yandexmetrikacounter
İlişkilerdeki Aşırı Beklentilerin Kökeni: E | Çanakkale Olay

İlişkilerdeki Aşırı Beklentilerin Kökeni: Ebeveynlerle Kurulamayan Bağlar Partnerlere Mi Yükleniyor?

Hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren kurduğumuz bağlar, yetişkinlikteki evliliklerimizi ve sosyal çevremizdeki kararlarımızı nasıl etkiliyor? Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz, anne ve babadan alınan aktarımlarla barışarak özgün bir karakter ortaya koyabilmenin pratik yollarını paylaştı.

58

Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz'la söyleşilerimizin 13. bölümündeyiz. Bu bölümümüzde yaşama başladığımız ilk andan itibaren bağ kurduğumuz ilk kişi olan annelerimizle olan ilişkilerimizi ve günlük hayatımızdaki etkilerini ele alacağımız. Mine Hanım, annemiz ile olan bağımız, kurduğumuz bağ hayatımızı nasıl etkiliyor?

Aslında hayatta ilk bağ kurduğumuz kişi anne rahmine düşürdüğümüz anda itibaren annemizin bütün duyguları, düşünceleri, ruh durumu, her şeyi biz hissedebiliyoruz, alabiliyoruz. Kalbimiz atmaya başladığı andan itibaren bütün o duyguları hissedebiliyoruz. Bebeklik ve daha o doğmadaki dönemde. Sonrasında da tabii birebir bağlantı kurduğumuz kişi annemiz. Babalar burada alınmasınlar. Tabii onların rolü de çok bambaşka.

Onu da zaten ilerleyen bölümlerde anlatacağız ama ilk temas, ilk doyurulmamız, ilk ihtiyaçlarımızın karşılanması, sarılma, sarmalanma duygusu anneden bize geçen bir şey. Ve biz orada kendimizi anne ile bir döneme kadar bütünleşik olarak düşünüyoruz. Anne ne hissederse biz de hissediyoruz, anne ne yaşarsa biz de yaşıyoruz.

Fakat bu durumun büyürken farkında olamazsak, annemiz de bunu fark ederek bizi bağımsız yetiştirme noktasında olamazsa bilmediğinden kaynaklı, eşdeğer yaşama gibi bir durum geliştiriyor bizde. Yani büyüdüğümüz zaman tepkilerimiz annemizinki gibi oluyor. Seçtiğimiz eşler annemizin eşine benziyor. İlişkilerimizde sosyal çevremizdeki davranışlarımız annemizin davranışlarına benziyor.

Veya beğenmiyorsak annemizin davranışlarını tam zıddını yapma eğiliminde olarak da gene kendimizi sabote ediyoruz. Her ikisinde de kendimiz değiliz aslında. Ya birinde eşlikçi oluyoruz, ya birinde tepki gösterdiğimiz için senin gibi olmayacağım noktasında oluyoruz. Tabii psikolojik derinlik kısımlarına girmiyoruz ama bu tamamen günlük hayatta kendimizi yakalayabileceğimiz durumlardan bir tanesi oluyor.

Bu etkiler tabii ki günlük hayatta hem kişisel gelişimimizi şekillendiriyor, hem aile hayatımızı şekillendiriyor. Bu noktada bu etkileşimi nasıl tanımlamalıyız? Kendimizi bu kurduğumuz bağ ile gelişen kişiliğimizi nasıl yorumlamalıyız veya bu konuda neler yapmalıyız?

Şimdi şöyle; doğduğumuz yeri inkâr edemeyiz. Annemizle kurduğumuz bağ doğru veya yanlış olsun hoşumuza gitsin veya gitmesin bize mutlaka bir öğreticiliği var. Bunu bir kere cebimize koymak zorundayız. Bununla barışamazsak bununla kavga eder halde kendimizi bulursak kendimizi de keşfedemiyoruz. Bunu kabul edeceğiz. Hoşumuza giden taraflarını alacağız. Gitmeyen taraflarını biz dönüştürerek devam edeceğiz. Ve diyeceğiz ki, "Benim annem bu yapıya sahip." Peki, ben onlardan neleri satın aldım? Neleri onun gibi yapıyorum? Neleri kendim gibi yapıyorum? Nasıl ayıracağım?

