Türkiye Emekli Subaylar Derneği Çanakkale Şubesi üyeleri, derneklerinin kuruluşlarının 42. yıldönümü dolayısıyla Cumhuriyet Meydanındaki törende bir araya geldi.
Atatürk Anıtına çelenk konulması, saygı duruşu ve İstiklâl Marşının okunmasının ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Türkiye Emekli Subaylar Derneği Çanakkale Şubesi Başkanı Eminettin Ergin yaptı.
Ergin, yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
“Bugün derneğimizin "Türkiye Emekli Subaylar Derneği" adıyla faaliyet göstermeye başlamasının 42. yıldönümüdür. Derneğimizin kuruluş yıldönümünde vatan sanmasının yılmaz bekçileri, geçmişte görev yapmış askerler olarak bir arada olmanın gururunu yaşıyoruz.
Bu vesile ile vatan uğrunda şehit olanları, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm gazilerimizi, derneğimizi kuranları ve üyelerimizden aramızdan ayrılanları, şükran ve minnetle anıyorum.
Derneğimiz Cumhuriyetin kazanımlarına, ulusal bütünlüğümüz ve egemenliğimize, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine, Atatürk ilke ve devrimlerine, Atatürk'ün akılcı bilimsel düşünce sistemine ve manevi şahsiyetine, içten ve dıştan yapılacak her türlü saldırı ve hilelere karşı Kamuoyunu doğru yönlendirmek için, her türlü yasal tepkiyi göstermeyi milli bir görev olarak görmektedir.
Ülkemizin ve ulusun desteklenmesi, milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, ulus ve bayrak sevgisinin yüceltilmesi, birlik ve beraberliğimizin güçlendirilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ülkemiz için öneminin ve değerinin duyurulmasının sağlanması amacımızdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizi dışarıdan yapılacak saldırılardan koruyacak olan cankurtaranımızdır. Ordunun olduğu yerde kuvvet vardır, güven vardır, huzur vardır.
Yüce Atatürk "Bir ordunun kudreti, zabitan ve komuta heyetinin kıymetiyle ölçülür" diyerek, Türk Ordusu'na ve komuta eden subaylara seslenmiştir. Subay, askerliğe başlarken ve Harp Okulu'ndan mezun olurken "Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip, icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatını feda eyleyeceğine namusu üzerine" ant içmektedir. Türkiye coğrafyasına baktığımızda, güçlü ordunun değeri daha iyi anlaşılır. Güçlü ordu oluşturmak için, mükemmel eğitim ve öğretim veren askeri okulların oluşturulması ile mümkündür. Harp Okullarının insan kaynağı olan askeri liseler açılmalıdır. Askeri okullar subay atölyeleridir.
Dünyada bütün orduların askeri hastane ve askeri doktorları vardır. Savaş cerrahisi ayrı bir ihtisas konusudur. Yaralanmış bir askerin ilk yardımı, üst kademeye sevki, tahliyesi dahil, acilen yerinde yapılması gereken cerrahi müdahale için gerekli doktor, yardımcı personel ve cerrahi ekipman birliklerimizin yanında olmalıdır. Askeri hastanelerimiz en kısa zamanda açılmalıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen genç teğmenlerimiz ile ilgili olarak; bu alanda toplanmış, düşüncelerimizi aktarmış, Mustafa Kemal'in askerleriyiz diye haykırmıştık. Mahkemelerimiz, hakkında açılan davalarda bir teğmenimizin ve iki komutanının göreve İade edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu kararlar, Türk Hukuku'nun işlediğinin ve yargının bağımsızlığının bir göstergesidir. Ne var ki, aynı koşullara sahip olan, aynı hukuki kriterleri sağlayan, devre birincisi Teğmen Ebru ve üç devre arkadaşının göreve iade edilmemesi kamuoyu vicdanlarında derin bir soru işareti bırakmıştır. Bu genç subayların da göreve iadesini bekliyoruz.
