Sosyolog ve Aile Danışmanı Mine Kandaz ile olan söyleşilerimizin 12. Bölümündeyiz. Bugünkü konumuz günümüzde yetişkin halimizde verdiğimiz tepkilerin kaynağı çocukluk yaralarımız olabilir mi? Günlük sosyal hayatımızda, aile ilişkilerimizde, iş ilişkilerimizde, ev ve evliliklerimizde verdiğimiz tepkilerin kaynağı acaba çocukluk dönemi yaralarımız mı yoksa yetişkin benliğimizin bir tezahürü mü? Onu konuşacağız Mine Hanım'la. Mine Hanım, biz böyle bir ayrımı kendimiz nasıl yapabiliriz?
Çocuklukta görülmemiş duygularımız, görülmemiş durumlarımız bizim yetişkinlik hayatımıza bizimle beraber geliyor. O anda değerli hissetmemiş olabiliriz. Yeterince sevilmemiş hissetmiş olabiliriz ya da yeterince söz sahibi olmamış olabiliriz. Ne eksik kalmışsa bizde ya da ne çok fazla verilmişse o pozitif etkilerinin de fazlalığı sıkıntı yaratıyor çünkü. Bu sefer de her şeye hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Hiç karşı tarafa sözü bırakmıyoruz. Buralarda nelere maruz kalmışsak yetişkinlik hayatında da o eksik kalan veya fazla verilen durumların yansımalarını sürekli yaşıyoruz. Özellikle kurduğumuz arkadaşlık veya ikili ilişkilerde. Evliliklerde de çok fazla ortaya çıkıyor bu durum. Hiç kimse uzun süre kendini saklayıp rol yapamayacağı için bir noktada onlar baş göstermeye başlıyorlar.
Peki, bunu nasıl ayıracağız? Şimdi bazı tepkilerimiz bizim kendi karakterimizden kaynaklı tepkilerimiz. Bazıları da çocukluğumuzdaki durumumuzla alakalı. Öncelikle bugün bizi tetikleyen şeyleri bir tanımlamamız gerekiyor.
Eşimizin sürekli tekrar eden bir veya bir iki davranışı sürekli bizi tetikliyordur. Bize haber vermeden geç gelmesi olabilir. Yeterince ilgi, sevgi sözcüklerini kullanmaması olabilir ya da herhangi bir şeye yardım etmemesi olabilir. Tüm bunlarda bizi en çok tetikleyen şeyleri öncelikle bir tespit edeceğiz. Ve orada hangi duygumuzu yansıtıyor. Ona bakacağız. Değersizlik mi, sevgisizlik mi, yok sayılma mı ya da işte kullanılmışlık hissi mi? Buna bakmamız gerekiyor. Bunu tanımladıktan sonra düşüneceğimiz şey şu. Ben bunu en erken aynı benzerini nerede yaşadım? Bunu düşündüğünüz anda zaten geriye doğru gidiyorsanız işte annem şöyle yapardı, babam böyle olmuştu, öğretmenimle şunu yaşamıştım ya da işte şöyle. Bilin ki çocuklukta eksik kalan bir şeyle eşleşiyordur o durum.
Ama bunu sorduğunuzda çok geriye gitmeyip; 2 sene önce şöyle bir şey olmuştu diyorsanız o artık yetişkinlik hayatınızın ya da karakterinizin bir parçası olmuş oluyor. Bunu bu şekilde rahatlıkla ayırabiliriz. Tabii çok da kolay olmuyor her zaman o durumlarla yüzleşmek. Burada tabii ki travmatik ve tedavi gerektiren konulardan bahsetmiyoruz. Tamamen kişisel gelişim olarak bir şeylerin farkındalığını sağlayacak noktalardan bahsediyoruz. Bunun çok daha derin olanları ile ilgili psikoloji hatta psikiyatri bölümüyle direkt irtibata geçilmesi gerekiyor.
