info@ozugurdanismanlik.com
Son haftalarda haber bültenlerinde ve sosyal medyada üst üste gelen "kapanan kitapçılar" haberlerini içim burkularak izliyorum. Yıllara meydan okumuş o kadim dükkânların birer birer kepenk indirmesi, vitrinlerin boşalması sadece ticari bir kaybı değil, kültürel ve insani bir hafızanın da sessizce çekilip gitmesini temsil ediyor. Ekranların hayatımızı çepeçevre kuşattığı bu çağda, basılı bir kitabın ve onu bize ulaştıran o sessiz sığınakların değerini ne kadar çabuk unutuyoruz?
Dijital dünya bize hız ve sınırsız depolama vaat edebilir; fakat hiçbir ekran, fiziksel bir kitabın insan ruhunda bıraktığı derin izi taklit edemez. Çünkü gerçek bir kitabı okumak, yalnızca zihinsel bir eylem değil, beş duyumuzla katıldığımız bütüncül bir deneyimdir. Dokunmak, sayfaların kokusunu hissetmek, yaprakları arasında dolanmak, bir kitabın tüm ruhunu hissetmemizi sağlayan en önemli argümanları bize sunar.
Elinize aldığınız bir kitabın kâğıt ağırlığını avuçlarınızda hissetmek, sayfalarını çevirirken çıkan o hışırtıyı duymak, matbaa mürekkebinin veya yıllanmış sayfaların o kendine has kokusunu içine çekmek… Bir cümlenin altını kurşun kalemle çizerken kâğıtta bıraktığınız o mikro titreşim bile okuma eylemini kişiselleştirir. Gözlerimiz soğuk piksellerin yaydığı mavi ışıkta yorulmak yerine, kâğıdın dokusunda dinlenir. Kitap bize yavaşlamayı, derinleşmeyi ve gerçekten "orada" olmayı hatırlatır. Her şeyden önemlisi de hayal kurmayı tamamen unuttuğumuz bu günlerde, okuduğumuz satırların içerisinde sonsuz bir hayal dünyasının kapılarını açar.
Bunun da ötesinde basılı kitap, geleceğe bırakılan en somut ve güvenilir kaynaktır. Dijital içerikler bir tıkla silinebilir, algoritmaların değişmesiyle kaybolabilir veya format uyumsuzlukları yüzünden erişilemez hale gelebilir, hatta kötü niyetli eller tarafından geriye dönük içerik değişiklikleri yapılabilir. Oysa kütüphanemizin rafına yerleştirdiğimiz bir kitap; elektrik kesintilerinden, sunucu çökmelerinden ve dijital manipülasyonlardan muaftır. Yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan elyazmaları ve basılı eserler gibi, bugün elimizde tuttuğumuz her cilt de geleceğe aktarılacak dokunulabilir birer belgedir. Her bir kitap, yazarının enerjisinin geçtiği bir değerdir aynı zamanda.
Kitapçılar ve kütüphaneler ise sadece raflardan ibaret değildir; sayfaların arasında kaybolduğumuz, kendi iç sesimizle buluştuğumuz kamusal hafıza alanlarıdır. Bir kitapçıya adım atmak, henüz adını bilmediğiniz bir yazarla rastlantısal bir bağ kurma şansıdır.
Kapanan her kitapçı, sayfaları çevrilmeyen her basılı kitap; duyularımızın biraz daha körelmesine, belleğimizin biraz daha uçucu hale gelmesine neden oluyor. Belki de tam bugün, ekranlarımızı bir kenara bırakıp en yakın kitapçıya uğramanın, yeni basılmış bir kitabın kokusunu içimize çekmenin ve o sayfalar arasında kök salmanın tam vaktidir.
Okumanın ve yazmanın her geçen gün daha da arttığı ve kitapçıların kapanması haberlerinin, yerini yeni kitapçıların açıldığı haberlerine devrettiği günlerin yaşanması dileğiyle…
Instagram / YouTube : Koyde.birsosyolog