Bölgemizde sürmekte olan İran ile ABD ve İsrail arasındaki silahlı çatışma, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir kriz haline gelmiştir. Bu savaş, ekonomik, siyasi, insani ve güvenlik boyutlarıyla ülkemizi derinden ilgilendirmektedir. Enerji fiyatları yükselmekte, ticaret yolları sekteye uğramakta, mülteci ve göç baskısı artmaktadır. Aynı zamanda bölgede istikrarsızlaşan güç dengesi, Türkiye'nin dış politikasını son derece hassas bir zeminde yürütmesini zorunlu kılmaktadır. Ülkeyi yönetenler Türkiye'nin güvenliği tehlikeye girmedikçe ülkemizin savaşa sokulmaması için gayret içinde olmalıdırlar.
Yunanistan'ın anlaşmalarla silahsızlandırılmış statüye tabi Ege adalarını silahlandırması, uluslararası hukukun ve ikili anlaşmaların açık bir ihlalidir. Ayrıca, iki kritik adaya Ege'yi fiilen kapatacak nitelikte Patriot hava savunma bataryalarının konuşlandırılması, tehdit unsuru olarak değerlendirilmelidir. Bu gelişmelere karşı kararlı ve hukuki dayanaklı bir tutum sergilenmelidir.
Yaşadığımız coğrafya bir ateş çemberidir. Caydırıcı ve etkin bir hava savunma sistemine sahip olmanın zorunluluğu görülmektedir. Patriot bataryalarının bize satılmaması, satın aldıklarımızın aldığımız S400 hava savunma sistemlerini kullanmayışımız açık bir çelişkidir. Türkiye'nin hava savunmasını NATO'ya terk etmesi düşünülemez. Hava kuvvetlerimizi süratle modernleştirmeliyiz. Bu coğrafyada tutunabilmenin yolu güçlü silahlı kuvvetlere sahip olmaktır.
Ülkemizde yeniden gündeme gelen açılım sürecini, tarihsel birikimimiz ve güvenlik deneyimlerimiz ışığında değerlendirmeliyiz. Her türlü barış çabası ve diyalog girişimi saygıyla karşılanmalıdır. Ancak, bu süreçte, devletin egemenlik haklarından, toprak bütünlüğünden ve Türk Milleti'nin birliğinden, üniter yapısından asla taviz verilemez. Onbinlerce şehidimizin sorumlu terörist başına bazı övücü sıfatlar vererek ve onu salıverme çabaları kamuoyu tarafından ibretle izlenmektedir. Bazı muhalefet partilerinin de buna destek vermesi dikkatlerden kaçmamaktadır. Genç Türkiye Cumhuriyeti'ne 1920'li ve 1930'lu yıllarda başkaldıran Şeyh Sayit, Seyid Rıza neyse, bebek katili Apo'da o'dur. Söz konusu kişinin yaşam koşullarındaki kalitenin artırılması ve kendisine statü verilmeye çalışılması, kamuoyunu rahatsız etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, laik, bilimsel ve akılcı bir eğitim anlayışı üzerine kurulmuştur.
Atatürk'ün en büyük devrimlerinden biri olan eğitim reformu, çağdaş, özgür düşünceli bireyler yetiştirmeyi hedeflemiştir. Tarikat mensuplarına, okullarda, yurtlarda ve devlet kurumlarında tanınan avcılıkların sonuçlarını 15 Temmuz darbe teşebbüsünde gördük, bundan ders çıkarılmalıdır.
Gençlerimiz, sorgulamalı bilime yönlendirilmeli, okullarımızdaki eğitim kalitesinin düşmesinin önüne geçilmelidir. Eğitimli gençlerimizin geleceklerini yurt dışında aramaları, Türkiye'nin geleceğine yönelik en büyük tehditlerden biridir. Pedagojik eğitim almamış din adamlarının okullarda eğitici olarak görevlendirilmesi yanlıştır. Laik ve bilimsel eğitim sistemimizi yaralamaktadır. Bir lisede İstiklal Marşımızın Arapça olarak okunması, yanlış eğitim politikaların bir yansımasıdır. Bunlara karşı tepkimiz, bilimden, akıldan ve Atatürk İlkelerinden asla taviz vermeyeceğimizi haykırmak olmalıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranların ruhları hepimizi izlemektedir. Bu emanete layık olmak için, daha çok düşünecek ve daha çok söyleyeceğiz.
Ülkemizin kuruluşunda ve savunmasında canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyorum. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Ne mutlu Türküm diyene.”
Tören hep bir ağızdan Harbiye Marşının söylenmesi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
(HADİYE AYŞE İRİM)