Her konunun bir uzmanı var. Lütfen o konunun uzmanına danışın. Biz burada konuyu hem biraz sosyolojik hem de daha çok aile danışmanlığı ve kişisel gelişim odaklı ele almaya çalışıyoruz. Eğer bu konuda ciddi bir travmanız varsa lütfen ama lütfen psikologlardan ve psikiyatristlerden yardım alın. Bu çok önemli bir konu.
Kesinlikle. Ben de direkt zaten fark ettiğim anda yönlendirme yapıyorum. Çünkü o alan apayrı bir alan. Biz burada normal seyrinde yaşayan, günlük olaylarda belli şeylerde tetiklenen durumlara dikkat çekiyoruz. Evliliklerde çok fazla karşılaşıyorum ben danışmanlıklarda özellikle. Çünkü eşinden şikâyet ettiği durumu bakıyorum işte beni değersiz hissettiriyor, beni yok sayıyor dediği şey de aslında eşi onu yok saymak için yapmıyor o davranışı. Kendi alışkanlığı olduğu için yapıyor. Peki diğer taraf niye bunu yok sayıyor olarak algılıyor ya da sevgisizlik, ilgisizlik olarak algılıyor? Mutlaka kökeni geçmişten gelen eksik bir duyguya dayanmış oluyor.
Az önce söylediğim yöntemle pratik bir şekilde farkında olunabilir veya yardım alınabilir, danışılabilir ama özellikle eşler arası yaşanan şeylerde her iki tarafın da çocuklukta beslenmemiş ya da çok aşırı beslenmiş sorunların çatıştığının da ihtimalinin unutulmaması gerekir.
Karşımızda yetişkin bir insan varmış gibi görsek bile çocukluğumuzda eksik kalan hangi duygu varsa biz orada o yaşa iniyoruz o anda. Bunu aslında çok güzel anlatan bir hikâye var. Yara izi deneyi yapıyorlar 1980 yılında. Birbirinden farklı denekler, birbirlerinden habersiz tek tek çağrılıyorlar. Yüzlerine makyözler çok görünür bir yara izi yapıyorlar. Diyorlar ki, "Bu yara izi ile odaya gireceksin, yarım saat sosyalleşip çıkacaksın." "Tamam." diyor denek.
Yapıyorlar, gösteriyorlar. Bakıyor ciddi de bayağı dikkat çeken bir yara izi yüzünde. "Tamam." diyorlar, aynayı alıyorlar. "Şimdi." diyorlar, "Rötuş yapacağız." ve o yara izini siliyorlar. İçeriye giren kişi yüzünde yara izi var zannedip herhangi bir yara izi olmadan giriyor. Dışarıya çıkan 40 kişiye soruyorlar. Ne yaşadın içeride? Cevaplar hep şöyle; biri diyor ki: "Yüzümdeki yaraya baktılar, beni hor gördüler, yanıma yaklaşmadılar." Diğeri diyor ki: "Yüzümdeki yaradan dolayı yanımdaki sürekli yüzümdeki yara olan bölgeye baktı." Diğeri diyor ki: "Benimle çok sohbet etmek istemediler, aralarına almadılar." Aslında üçünde de yüzlerinde bir yara izi olmadığına göre olayı değiştiren şey onların o yaranın varlığından haberdar olmuş olmaları.
Bilmedikleri bir şeye odaklanamayacakları için ya da bilmedikleri bir yara izine göre davranamayacakları için onun onu biliyor olması çok kıymetli. Bizim çocukluk yaralarımız da içimizde böyle ruhumuzun bildiği bir noktada yer alıyor. Sadece bilinç düzeyinde bunu çok fark edemiyoruz ama oraya değdiği anda hemen biz onu onunla örtüştürüyoruz.
