Ofreneion'dan Erenköy'e... (12)

25.04.2021         



Yerel tarihin; Elitlerin tekelinden alınması, mümkün olan her izi, tarihin tanığı olarak konuşturmaya başlaması 20. Yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşti. 
 
Her ne kadar 16. Yüzyılda başlamış olsa da bir aristokratın, bir din adamının, bir toprak ağasının, bir şatonun, bir cemaatin veya hanedanın tarihinden öteye gidemiyor. Oysa; yerel tarihin özü keşfetmek, tanımak, kategorize etmektir, bilmektir. Yerel ölçekli sosyal tarih araştırmaları, yanı başımızda üzerinde yaşadığımız tarih korumayı, öğrenmeyi, öğretmeyi hedefleyen bireysel ve örgütsel çalışmaların bütünüdür. Toplumsal hafızayı kalıcı olarak saklamaktır. Yerel tarih, tarihin aşağıdan yazıldığı şekillerinden biri olarak kabul edilir. Bireyler mikro tarih yazımı ile daha fazla araştırmak zorundadır. Genel tarih yazımı içinde kıyıya atılmış molozlarda aşağıdan yukarıya güzel veya çirkin, iyi veya kötü ama gerçek bir yapı ortaya çıkarmalıdır. Toplumsal tarihi elitlerin işidir. Fakat toplumsal ve yerel tarihin ortak noktaları ve benzerlikleri çoktur. Örneğin; elitlerin tarihi yerine, sıradan insanları, tarihin merkezine koymaları birinci ortak noktalarıdır. Ulusal tarihte aynı zamanda resmi ve kurumsal tarihtir. Ulusal tarih yazımında değişik hedefler vardır. İstenen hedefler doğrultusunda insan şekillendirmek temel hedef olduğundan, gerçeklerin genleriyle de oynanarak yeni bir tarih yazımı ortaya çıkmıştır.
 
Ulusal tarihin misyonu toplumu homojenleştirmek, istenilen şekli verdirmek olduğundan yeni algılar, yaratmak bunları kutsamak ve anıtsallaştırmak, toplumu germek, gevşetmek öteki ve ötekileri yaratmak yani hakim bir iradenin müdahalesi ile şekillendirerek yukarıdan aşağı bir tarih yazımı ortaya çıkmıştır. Bu tarih siyasi tarihtir. Siyasi iradelerin yerel ölçekte kendilerini gerçekleştirme biçimleri, önemlidir. Belli bir yerleşim yerinde nasıl yaşandığı gelenek ve kültürlerini bilmek zorundadır ve siyasi irade kendini ona göre biçimlendirmektedir. Yerel, toplumsal ve siyasi tarihin buluştukları kavşaklar çoktur birbirinden kopamazlar.
 
ERENKÖY`ÜN HAFIZASI ERENKÖY`DEKİ YAŞANMIŞLIKLARDIR.
Erenköy`deki yaşanmışlıkları yazılı hale getirebilirsek, moloz niyetine atılmış tarihi derleyip topladığımızda bir hafıza yaratmış olacağız bu da geleceğimize bir ışık olacaktır. Yeni dostluklara barışa giden köprü olacaktır.
 
Erenköy`de doğmuş olupta, yaşamayan Rumlardan kalan onların anılarının hatıralarının kalıntılarıdır. Büyüklerinden duydukları anılarda sararmış bir fotoğraf, bir kolye, bir yüksük veya büyüklerinin anılarını anımsatan bir parça eşya ve hatıralarla yaşayan onlardan beslenen o anıları taze diri tutmaya çalışan köklerini arayan Erenköy`de doğanların çocukları veya torunları Erenköy`ün sokaklarını dolaşanlar sokak ve ev duvarlarının çeşmelerin başında anılarını yaşayan Erenköylülerde ataları gibi çeşme önlerinde anılarını paylaşıyorlar. En önemli çeşmeler "Çelebi" çeşmesi, kilisenin tam karşısındaki çeşme Duban Meydanındaki çeşme ve FOTİADİS`in "Basili Han"ındaki çeşmelerdi. Evlerde kuyular vardı ama köyün ortak kullandıkları "Tulumenas" "Andonenas" ve "İngiliz teyze Aspasia"nın kuyularıydı. Bu kuyular ortak kullanılan kuyulardı.
 
MEZARLIKLAR: Erenköy`ün iki tane mezarlığı vardı bir köyün güneyinde şimdiki "Salhane Deresine" kadar yamaç köyün mezarlığı idi. Burası eski ve dolduğu için ikinci mezarlık olarak kullanılan yer şimdiki ortaokulun olduğu yer. Burası yamaç eğimli bir yerdi. 1970`te ortaokulun temeli atıldığında bu yamaçta yani mezarlık tesviye edilerek düzeltildi. Buraya ortaokul yapıldı ve mezarlıkta ortadan kaldırılmış oldu. Bu ikinci mezarlıkta dolunca 1913-1914`lü yıllarda şimdi bizim kullandığımız mezarlığı sekiz dönümlük alanın etrafını taş duvarla çevreleyerek inşa ediyorlar ve adını da "YENİ MEZARLIK" olarak adlandırdılar. Her ne kadar mezarlık yeni olsa da genelde eski mezarlığı kullanıyorlardı. Öyle ki; Mübadele Anlaşması çerçevesinde 1923`te göç eden Erenköy`lü Rumlardan sonra 1924`te Yunanistan`dan gelen Türkler bu mezarlıkta sekiz tane rum mezarı buluyorlar. Alel acele bu mezarlardaki rum cesetlerden arındırılarak,homojen türk mezarlığı haline getiriliyor. Rum taş ustalarının emekleriyle yapılan mezarlık Rumlar kullanmadan türk mezarlığı oluyor ve halen kullanılıyor.
 
