yandexmetrikacounter
90’lardan Günümüze Sanat | Çanakkale Olay
Doç. Dr. Olcay Uçak

olucak@gmail.com

90’lardan Günümüze Sanat

ArtDog İstanbul dergisinin düzenlemiş olduğu, 90’lardan ‘Günümüze Sanatta Hayatta Kalma Stratejileri’ adlı söyleşide, Küratör Beral Madra, bianel geçmişini ve sanatçıların üretim çabalarını ülkenin siyasi ve ekonomik koşullarıyla ilişkilendirerek anlatıyor.

Yüz Yüze
63

İstanbul’da bianellerin başlaması sanat dünyası için önemli dönüm noktalarından birisidir diyebiliriz. 1987’de başlayan ilk Bianel ve devam eden seri, bizim kuşağın üniversite öğrencilik yıllarında sanatla yoğunlaşan ilgi ve merak düzeyinin yükselmesine katkı sağlamıştır. Bianel, biz öğrencilere sınırları çizilmiş eğitim içeriklerinden sıyrılıp, özgür ve sınırları aşan fikirlerle, sanata, sanatçılara ulaşmamızı sağlayan, heyecanla beklenen etkinliklerdi. O yılların sabırsızlıkla beklenen etkinliklerinde tıpkı 1982’de başlayan TÜYAP Kitap Fuarı gibi, İstanbul kent kültürünün simgelerinden biri olmuştu. Sergilerle, imza günleri ve sanatçılarıyla aynı zamanda bir öğrenci kenti olan İstanbul’un, kısa zamanda tarihsel kimliğinin yanı sıra sanat dünyasının uluslararası sembollerinden biri haline gelmesini sağlamıştı. Malum, Bianel iki yılda bir düzenlenen bir organizasyon olsa da kısa zamanda sanatseverlerin merakla beklediği kültür ve sanat etkinliğine dönüştü. İstanbul’un bir Bianel kenti kimliği kazanmasında şüphesiz 1987’de göreve başlayan Beral Madra’nın yoğun çabasının etkili olduğunu belirtmek gerekiyor.

image.jpg

2025’in son etkinliklerinden biri ArtDog İstanbul dergisinin Pera Müzesi’nde düzenlemiş olduğu, 90’lardan ‘Günümüze Sanatta Hayatta Kalma Stratejileri’ adlı söyleşide, Küratör Beral Madra, İstanbul Bianeli’nde koordinatörlükle başlayan ve küratör olarak devam eden bianel geçmişini, sanatçıların üretim çabalarını, ülkenin siyasi ve ekonomik koşullarıyla ilişkilendirerek anlatıyor. Moderatörlüğünü Sinan Eren Erk’in yaptığı söyleşide Madra söze, Nejat Eczacıbaşı’nın ve Aydın Gün’ün başlattığı İstanbul Bianeli’nin, ufuk açıcı rolünü belirterek başlıyor. Madra, 80’li yılların sanat dünyasındaki öncülerinin sonraki kuşakların yetişmesine sürdürülebilir katkılar verdiğini belirtiyor. Madra, 2010 yılında İstanbul’un Kültür Başkenti olmasını, yüksek ekonomik destekle, disiplinler arası sanat dallarında üretilen 650 proje sayesinde Bianel’in önemli dönem noktası olarak açıklıyor. Ancak, bu önemli döneme ait web sayfasının kapatıldığını ve arşivin yok olduğunu, sadece 81 İl kütüphanesine gönderilen Bianel kitaplarının kaldığını da sözlerine ekliyor. Bu nedenle, sanatçıların kültürel arşivinin toplanabilmesinin gelecek kuşaklar için son derece önemli olduğunu ve ortak bir çözüm yollarının aranması gerektiğini aşağıdaki sözleriyle açıklıyor:

“Benim yapmam gereken mevcut arşivimi topluma açık hale getirmek bunun için çalışıyorum. 250 kutu var. Herkesin, sanatçıların arşivi var. Bazılarını yitirdik onların aileleri bu arşivlerden sorumlu. Ne yapacakları konusunda yardıma ihtiyaçları var. Bunun için bir sistem kurulması lazım. Sadece İstanbul’da değil, Türkiye çapında kamusal bir sistem kurulması lazım. Gençler nasıl çalışacak. Şimdi yapay zekâ karşısında da bellek çok önemli. Bunu Umberto Eco defalarca yazmış, söylemiş. Bu dijital ortam, popülist kültür karşısında en dirençli alan bellek. Bu belleğin bir şekilde korunması lazım.”

image.jpg

Sözlerinin devamında Türkiye’de 1980’den itibaren siyasi ortamın sanat dünyasını etkilediği görüşünü belirten Madra, bir başka dönüm noktası olan 2013 Gezi olayları ve sonrasındaki siyasi olayların sanat ortamına darbe vurduğunu, Bianeli etkilediğini, buna rağmen sanat üretiminin durmadığını, üretimin kurulan müzelerle, galerilerle ve özel sektör yatırımlarıyla topluma ulaşabilmesinin önemini vurguluyor.