Kendi başımdan geçen olayı anlatayım hemen. Bende de böyle çok görünme ile ilgili sıkıntılar vardı zamanında. Ailemin beni tamamıyla görmediği ile alakalı. Şimdi bir şey alıyorum. Eşim benden bir şey istiyor marketten. Alıyorum, getiriyorum, kötü çıkıyor veya onun istediği gibi çıkmıyor ya da diyor ki "Bak dikkat et." diyor. "Bu markayı değil de şu markayı al." Öyle bir tetikliyordu ki beni. E tamam o zaman sen al. Ben zaten beceremiyorum. Hiçbir şeyi zaten yapamıyorum. İşte bunu bile beceremiyorum falan… Diyordu ki "Ya ne alakası var? Ben bu ürünle ilgili söylüyorum. Bunun seninle ne ilgisi var?
Yıllar sonra bu konuları öğrenip kendimi uygulama fırsatı bulduğumda dedim ki hakikaten benimle alakası yokmuş. Çünkü benim orada bir yaram olduğu için istediği kadar ürüne söylesin; ben orada kendi kişiliğime bunu bir şey olarak algılıyorum. Benzer durumlar da hep yaşanıyor eşler arasında. Buna biraz dikkat etmeleri çok kıymetli bir durum bence.
Şimdi sosyolojik açıdan da bakacak olduğumuz zaman iyileşmemiş, ele alınmamış çocukluk dönemi yaralarıyla günümüze kadar gelmiş bireylerden oluşan bir topluluk. Dolayısıyla öfke, başkalarını ötekileştirme ya kendilerini onlardan ayırt etme, sosyal çatışmalar ve dolayısıyla bir kaotik ortamın temelini oluşturan bir kitlenin parçası olmaya evriliyor.
Şöyle bir düşündüğümüz zaman biz diyelim ki bunun farkına vardık. Buradan sonra izlenmesi gereken yol haritası nedir? Ya tamam. Evet, benim bu verdiğim tepki eşimin bana bu ürüne dikkat et dediği anda verdiğim tepki benim çocukluk dönemim ile alakalı bir sıkıntıdan kaynaklanıyor. Üzerine gidilmemiş, çözülmemiş bir problemimden kaynaklanıyor. Bunu fark eden kişi önce ne yapacak? Bundan sonra ne yapacağız?
Ben nasıl davrandım onu söyleyeyim en azından. Ben profesyonel yardım aldım bu konularla alakalı. Çünkü gerçekten o dönemlere girebilmek, oraya tekrar bakabilmek, oradaki yaşanmamış duyguyu da yaşanmanıza sebebiyet veriyor ve burada acı olabilir, öfke olabilir, üzüntü olabilir, korku, kaygılar ortaya çıkabilir. Profesyonel yardım almak çok kıymetli bu noktada. Ben öyle alarak farkına vardım ve düzelttim.
Sonrasında bu konularla da zaten haşır neşir olmaya devam ettiğim için ve danışmanlıklarda özellikle bunun farkındalığını söyleyen noktaya geldiğim için şimdi artık bir şeyden tetiklendiğimde kendim farkına varabiliyorum. Çünkü bir alet çantam oldu elimde. Ben her zaman bana danışan insanlara da bunu söylüyorum. Yani elinizde bir alet çantası olsun, ihtiyaç duydukça kullanın. Gene de işe yaramıyorsa gene bir yardım alma noktasından çekinmeyin. Çünkü işinde en iyi olan ruhsal danışmanların bile psikolog, psikiyatrist kendi duyguları ve kendi hayatını yaşarken acemi olma olasılıkları çok yüksek. Çünkü o duyguya ben maruz kalıyorum. O hayata, o duruma ben maruz kalıyorum ve direkt canımı yakıyor.
Dolayısıyla ben hani doktorsam, kalp krizi geçiriyorsam kendi kalbimi çalıştıramıyor olacak olmam gibi buralarda da benim kendi hayatımla ilgili içinden çıkamadığım bir durum varsa ben zaten bunu biliyorum. Ben bu konuların uzmanıyım ya da ben bu konularda çok bilgi sahibiyim. Çok karşıma çıkıyor günümüzde. Ben biliyorum bunu. Okudum, defalarca okudum. Tamam, okudun ama sonuçta bir şey değişmedi. Değişmesi için demek ki dışarıdan bir gözün bir müdahalenin yani o duyguyu o durumu yaşamayan birinin objektif bakışına ihtiyaç var. Çoğunlukla yardım alarak kurtulunuyor. Kendi kendine olabilir mi? Tabii ki belli bir seviyede o alet çantasını edinmişseniz niye olmasın? O da mümkün ama önemli olan bunun farkında olabilme becerisi.
