yandexmetrikacounter
Çanakkale: Güzelliğini Kendi Elleriyle Boza | Çanakkale Olay
Hadiye Ayşe İrim

h_irim@yahoo.com

Çanakkale: Güzelliğini Kendi Elleriyle Bozan Bir Kentin Portresi

Çanakkale, sadece boğazdan geçen gemilerin izlendiği bir coğrafya değil; tarih, kültür ve toplumsal belleğin bütününden oluşan bir kent. Ancak bugün gelinen noktada, kenti yönetenlerden yaşayanlara kadar uzanan bir "aidiyet eksikliği", bu eşsiz dokunun yerini ruhsuz beton yığınlarına bırakmasına, kördüğüm haline getirdiğimiz sorunlarla yaşam kalitemizin düşmesine neden oluyor.

Paragraf Başı
52

İşte Mimar Akın Baran, Mimar Ali Bey ve yaşayan insan hazinelerimizden Şahabettin Kalfa’nın anlatımıyla Çanakkale’nin "kendini tüketme" hikâyesi...

"Dışarısı Bize Ait Değil" Yanılgısı

Çanakkale’nin kentlilik bilincindeki en temel sorun, bireylerden kurumlara kadar hemen hemen herkesin “dışarısı bize ait değil” yanılgısı ile hareket ederek şehre gereken özeni göstermemesi olarak karşımıza çıkıyor. Çanakkale’nin üç değerli ismi ile yaptığımız sohbette şehirde yaşayanların pek çoğunun, kenti bir yaşam alanı değil, bir tüketim nesnesi olarak gördüğü; bu nedenle sorunların çözümlere değil yıllar süren yılan hikâyelerine döndüğünü tespit ettik.

6526_wuciwug_39f98e41_canakkale-guzel.jpeg

Her birimizin gönülden bağ kurduğu Çanakkale, kâr hırsına kurban gitmiş estetik yoksunluğundan mustarip silueti ile kendine ve doğaya saygısı kalmayan bir kente dönüştü.

Metrekare ve kâr odaklı düşünce Çanakkale’yi beton ormanına çevirdi

Kent halkının, inşaat yapanlarının ve kuruluşların coğrafyanın estetiğinden kopup sadece "metrekare ve kar" odaklı düşünmesi, kenti bir "beton ormanına" çeviriyor.

Toplumun geneline hâkim olan nezaketsizlik rüzgârının etkisi kentin mimarisine birbirinin yaşam alanına saygı duymayan binalar ile etki ediyor.

Yok Edilen Kent Belleği

Çanakkale’nin tarihi, sadece Truva veya Çanakkale Savaşları’ndan ibaret değil elbette. 1970'li yıllardan itibaren başlayan "yık-yap" anlayışı, kentin belleğini silip süpürdü. Eskiden kordon boyunda sıralanan zarif yapılar, bugün yerini "garabet" olarak nitelendirilen yüksek katlı apartmanlara bıraktı.

Kayıp Mekânlar

Bir zamanlar kentte var olan 23 konsolosluk binasından bugün sadece ikisi ayakta. Kalanlar ise ya yıkıldı ya da üzerine uyduruk ticari yapılar eklenerek tanınmaz hale getirildi.

Bir Ufuk Meselesi

Dünyada iki yakası birbirini gören nadir boğazlardan birine sahip olmak, sadece görsel bir şölen değil, ağır bir sorumluluk olarak da karşımıza çıkıyor. Öncesinde tarım arazisi olan yerleri imara açıp, bina blokları arasında bıraktığımız ufacık parklarla yeşil alan rezervlerini arttıramadığımız kentimiz elbette ki daha iyisini hak ediyor.

Çanakkale’yi gerçekten sahiplenmek; balkonunu büyütmekten veya denizi görmekten daha fazlasını gerektiriyor. Bu kente sahip çıkmak; estetiği bir lüks değil bir zorunluluk olarak görmekle, geçmişin izlerini betona gömmemekle ve kenti sadece bir rant alanı değil, bir "miras" olarak kabul etmekle mümkün.

Güzelliğini kendi ellerimizle bozduğumuz bu kenti, yine ancak bilinçli bir "kentlilik" duygusuyla kurtarabiliriz.

Engin bilgilerini ve deneyimlerini benimle paylaşan Akın Baran, Ali Bey ve Şahabettin Kalfa’ya gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.

Nice sohbetlerde görüşmek dileğiyle…