hakanmuhtar76@hotmail.com
Kısa yoldan zengin olma hayaliyle borca koşanlar faizin gölünde boğulurken, küçük birikimi küçümsemeyenler damla damla kendi geleceğini kurdu.
Memleket olarak kestirmeyi seviyoruz. Uzun yol gözümüzü korkutuyor, sabır canımızı sıkıyor. Her kes bir “kolay para” peşinde. Bir gecede zengin olma hikâyeleri kulaktan kulağa dolaşıyor. Kripto, hisse tüyosu, “çok sağlam bir iş var” cümlesi… Sağlam olan genelde sadece düşüş oluyor.
Kimse yavaş yavaş zengin olmayı anlatmıyor. Çünkü yavaş olan satmıyor. Reklamı yok, videosu yok, flaşı yok. Ama sonucu var. Bankada birikmiş sağlam hesabı var.
“Havadan para kazan.”
Bu cümleyi duyduğunuz an bir adım geri çekilin. Çünkü havadan gelen genelde yere çakılır. Bu işlerde kazanan bellidir: Sistemi kuran. Geri kalanlar ise “tecrübe kazandım” diyerek parasını kaybedenlerdir.
Tecrübe iyidir ama faturası bu kadar da yüksek olmak zorunda değil.
HELAL KAZANÇ, FAİZE TESLİM
İnsan çalışıyor, didiniyor, helalinden kazanıyor. Sonra ne oluyor? Kredi kartı faizi, ihtiyaç kredisi faizi, gecikme faizi… Para çalışanın elinde durmuyor, bankanın kasasına koşuyor.
Kredi kartı özgürlük gibi sunulur ama aslında zinciri uzundur. Limit arttıkça rahatladığını sanırsın, oysa sadece borcun nefes alanı genişler.
Sağdan soldan borç almak artık ayıp değil, rutin. “Bir ay sonra veririm.” Sonra o bir ay üç ay olur. Telefon sessize alınır, mesajlar geç görülür, sokakta göz teması azalır.
Borç büyüdükçe iş icraya gider. İcraya gidince masraf büyür. Avukat, dosya, harç derken borç kendi kendine kilo alır. Kimse fark etmez ama borçlu herkes bedelini ağır öder.
EFT ücreti, havale masrafı, işlem bedeli… Para sadece harcanırken değil, yer değiştirirken bile para yiyor. Sanki para değil de VIP misafir. Her geçişte bir bilet kesiliyor.
Ay sonunda “Ben bir şey almadım ki” dersin ama banka dökümü başka konuşur.
Şimdi sahneye sessiz kahramanlar çıkıyor. Büyük oynayanlar değil. Gösterişli yaşayanlar hiç değil. Ayda bir çeyrek altın alanlar. Bazen gram, bazen yarım. “Az ama düzenli” diyenler.
Kenara koyup unutanlar. Unuttuğu için bir gün çekmeceyi açıp sevinenler.
Bugün “zengin” dediğimiz insanların büyük kısmı işte bunlar. Bir gecede değil, yıllar içinde. Az az…
Çeyrek altın küçüktür ama psikolojisi büyüktür. Eldedir, gerçektir, somuttur. Kart gibi değildir, uygulama gibi değildir. Harcaması zordur. İşte bu yüzden değerlidir.
Çeyrek altın insanı durdurur. “Gerçekten lazım mı?” dedirtir. Bu soruyu sordurabilen her şey aslında iyi bir yatırımdır.
Olur. Ama sabır ister. Disiplin ister. “Bu ay almayayım” dememeyi ister. Çünkü bir ay bozulursa alışkanlık gider. Alışkanlık gidince zincir kopar.
Göl bir günde oluşmaz. Ama bir gün bakarsınız, artık ayaklarınız yere basıyor.
Günde bir kahve. “Ne olacak canım?”
Ayda otuz, yılda üç yüz altmış beş. O parayla ne olur biliyor musunuz? Tatil olur, altın olur, nefes olur.
Sigara içenler zaten bu yazıyı okurken bir tane yakmıştır. “Bırakacağım” diyenler paketi yarılamıştır. O para da dumanla birlikte uçmuştur.
Ekonomi sadece rakam değildir. Alışkanlıktır. Can sıkıntısıyla yapılan harcamadır. “Hak ettim” bahanesidir.
Oysa gerçek ödül, ay sonunda gelen huzurdur. Telefon çaldığında irkilmemektir.
Zenginlik, çok paraya sahip olmak değildir. Borçsuz olmaktır. Yarını düşünmeden uyuyabilmektir. Küçük krizlerde paniklememektir.
Kısa yoldan köşeyi dönmek isteyenler hep olacak. Bankalar faiz gölünü doldurmaya devam edecek. Ama bir de sessiz çoğunluk var. Damla damla biriktirenler.
Onlar bağırmaz, çağırmaz, göstermez.
Ama ayakta kalır.
Çünkü gerçek değişmez:
FAİZİN GÖLÜ, BİRİKİMİN DAMLASI.
Not: Yatırım tavsiyesi değildir, kişisel fikir yazısıdır.