Dürtülerimizle ve o duygularımızla hareket ettiğimizde bunu çoğunlukla fark etmiyoruz ve sadece o yapılmış olması noktasına odaklanıyoruz. Bununla ilgili çok yazı yazmış, çok video çekmiş bir insan olarak da özellikle tekrar bunu konuşmak benim için çok kıymetli. Karşımızda 30-40-50 yaşında insanlar olabilir. Fakat o yaraya dokunduğunuz noktada 3-5-6 yaşında insanlara göre tepki verene dönüşebilirler.
Şimdi kişisel gelişim yolculuğumuzda bu türden bir farkındalık anını yaşadığımız zaman, yetişkinlik hayatımıza geri dönüp şöyle bir gözden geçirdiğimizde verdiğimiz bazı ani tepkilerin veya aşırı tepkilerin kaynağını da bulmuş oluyoruz. Bu da belki de kırıp döktüğümüz ilişkileri düzeltmekte ve kendimizi de bir çeşit yatırım gibi de görebiliriz bunu, bu sayede ileriye bir adım atmamıza da neden olacak. Aslında çok güzel bir farkındalık ama tabii her zamanki gibi yine söylüyoruz. Önce bu soruları sormaya başlamak, ‘ben’ kişisinin sorumluluğunu almak, onun sağaltımı için gerekli adımları atmak zaten biraz böyle zor bir şey. Bunu başardıktan sonrası tabii ki gelir ama kişisel gelişim noktasında bir yere kadar geldik diyelim ki ve bunun farkına vardım. Yani benim aşırı tepkilerim beni tetikleyen şeyler işte çocukluk dönemi yaraları.
Tamam, bununla ilgili gittim uzmanından, bir psikologdan ya da bir psikiyatristten yardım da aldım. Kendi başıma neler yapabilirim? Bunu tabii ki psikolog ve psikiyatristler yardımıyla çözeriz. Ama iş aileye geldiğinde; size geldi bir danışan dedi ki benim bu tarz bir sıkıntım vardı. Ben bu konuda profesyonel destek de alıyorum ama bunun ailemin dinamiklerine olan etkisini iyileştirmemde bana bir yol gösterirsiniz derse ona nasıl bir yol gösterirsiniz?
Açık iletişim. İçinde bulunduğu süreci, geçmekte olduğu süreci, ne süreçlerden geçtiğini, eşiyle, çocuklarıyla, annesiyle, babasıyla, kiminle yaşıyorsa o anda o kişi ya da o duruma maruz kalan kimlerse paylaşması çok önemli. Ben bu paylaşımın çok kıymetli olduğunu her zaman düşünüyorum. Dönüp dolaşıp hep iletişime geliyoruz ama gerçekten çok değerli bir şey.
Çünkü ben kendim de belli süreçlerimin farkında olup bunu dile getirdiğimde kendi eşime ve bunun çözüm yollarıyla beraber "Bak bugün bunu fark ettim. Bunu bu şekilde çözmeyi deniyorum." dediğimde eşimin de bana karşı daha sabırlı, daha anlayışlı, aynı hataları yapmaya devam etsem bile çözmeye çalışıyor şeklinde daha duyarlı yaklaştığını gördüm ve bir süre sonra bu durumdan kurtulmam daha da kolaylaşmış oldu.
Bu süreci yaşarken öncesinde yaşarken ve sonrasında tamamıyla içinde bulundukları duygu durumunu açıkça karşı tarafla konuşmaları bence çok kıymetli.