En çok gelen, özellikle aile danışmanlıklarındaki sorulardan bir tanesi. Diyorum ki, "Olaylara verdiğiniz tepkileri yazın." Annenizin benzer olaylara verdiği tepkileri yazın. Kaç tanesi benzeşiyor birbiriyle bakın. Birincisi bu. İkincisi benzeşenlerde siz de aynı duygudaysanız sorun yok.

Fakat siz yaptıktan sonra ben bunu niye böyle yaptım ki ya keşke böyle yapsaydım diye düşündükleriniz aslında size ait olmayan tamamen satın aldığınız tepkiler olmuş oluyor diyorum. Kişisel gelişimdeki en pratik ayırma şekli bu oluyor.

Buradan yola çıkmamız lazım. Önce tanımlayıp sorunu tanımlayıp eğer bir sorun olduğunu düşünüyorsak önce sorunu tanımlayıp sonra onun üzerinde de çalışmak gerekiyor. Anne ile bağ kuramamış insanları da düşünelim. Yani anne ile sadece doğuma kadar bir bağ kurabilmişsiniz ama doğum sonrasında bağ kuramamışsınız. Bu bağ kuramamışlık da aile hayatımızı, kişisel gelişimimizi etkiliyor.

Çok. Anne kaybı söz konusu olabilir, küçük yaşta anneden ayrılma söz konusu olabilir. Bakım verenlerin anneanne, babaanne gibi kişiler olup annenin yoğun çalışma temposu söz konusu olabilir. Buralarda da bize bakım veren Kişileri ne kadar kopyaladığımıza bakabiliriz bir.

İkincisi anneden boşalan o eksikliği kiminle doldurmaya çalışıyoruz ya da ne ile doldurmaya çalışıyoruz? Ben özellikle aile danışmanlıklarında bu eksikliği partnerleriyle doldurmaya çalışan insanları çok görüyorum. Anneden alamadığı o ilgiyi, sevgiyi partnerinden almak için çok mücadele eden, bütün o geçmişin yükünü ona yükleyen fakat bunun farkında olmayan çok fazla insanla karşı karşıya geliyorum.

Bunun ayrımına varıp; onu fark ettiklerinde, aslında o karşılarında kişinin de ne kadar onunla ilgili sorumlu olmadığını fark ettiklerinde bir dengeye oturuyor. Önemli olan şey aşırılık noktalarında beklentileri aşırılığı; ilgi, sevginin aşırılığı, bu tarz durumlar tespit edildiğinde bunu anneyle veya bize bakım veren çevreyle veya çocukluğumuzda büyüdüğümüz çevreyle ne kadar alakası olup olmadığının farkına varmak.

Çok gündelik basit konularda az dengeyi bozan konularda biz zaten aile danışmanları olarak bunu gösterebiliyoruz. Ama daha travmatik, daha derin olan konularda psikolog veya psikiyatristlere devrederek onlarla o çalışma yapıldıktan sonra biz aile çalışmasını yapıyoruz ki o durum önce bir dengeye oturmuş olsun.

Şu açıdan da ele alabiliriz bunu. Siz aynı zamanda sosyolog sadece aile danışmanı değilsiniz. Anne ile kurulan ya da kurulamayan bu ilk bağ konusu toplumların gelişmesinde de işte sosyolojinin en temel incelediği alanlardan bir tanesi zaten aile. Yani aileden başlayarak da ele alabiliriz bunu. Bu tarz sağlık sağlıklı bir bağ kurabilmek için, daha sağlıklı bir topluma evrilebilmek için önce dedik ki biz burada bir yanlış var mı yok mu bize kendimizi nasıl hissettiriyor biraz bunun da farkında olup eğer bir problem varsa işte yazalım çözelim. Bu noktada bize başka neler söyleyebilirsiniz?

Annemizden anneannemizden gelen o aktarımı taşıyoruz görüyoruz gelenek Görenek, davranış şekilleri vesaire. Fakat bizim bir de kendi kimliğimiz ve karakterimiz var. Biz bunun ne kadar farkında olup oradan edindiklerimi cebime koyup kendi kimliğimle de üstüne bir bina inşa etmeyi başarabilirsem, hayata bu bilinçle yaklaşabilirsem aslında hem aktarımdan aldığım artıları cebime koyuyorum hem kendimi hayata sunuyorum ve farklı bir şekilde yaklaşabiliyorum. Günümüz dünyasında artık bunu fark etmek çok zor değil. Çünkü bu bilgilere ulaşmak kolay, bu bilgileri alacağınız insanlara ulaşmak kolay ya da böyle bir bilinç var.

Otomatik gelen davranışların arkasında ne olduğu ile ilgili bir bilinç var. Onun için burada biraz daha insanların, o yüzden de bu programları yapıyoruz, kendilerini tanıyarak, kendilerini tanımlayarak gitmeleri çok çok kıymetli. Tabii ki biz doğduğumuz yerden aldığımız bütün değerleri cebimize koyacağız fakat kendi özgün kimliğimiz de var.

Ben Mine olarak bir kimliğe sahibim. Annemden aldığım artılar eksilerle beraber Mineyi bütünleştirdiğimde farklı bir kişilik sunmuş oluyorum ortaya ve çocuklarıma da bu şekilde örnek olup aslında o zinciri kırarak devam etmiş oluyorum. Yapabiliyorsam eğer tabii.

Bir de işin baba boyutu var tabii ki. İlk bağı annemizle kuruyoruz ama ikinci olarak eğer başka bir bakım veren devrede değilse ikinci olarak bağ kurduğumuz kişi de babalarımız oluyor. Babayla kurulan bağın kişinin gelişimindeki etkilerini de biraz ele alalım. Biraz onlardan da konuşalım.

Tabii. O da çok çok önemli. Özellikle erkek çocukları için rol model, kız çocukları için de ileride hayatlarını alacakları kişilerin rol modeli oluyor baba ilk etapta. Karşı cinsi ilk tanıdığı insan. Bu nedenle erkek çocuklarının rol model alabileceği noktada bir babanın o çocuğa doğru bir rol model olabilmesi ile alakalı kendisinde sorumluluk hissetmesi çok çok önemli. Eğer büyümüşse çocuk babası Babasından aldığı, o da aynı gene anneyle bağ gibi babasından da aldığı negatif durumlar varsa kendini yine aynı şekilde ayrıştırabilir.

Babasına kızdığı yönleri anlamaya çalışarak, onunla ilgili böyle bir kafasında anlamlandırmaya çalışarak ve gene kendini ayrıştırarak hayatına devam edebilir. Fakat bu şöyle olursa çok büyük sıkıntı oluyor. Ben aynı babam gibi olacağım da sıkıntı. Asla babam gibi olmayacağım da sıkıntı. Her ikisi de insanı gene kendi kişiliğini dışına çıkartıyor.

Biz gene annede olduğu gibi babada da oradaki o aldığımız satın aldığımız şeylerin bizim kendi karakterimizle ne kadar uyumlu olup olmadığını test ederek gitmemiz gerekiyor. Erkek çocuklarında çok orada o rol model kısmını görüyorum. Ailelerde özellikle babaları sorduğumda, babalarla çok benzer hareketler geldiğini görüyorum. Kız çocuklarda anneyi modellediğini çok görüyorum ve bu eğer düzeltilmezse, herkes kendi karakteriyle ortada olmayı başaramazsa maalesef kendi anne babalarının birer böyle devamı gibi o ilişkiyi sürdürüyorlar ve onlardan da öğrendikleri ilişki çok doğru değilse burada sürdürülen ilişki de çok sağlıklı olmamış oluyor.

Bir sonraki nesle de aktarılıyor ve bir çığ gibi ilerlemeye devam ediyor.

Görsel tasarımında yapay zekâdan yararlanılmıştır.

(HADİYE AYŞE İRİM)
Paylaş