirinden farklıdır. Çocuk bir ağacı gördüğünde onun ağaç olduğunu bilir. Fakat ağacın resmini yapmaya başladığında yalnızca adını bilmek yetmez. Gövdenin kalınlığına, dalların yönüne, yaprakların dağılımına ve ışığın nereden geldiğine dikkat etmesi gerekir.
Aynı durum bir insan yüzünde de yaşanır. Çocuk önce gözleri ve ağzı sembollerle gösterebilir. Zamanla gözlerin yüzdeki konumunu, burnun biçimini veya yüzün bir tarafının diğerinden daha aydınlık olduğunu fark etmeye başlar.
Bu nedenle resim yapmayı yalnızca çizim becerisiyle sınırlandırmıyorum. Çocuğun çevresindeki ayrıntıları fark etmesi de bu sürecin bir parçasıdır.
Resim yapmayı öğrenen çocuk, zamanla yalnızca neye baktığını değil, gerçekten ne gördüğünü düşünmeye başlar.
Bu alışkanlığın yalnızca sanatla sınırlı kalması da gerekmez. Çevresindeki renkleri, yüzeyleri, ışığı veya insanların ifadelerini fark etmesi çocuğun dünyaya karşı daha dikkatli bir bakış geliştirmesine yardımcı olabilir.
Çocuklar genellikle biz yetişkinlerden daha rahat hayal kuruyor. Gerçek ile hayal arasındaki sınırı resim yaparken kolayca değiştirebiliyorlar. Bence bu özellik korunması gereken bir şey.
Çocuğun önüne sürekli hazır bir resim koyup aynısını yapmasını istediğimizde elbette bazı teknikleri öğretebiliriz. Ama bütün sanat çalışması bundan ibaret hale gelirse çocuk kendi fikrini oluşturmak yerine verilen cevabı tekrar etmeye alışabilir.
Ben örnek çalışmaya karşı değilim. Bazen bir tekniği göstermek için örnek gereklidir. Perspektifi, ışığı veya belirli bir boya kullanımını anlatırken örneklerden yararlanmak faydalı olabilir. Ancak bir süre sonra çocuk öğrendiği bilgiyi kendi resminde kullanabilmelidir.
Bir çocuğun hayal ettiği şeyi nasıl göstereceğini düşünmesi yaratıcı sürecin önemli bir parçasıdır. Önünde hazır bir model yoksa kendi çözümünü geliştirmesi gerekir. Uçan bir evin nasıl duracağını, denizin üzerinde yürüyen bir hayvanın nasıl görüneceğini veya tamamen hayal ürünü bir karakterin nasıl olacağını kendisi belirler.
Yaratıcılık yalnızca sıra dışı şeyler düşünmek değil, kendi çözümünü üretebilmektir.
Aynı sınıftaki çocukların aynı çalışmayı yaptığını düşünelim. Konu aynı olabilir, kullanılan malzemeler aynı olabilir ve öğretmen aynı tekniği anlatmış olabilir. Buna rağmen ortaya çıkan resimlerin birbirine benzemesi şart değildir.
Biri büyük biçimlerle çalışabilir. Başka biri küçük ayrıntılara yoğunlaşabilir. Bir çocuk canlı renkleri tercih ederken diğeri daha yumuşak tonlara yönelebilir. Bu farklılıkların sanat eğitiminin doğal bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
Bütün çocukların çalışmaları aynı görünüyorsa çocukların kendi kararları için yeterince alan olup olmadığını sorgulamak gerekir. Çünkü sanat eğitiminin amacı tek tip sonuç üretmek değildir.
Ben çocuklara bir tekniği gösterdikten sonra o tekniği nasıl kullanacakları konusunda mümkün olduğunca alan bırakmayı tercih ediyorum. Çocuğun resminin sonunda hâlâ ona ait olduğunu hissetmesi çok önemli.
Çocukların resim yaparken en sık söylediği cümlelerden biri “Yanlış oldu” cümlesidir. Bir çizgi istediği yerden geçmez, boya beklediğinden koyu çıkar veya yaptığı şekil kafasındaki görüntüye benzemez.
Ben hemen müdahale etmeyi sevmiyorum. Önce çocuğun ne yapacağını görmek istiyorum. Belki silmek isteyecek. Belki o çizgiyi başka bir şeye dönüştürecek. Belki de olduğu gibi bırakacak.
Sanatın burada çok güzel bir tarafı var. Her hata mutlaka ortadan kaldırılması gereken bir şey değildir. Bazen planlanmamış bir çizgi kompozisyonun yeni bir bölümüne dönüşebilir.
Bu deneyim çocuğa küçük ama önemli bir şey gösterebilir: İlk denemenin istediği gibi olmaması sürecin bittiği anlamına gelmez.
Resim yaparken yeniden denemek son derece doğaldır. Hatta çoğu zaman çalışmanın kendisi zaten denemelerden oluşur.