Peki ya yaşadığı sıkıntı zaten açık iletişim kuramamaksa. Tamam, her ne kadar bunu bir uzman eşliğinde çalışıyor olsa da bu tarz bir durum öyle kolay kolay hemen böyle "Aa farkına vardım. Uzmana da gittim. 5 dakika sonra durum çözüldü” gibi bir durum değil. Bu zaten uzun bir sürece yayılan bir durum. Diyelim ki açık iletişim kuramıyor kişi… Tedavi süreci, destek süreci devam ediyor ama açık iletişim kuramayan bir insana konuşamayan bu konuda tıkanabilir. Kendini ifade etmekte zorlanabilir veya doğru kelimeleri bulamadığını düşünüp daha büyük bir stres yaşayabilir. Bu konuda ne önerebilirsiniz? Diyelim ki açık iletişimde bulunamıyorsunuz. Tıkandınız. Ve bu sizin bu konuda ilerlemenize de biraz ket vurabilecek bir şey. Böyle bir durumda ne yapmalıyız?
Süreci sadece anlatabiliriz. Yani süreci derken; süreçte ne yaşadığınızı değil. Ben bu konunun benim ile ilgili bir durumdan kaynaklandığını fark ettim. Zaten gidiyorum yardım alıyorum. Başka türlü olmaz. Bunu dile getirebilirim en azından. Bu süreçte bunu aşabilmem için bana biraz zaman vermene ihtiyacım var. Ben bu zaman dilimi içerisinde kendim zaten adlandıramıyorum çoğu şeyi ki sana hiç anlatamıyorum bunu. Kendime anlatamıyorum daha. Ve bu bir süreç benim için. Benim burada senin desteğine ihtiyacım var ve ben bunun çözümü için mücadele veriyorum duygusunun’ en azından söylenmesi gerekir. Çok fazla detaylara girmeye zaten gerek yok. Bu kadarını bile söylemeniz yeterli oluyor.
Ben bunu çözmeye çalışıyorum, anlamlandırmaya çalışıyorum. Zaman zaman mesela benim kafam karıştığında da bir konuyla alakalı. Eşim diyor ki, "Bu konuda ne düşünüyorsun?" "Şu an sana söyleyemem çünkü daha ben anlamlandıramadım." diyorum. Bir oturtayım kafamda, bir anlayayım ne olduğunu. Sonra ben sana olduğu gibi anlatacağım dediğimde orada da gene bunu açıkça söylediğim için bir şeyle karşılaşıyorum. Patolojik durumlar hariç, normal standartlarda bir ilişkilerde gerçekten bu kadar açık ve samimi davrandığınız noktada karşılığını alıyorsunuz. Öteki türlü şöyle davrandığınızda ters tepiyor. Ya tamam bu benimle alakalı sana ne seni ilgilendirmiyor ki benim hayatım benim konum tabii bu benim özelim yani sana ne oluyor ki gibi tepkiler daha fazla karşı tarafın meraklanmasına ve süreci daha baltalamaya yönelik oluyor. Burada da gene ben elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ben bile kendimi daha yeni yeni anlıyorum. Bu yüzden biraz burada zamana ihtiyacım var. Bu süreçte zamana ihtiyacım var. Ben zaten kendimi hazır hissettiğimde seninle gereken şeyleri paylaşacağım dediğimizde karşı taraftaki partnerin de bunu anlayışla karşılaması çok önemli.
Değişim zor bir şey, değişim zahmetli, sancılı bir şey. Bir şeylerle ilgili yardım almak da zor bir süreç. Burada o sabrı göstermeleri gerekiyor. Çünkü eğer eşlerinin bu konuda düzelmesini bekliyorlarsa belli şeylere sabretmek zorundalar. Ya eşinin o yanlış davranışına sürekli maruz kalıp sabredecek ya da o iyileşme sürecindeki biraz sessizleşmesi, yalnızlaşması, uzaklaşması sürecine sabredecek. Hayat sabretmeden böyle bir sihirli değnek değmiş gibi al bu cümleyi 10 kere söyle de hayatın değişsin şekliyle olmuyor ne yazık ki.
Görsel tasarımında yapay zekâdan yararlanılmıştır.
(HADİYE AYŞE İRİM)