Akıllı telefonların kamera teknolojisinde yaşanan hızlı gelişim, fotoğrafçılık dünyasında yıllardır süregelen “profesyonel makine mi, mobil cihaz mı?” tartışmasını yeniden gündeme taşıyor. Artık cebimizde taşıdığımız telefonlarla yüksek çözünürlüklü, detaylı ve estetik kareler yakalamak mümkün hale gelirken, gelişen yapay zeka teknolojileri de mobil fotoğrafçılığın sınırlarını her geçen gün genişletiyor.
Çanakkale’de mobil fotoğrafçılıkla ilgilenen genç fotoğrafçı ve yardımcı oyuncu Fatih Seyfullah Toker ise bu dönüşümün sahadaki karşılığını deneyimleri üzerinden ortaya koyuyor. Küçük yaşlarda bir cep telefonuyla başladığı fotoğrafçılık serüvenini geliştirerek sürdüren Toker, mobil cihazların sunduğu özgürlüğü, fotoğraf çekim tekniklerini, doğa ve makro fotoğrafçılığına olan ilgisini ve akıllı telefonların profesyonel ekipmanların yerini alıp alamayacağını anlattı.
2002 doğumlu olan ve eğitim hayatını Çanakkale’de sürdüren Fatih Seyfullah Toker, fotoğrafçılığa ilk adımının ortaokul yıllarında attığını belirtti. İlk fotoğraf makinesinin bir telefon olduğunu anlatan Toker, fotoğrafçılık serüveninin başlangıcını şu sözlerle anlattı; “İlk başlama hikayem ortaokul sonundaydı. Babam eğer eve iyi bir karne getirirsem bana bir telefon alacağını söylemişti. Yanlış hatırlamıyorsam takdirle gelmiştim. O zaman Samsung Galaxy Core Prime marka bir telefon almıştı. İlk onunla fotoğraflar çekmeye başladım. İlk fotoğrafçılık maceram öyle oldu aslında. Daha sonra telefon modellerini artırarak ilerlettim" dedi.
Mobil fotoğrafçılığın kendisine önemli bir hareket özgürlüğü sunduğunu ifade eden Toker, profesyonel makinelerde kullanılan ağır ekipmanların sahada oluşturduğu yükün telefonla ortadan kalktığını söyledi. Toker, mobil cihazla fotoğraf çekmenin kendisine sağladığı avantajı şöyle anlattı; “İlk öncelikle ağır iş yükleriyle uğraşmıyorum. Büyük lensler, büyük makineler taşımıyorum; bunları yanımda taşımak için ekstra alan açmama gerek kalmıyor. Cebimde zaten bir telefon taşıyorum. Bu taşıdığım telefonla beraber mükemmel fotoğraflar çekmek benim için çok büyük bir özgürlük.”
Fotoğrafçılıkta kullanılan ekipmanın önemli olmakla birlikte tek başına belirleyici olmadığını vurgulayan Toker, iyi bir fotoğrafın arkasında fotoğrafçının bakış açısı ve kadraj kurma becerisinin bulunduğunu ifade etti. Toker, “İyi bir fotoğrafçı, elinde çok mükemmel bir makine yoksa da gerekli dengeleri kurarak çok mükemmel bir fotoğraf çekebilir” diyerek fotoğraf sanatında teknik ekipmandan çok vizyonun önemine dikkat çekti.
Çekimlerinde ağırlıklı olarak telefonun kendi kamera uygulamasını kullandığını belirten Toker, cihazlardaki profesyonel manuel ayarlardan yararlandığını söyledi. Fotoğrafların tamamını düzenlemediğini ifade eden Toker, gerekli gördüğü karelerde ise orijinal görüntüyü bozmadan minimal müdahaleler yaptığını belirtti. “Telefonun orijinal kamera uygulamasını kullanıyorum. İçinde zaten profesyonel modlarımız var. Her fotoğrafı düzenlemiyorum ama bazı fotoğrafları minimal olarak düzenlediğim oluyor. Orijinaline sadık kalarak renkleriyle oynadığım veya bazı dokuları daha belirgin hale getirdiğim oluyor. Genelde Google'ın uygulaması Snapseed'i, çok nadir olarak da Adobe Lightroom Mobile'ı kullanıyorum. Fotoğrafta çok ütopik düzenlemeler yapılmamalı; kararında bırakılıp orijinaline sadık kalınmalı” ifadelerini kullandı.
