yandexmetrikacounter
ADALET VE HAK | Çanakkale Olay
Meral Şen

https://medium.com/@meralsen.k

ADALET VE HAK

İnsanlığın en eski sorularından biri şudur: Adalet nedir ve hak gerçekten kime aittir?

İNSANCA
50

Adil olmak, belki de insanın ulaşmaya çalıştığı en zor erdemlerden biridir. Çünkü adalet yalnızca kuralları uygulamak değil, hak edene hak ettiğini verebilme cesaretini gösterebilmektir. Bu yüzden birçok düşünür adaleti, bütün erdemlerin tacındaki en değerli taş olarak görmüştür.

Kant'ın ahlak felsefesinde bu düşünce oldukça yalın bir ifadeyle karşımıza çıkar: "Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma." İlk bakışta son derece basit görünen bu ilke, aslında insanın kendi bencilliğini aşmasını, karşısındakini de en az kendisi kadar değerli görebilmesini gerektirir. İşte zorluk tam da burada başlar.

Çünkü insan, kendi davranışlarını tarafsızca değerlendirmekte çoğu zaman başarısızdır. Başkalarının hatalarını kolaylıkla fark ederken, kendi sınır ihlallerini ya görmezden gelir ya da haklı gerekçelerle açıklamaya çalışır. Bu nedenle adalet, önce dış dünyada değil, insanın kendi vicdanında kurulması gereken bir dengedir.

Hak, çoğu zaman yanlış anlaşılan kavramlardan biridir. Günlük yaşamda hak sahibi olmayı, yalnızca istemek ya da beklemek olarak yorumlarız. Oysa hak ediş, çoğunlukla bir emek vermeyi, bir sorumluluğu yerine getirmeyi ve bir değer üretmeyi içerir. İnsan, çoğu zaman verdiği ölçüde almaya yaklaşır. Bu nedenle hak, yalnızca talep edilen değil; aynı zamanda inşa edilen bir değerdir.

Haksızlık ise çoğu zaman bir sınır ihlalidir. Bir insanın emeğine, onuruna, zamanına, özgürlüğüne ya da kişiliğine izinsiz dokunulduğunda adalet dengesi bozulur. Sınırlar, yalnızca fiziksel çizgiler değildir; görünmeyen ama insanı insan yapan ahlaki alanlardır. Birinin sınırına izinsiz girmek, onun varoluşuna müdahale etmektir.

Bazen bütün sınırlarımızı korumaya çalışır, elimizden geleni yapar ve yine de haksızlığa uğrarız. Böyle anlarda hepimizin zihninde aynı cümle yankılanır: "Ben bunu hak etmedim."

Belki de gerçekten etmemişizdir.

Fakat yaşamın bütün olaylarını yalnızca hak ediş üzerinden açıklamak da mümkün değildir. Çünkü hayat, matematiksel bir denkleme benzemez. Her yaşanan olay, kişinin karakterinin ya da değerinin doğrudan bir karşılığı değildir. Başkalarının korkuları, öfkeleri, eksiklikleri ve bilinçsiz davranışları da bizim yaşamımıza dokunabilir. Bazı yaralar, bizim kusurumuzdan değil, başkasının henüz iyileşmemiş yaralarından doğar.

Evrenin işleyişinde bir karşılıklılık bulunduğunu hissederiz. Ancak bu karşılıklılık, anlık bir ödül-ceza sistemi değildir. Kimi zaman iyilik hemen karşılık bulmaz, kimi zaman da haksızlık uzun süre cezasız kalmış gibi görünür. Bu durum adaletin yokluğunu değil, insanın zaman algısının sınırlılığını gösterir.

Belki de gerçek adalet, yalnızca dış dünyada aranacak bir düzen değildir. Gerçek adalet; insanın kendi vicdanına ihanet etmeden yaşayabilmesi, başkasının hakkına el uzatmaması ve kendi değerini başkasının davranışlarıyla belirlememesidir.

Çünkü başkalarının bize yaptığı haksızlıklar, bizim kim olduğumuzu belirlemez. Onlar yalnızca başkasının karakterini ortaya koyar. Bizim karakterimizi belirleyen ise, o haksızlığa rağmen hangi değerlere sadık kalmayı seçtiğimizdir.

Adalet, belki de sonunda herkesin hak ettiğini alması değildir. Asıl adalet, insanın hak etmediği şeyler karşısında bile insanlığını kaybetmemesidir.