Küratör kimdir, ne iş yapar, nasıl yapmalı?

Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Ulusal Başkanı olan Beral Madra, küratör olarak ve eleştirmen olarak sanatçıların ve sanat emekçilerinin ayakta kalma stratejileriyle 80’lerden günümüze kadar olan süreci şu sözlerle anlatıyor:

“Bugün artık kimse tartışmıyor diyeceğim ama tartışılıyor da, kim küratördür kim değildir, herkes kendini küratör olarak sunabiliyor tabi bunun kuralları var o kuralları elediğiniz zaman küratörlük böyle midir, yoksa değil midir diye karar verebilirsiniz. 1970’lerde Avrupa’da yeni gerçekçilik ve kavramsal sanat gibi birtakım ilerici hareketler oluyor. Harald Szeemann Avrupa sanat muhafazakarlığına bir darbe vurayım diye bir sergi yapıyor ve kendine küratör diyor. Küratör zaten Avrupa’da çok kullanılan bir terim, meslek. Kimdir küratör, müzelerde sanat yapıtlarının varlığını temin eden, onları gözeten kişiler. Aslında müze jargonunda küratör son derece sıradan bir uzman. Harald Szeemann’ın bunu bu şekilde alıp kullanması ilginç tabi. Çağdaş sanat ortamına getiriyor.

Bugün artık küratörlüğün çok çeşitleri var. Bunların hangisinin estetiksel üretim ilişkisini yönlendiren veya ona destek olan, onu topluma yansıtan kişi olduğu çok önemli. Bunun üstünde düşünmemiz gerekiyor. Fakat 2003’te kurulan AICA Türkiye (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği) bu kriterleri ortaya koydu gibi, çok yeterli olmasa bile başvurulacak bir kaynak var. AICA da kabul edilmiş bir meslek sahibinin artık çok fazla da tartışılmaması gerekir diye düşünüyorum ama sergi yapmakla küratörlük arasında bir boşluk var. Boşluk nasıl doldurulur?

Küratörlüğün dağarcığında bence siyasal bir ideoloji olması gerekiyor. Bu neokapitalist düzene karşı da bir direniş sahibi olması gerekiyor diye düşünüyorum. Sanat piyasasıyla çok fazla ilişkisi olmaması gerekiyor küratörün, çünkü sanat piyasası küratörün değerlerini veya küratörün sanat üstüne kurmak istediği bütün o değerlere karşı olumsuzluklar çıkarabilir, o açıdan piyasayla iş birliği yapamaz. Buna dikkat etmek gerekiyor.”

Mevcut siyasi ve ekonomik koşulların olumsuz etkilerinden çağdaş sanatın nasıl kurtulacağı sorulduğunda ise Madra, bianellerin çok abartılmaması gerektiğini, yılda 50 civarında düzenlenen bianel içinde İstanbul Bianeli’nin uluslararası sanat ortamına çok da etkisi olmadığını belirterek, bianellerin devlet, yerel yönetimler ve özel sektörün kotardığı bir bütçeyle gerçekleştirilmesinin önemli olduğunu, Venedik Bianeli’nde olduğu gibi, sponsorların öne çıkmadığı, demokratik kuralların geçerli olduğu, paranın markasının belli olmadığı bir düzenlemeyi doğru bir örnek olarak veriyor.

image.jpg

Söyleşinin sorular bölümünde Çanakkale Bianeli gibi yerel bianellerin geleceği hakkındaki soruya ise Beral Madra şöyle karşılık veriyor:

“Uluslararası sanat camiası için Anadolu’daki bu bianeller önemli. İstanbul Bianeli tabii ki önemli ama bir ülkede bu kadar çok bianelin yapılıyor olması buradaki direnişi ve gücü gösteriyor. Anadolu’daki bianelleri gerçekleştirenler özveriyle bu işe başladılar, özveriyle de devam ediyorlar. Pandemi sırasında bile bianeller yapıldı. Tanımladığımız ekonomik koşullarda bile bunu sürdürüyorlar ve biliyorsunuz ki çok sayıda yabancı sanatçı da katılıyor. Aslında İstanbul Bianeli tek başına değil bu Anadolu’daki bianellerle birlikte daha bir anlam kazandı. Umarım sürdürülebilir bir durum olur. Şu anda parasal nedenlerle yapılan bianellerin dışında, bilimsel olarak tanımladığımız bu bianellerin sürdürülmesi çok önemli.”

Etkinlik, ArtDog’un ilk kitabı olarak yayımlanan, Beral Madra’nın “Beyond Borders and Prejudices” başlıklı İngilizce kitabını imzalamasıyla sona erdi.

Fotoğraflar: Olcay Uçak