Mobil cihazların teknik sınırlarına da değinen Toker, telefonlardaki 23-24 milimetrelik geniş açılı ana kameraların bazı çekimlerde arka plan bulanıklığını sınırlayabildiğini belirtti. Sabit odakla çalışmanın ise fotoğrafçıyı kadrajı oluşturmak için konuya fiziksel olarak yaklaşmaya veya uzaklaşmaya yönlendirdiğini ifade eden Toker, bunun fotoğrafçı açısından önemli bir disiplin kazandırdığını söyledi. Toker, ihtiyaç duyduğu çekimlerde makro lens, tripod ve gimbal gibi yardımcı ekipmanlardan da yararlandığını belirtti.
Fotoğrafçılıkta özellikle doğa, vahşi yaşam ve makro çekimlere ilgi duyduğunu ifade eden Toker, küçük canlıların fotoğraflanmasının kendisi için ayrı bir yeri olduğunu söyledi. Toker, özellikle böcek ve hayvan fotoğrafları çekmeyi sevdiğini belirterek, düşük ışık koşullarında kullandığı yöntemi de anlattı; “Kendimi en rahat hissettiğim alan doğa ve vahşi yaşam fotoğrafçılığı; özellikle bunun özelinde makro böcek ve hayvan fotoğrafları, özellikle tehlikeli böceklerin fotoğrafları diyebilirim. Işığın zayıf olduğu durumlarda ise telefonu tripoda sabitleyip uzun pozlama yapıyorum. Bu yöntem özellikle yıldızları yakalamada ve gökyüzü astrofotoğrafçılığında çok etkili oluyor.”
Akıllı telefon üreticilerinin kamera sistemlerinde yapay zeka destekli görüntü işleme teknolojilerine daha fazla yer vermesiyle birlikte fotoğrafçılığın da değiştiğini belirten Toker, özellikle yakınlaştırmalı çekimlerde yapay zekanın ayrıntıların iyileştirilmesine katkı sağladığını söyledi. Ancak yapay zekanın fazla kullanılmasının görüntünün doğallığını bozabileceğine dikkat çeken Toker, teknolojinin kullanım biçiminin markadan markaya değiştiğini ifade etti. “Yapay zeka şu anda fotoğrafçılığı fazlasıyla etkiliyor. Özellikle zoomlu çekimlerde ayrıntıları iyileştirme açısından bazı markalar çok iyi performans sergiliyor. Ancak bazı markalar görüntüyü bozuyor ve doğallıktan çıkarıyor. Bu durum tamamen markanın yapay zekaya ne kadar bel bağladığı ile ilgili” dedi.
Mobil fotoğrafçılığa yeni başlayacaklara da tavsiyelerde bulunan Toker, iyi fotoğraf çekebilmek için öncelikle pahalı telefonlara veya profesyonel ekipmanlara sahip olma düşüncesinden uzaklaşılması gerektiğini söyledi. Fotoğrafçılık gözünün geliştirilmesi için bol bol pratik yapılması gerektiğini vurgulayan Toker, “Telefonunuzun markasına, modeline bakmadan sadece dışarıya çıkın ve fotoğrafçılık gözünüzü geliştirmeye çalışın. YouTube ve eğitim platformlarında bulabileceğiniz bir sürü eğitim var, bunları edinin. Sonra bunları dışarıda, gerçek dünyada sık sık test edin. Fotoğraflarınızı mümkün mertebe bir fotoğraf profesyoneline düzenli olarak gösterin; bu sizi geliştirecektir. Marka ve model kesinlikle fark etmez” ifadelerini kullandı.
Akıllı telefonların gelişen kamera teknolojileri sayesinde geleneksel fotoğraf ekipmanlarıyla arasındaki farkın giderek azalabileceğini belirten Toker, özellikle taşınabilirlik ve pratikliğin mobil fotoğrafçılığın en güçlü tarafları arasında yer aldığını söyledi. Profesyonel fotoğraf makinelerinde kullanılan büyük lensler ve ağır ekipmanların sahada önemli bir iş yükü oluşturduğunu ifade eden Toker, telefonların bu noktada üreticilere önemli bir esneklik sağladığını belirtti. Toker, “Büyük lensler ve ağır makineler taşımak sahada ciddi bir iş yükü oluşturuyor. Cebinizdeki cihazla bu kalitede işler üretebilmek üreticiye muazzam bir esneklik kazandırıyor. Günün sonunda iyi bir fotoğrafı var eden şey makinenin kendisi değil; doğru dengeyi kurabilen göz ve vizyondur. Gelişen teknolojiyle birlikte mobil cihazların sunduğu bu pratiklik, profesyonel ekipmanlara olan bağımlılığı her geçen gün daha da azaltıyor” cümleleriyle mobil fotoğrafçılığın gelecekte profesyonel fotoğraf makineleriyle yapılan çekimlerin önüne geçebileceğini belirterek sözlerini tamamladı.
Haber: Zehra Demirdöven
(HABER MERKEZİ)