Çocukların büyüdüğü dünya giderek daha hızlı hale geliyor. Ekranlarda birkaç saniye içinde yeni bir görüntü, yeni bir oyun veya yeni bir içerik ortaya çıkıyor. Resim yapmak ise çoğu zaman aynı hızda ilerlemez.
Bir çalışma yavaş yavaş oluşur. Bazen renkleri hazırlamak gerekir. Bazen bir katmanın kuruması beklenir. Bir bölümün üzerinde tekrar çalışmak gerekebilir.
Çocuğun boş bir kağıdın zaman içinde kendi emeğiyle değiştiğini görmesi bana çok değerli geliyor. Sonuç aniden ortaya çıkmaz. Çocuk yaptığı işin gelişimini izler.
Burada amaç çocuğu uzun süre masada tutmak değildir. Zorla geçirilen süre bana göre sabır değildir. Önemli olan çocuğun kendi isteğiyle yaptığı işin içinde kalabilmesidir.
Sevdiği bir çalışma bazen çocuğun normalde beklenenden çok daha uzun süre odaklanmasına yardımcı olabilir. Çünkü uğraştığı şey artık yalnızca kendisine verilen bir görev değildir. Kendi üretimidir.
Bir çocuğun resim yapması için önceden yetenekli kabul edilmesi gerektiğine inanmıyorum. Çizim becerisi gelişebilir. Renk kullanımı öğrenilebilir. Gözlem zaman içinde daha güçlü hale gelebilir.
Asıl önemli sorulardan biri çocuğun resim yapmaktan keyif alıp almadığıdır.
Her çocuk ileride sanatçı olmayacak. Zaten olması da gerekmiyor. Spor yapan her çocuk profesyonel sporcu olmadığı gibi resim yapan her çocuğun da gelecekte ressam olması beklenmemeli.
Sanatın çocukların hayatındaki değeri yalnızca bir mesleğe dönüşmesinden gelmez. Çocuk resim yaparken yeni bir şey deniyor, kendi kararlarını veriyor ve bundan keyif alıyorsa bu başlı başına değerlidir.
Çocuk yaptığı resmi ailelerine gösterdiğinde yetişkinler genellikle hemen değerlendirme yapar. “Çok güzel olmuş” demek iyi niyetlidir ama bazen çocukla resim üzerine konuşmak daha anlamlı olabilir.
“Burada ne yaptın?” diye sorabilirsiniz. “En sevdiğin bölüm hangisi?” veya “Bu rengi nasıl seçtin?” gibi sorular çocuğun kendi çalışması hakkında düşünmesini sağlayabilir.
Buna karşılık her resmin bir açıklaması olması gerektiğini de düşünmüyorum. Çocuk bazen yalnızca çizmiştir. Bunu uzun uzun anlatmak istemeyebilir.
Karşılaştırmalardan ise mümkün olduğunca kaçınmak gerektiğine inanıyorum. Bir çocuğun resmini kardeşinin veya arkadaşının resmiyle karşılaştırmak sanatın doğal çeşitliliğini bir yarışa dönüştürebilir.
Bir çocuğun en sağlıklı karşılaştırması başka bir çocukla değil, kendi geçmiş çalışmalarıyla yapılabilir.
Çocuklukta sanatla olumlu bir ilişki kuran kişinin mutlaka ömür boyu resim yapması gerekmez. Yıllar sonra bambaşka bir meslek seçebilir. Ama sanatla kurduğu o ilk ilişki başka şekillerde hayatında kalabilir.
Bir müzede resme daha dikkatli bakabilir. Sokakta yürürken binaların biçimini fark edebilir. Gün batımındaki renk değişimlerini izleyebilir. Bir gün kendi çocuğunun önüne boş bir kağıt koyduğunda onun hayal gücünü hemen düzeltmeye çalışmayabilir.
Ben sanat eğitiminin değerini biraz da burada görüyorum.
Çocuk bugün yaptığı resimde kullandığı tekniklerin çoğunu yıllar sonra unutabilir. Ama dünyaya biraz daha dikkatli bakmayı öğrenmişse, resmin ona bıraktığı en güzel şeylerden biri bu olabilir.
Ben ressam Meral Koraltan Vuran. Resim eğitimimi Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nde tamamladım. Sanat yaşamım boyunca kişisel sergiler açtım, ulusal ve uluslararası karma sergilere katıldım ve çalışmalarımı bugün İzmir’deki atölyemde sürdürüyorum. Ressamlığımın yanında öğretmenlik eğitimimin de etkisiyle çocuklarla yaptığım çalışmalarda yalnızca daha doğru çizmelerini değil, kendi bakışlarını ve hayal güçlerini koruyarak üretmelerini önemsiyorum. İzmir Bayraklı, Bölge Metro İstasyonu yakınındaki atölyemde yürüttüğüm çocuk sanat çalışmalarının içeriğini, yaş yaklaşımını ve ders anlayışımı İzmir çocuk resim kursu sayfamda ayrıntılı olarak anlatıyorum.
(BÜLTEN)