Rum mezarları genelde gösterişten uzak sade mezarlardı. Mezar taşlarında ölenin adı, ölüm tarihi nereli olduğu yazılı olan dikdörtgen taşlardı. Ölenin başucuna konulurdu veya ahşap "haç" konurdu. Göçle insansızlaştırılan Erenköy, Erenköy`e yeni gelenlerce eski mezarlardaki işe yarayan mezar taşlarını değişik yerlerde kullanmışlardır. Rum mezarlığını anımsatan mezar taşları ev yapımında, bahçe duvarında kullanılmıştır. Rum ölülerden arındırılmış bir Türk mezarı vardır. İki kapı girişinden büyük kapının girişinde kemerin üstünde var olan taş "haç" imha edilmiştir ve halen kullanılmaktadır. 1915 Boğaz Savaşında denizden atılan top mermisi denize bakan mezarlık duvarına isabet etmiş yıkılan duvarın izleri halen mevcuttur.
 
ERENKÖY`DE GELENEKLER
Erenköy`de yaşayan Rumlar yaşadıkları yerin TROİA Bölgesinin bir parçası kendilerinin ve geleneklerinin de TROİA geleneklerinin devamı olarak kabul ediyorlardı ve bu geleneklere bağlıydılar. Güçlü aile bağları vardı. Aileyi oluşturmaya giden yolun ilk durağı.
 
NİŞAN: Panayır, festival, düğün, nişan törenleri, dini törenlerde ve çeşme başı gibi ortamlarda tanışan görüşen evlenmeye karar veren gençler aileleriyle görüşerek, evlilik için başlangıç yapıyorlardı. Son karar son seçim gençlerin olsa da aileler ve aile yakınları kız tarafına görücü yolluyordu. Kız ve erkek taraflar mutabık kaldıktan sonra damat adayı "nişan" işareti olarak kız tarafına yüzük yollardı. Nişan töreni papazın duasını aldıktan sonra kilisede veya evde yapılırdı. Yüzükler kutsal saydıkları bir "İkonanın" önüne konur. Papazın duasından sonra papaz veya aile büyüklerinden biri tarafından çiftlerin parmaklarına takılırdı. Çifte törene katılanlar tarafından mutluluk dileklerinde bulunulurdu. Ve bu "nişan" resmiyet kazanmış olurdu. "Nişan" kolay kolay bozulmazdı. Herhangi bir nedenle çift ayrılmaya karar verirse oaraya bir "DESPOT" (arabulucu) "o toplumun saygın, itibarlı kişisi" Despot`un görüşmelerine rağmen taraflar kararlarından vazgeçmiyorlarsa, despota para cezası ödemek zorundaydılar. Bu para cezası despotun masraflarının karşılığıydı. Nişanlılık süresini uzatmak isteyen çiftler Despota para ödemek zorundaydılar. Nişanlılık süresi genelde uzun sürerdi. Bu süreç evlilik hazırlığı süreciydi. En önemlisi, bu süreçte damatın ev sahibi olmasına bağlıydı. Gelin evlendiğinde hazırlamış olduğu "çeyiz"den başka bir şey götürmezdi. Aile serveti çocuklara anne ve babanın ölümünden geçiyordu. Aile servetinin üçte ikisi erkek çocuğuna üçte biri kız çocuğuna kalıyordu. Miras konusunda "vasiyet" söz konusuysa durum "vasiyet" şartlarına uyulurdu. Ev yapımı çok önemliydi. Evlenmede aynı bir hane kurmak zorunlu bir gelenekti. Anne baba gelin damat bir arada olmazlardı. Bu yüzden nişanlılık süreci uzun sürüyordu. Çekirdek ailenin temelleri sağlam atılıyordu.
 
DÜĞÜNLER: Yeni bir ev temelinin atılması demek, Erenköy`de yeni bir evliliğin yeni bir düğünün olacağının işaretiydi. Evin taş duvarları bitip çatı aşamasına geldiğinde inşaat ustası çiçeklerle süslenmiş bir "haç" çatıya diktiğinde evin çevresi panayır yerine dönerdi. İnşaatın ustası çatıdan çatıya ip sarkıtır buraya katılanlar dilek tutarak bu ipe bir şeyler bağlarlardı. Bu ipe bağlananlar ustaların hediyesi olurdu. Dilek dileyenlerinin dilekleri çoğunlukla çocuklarının bir ev sahibi olmasını dilerlerdi. Gençlerinde dilekleri de bu yöndeydi. Evin bitiminden sonra düğün için her şey hazır demekti.
 
DÜĞÜN köylüler arasında gerçekleşirdi. Düğün Pazar günü olur fakat düğün hazırlıkları Perşembe gününden başlardı. Gelinin "çeyiz" hazırlığı doğduğu günden itibaren devam ederdi. Perşembe günü kızın ailesi, yakınları ve köyün evli kadınları evlenecek kızın evine toplanır. Köyde dağıtılmak üzere "lokum" yapma hazırlıklarına başlanırdı. (Maya ve buğdaydan yapılan düğün ekmeği) "LOKUM"u hazırlamak bir tören gibi oluyordu. Cuma günü gelin çeyizi yeni yapılan evin salon odalarına serilir ve asılırdı. Evin kapıları açık kalır bütün köylü gelip sergilenen çeyizi görürlerdi. Kızın doğumundan beri hazırlığı yapılan çeyiz aynı zamanda merak ve heyecanla izlenirdi. Çünkü kız annesinin el emeği göz nuru sergileniyordu.

1048
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER