Hislerinden kaçan her insan bir gün bir boşlukta asılı kalmaya mahkumdur…
An gelir geçmiş bir kangren gibi hatırlatır kendini… Kesip atamadığımız parçamızdan kalan o derin yara kanamaya başlar kendiliğinden… Unutmaya çalıştığımız her bir saniye canlanır ya gözlerimizde.. Nereye kaçarsanız kaçın, bir melodi bir fısıltı veya bir koku yeterlidir hatırlamaya…
Güçlü durmak, Güçlü olmak ile ilgili anlatılan o hikayelerle teselli ederiz kendimizi… Oysaki en güçlü insan unutan değildir. Yarası iyileşmeden üstünü örten değildir.. Bu hayatta karşılaşabileceğiniz en güçlü insan kendi yarasını iyileştirmeyi başarmış, o yara ile yüzleşmiş insanlardır…
Hani bir yazar diyor ya; göğü görmeden , denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu..?
Önce yanman gerekir, kül olup yeniden doğman gerekir… Güçlü dediğimiz her insanın aslında geçmişte kaç defa kül olduğunu bilmemiz gerekir..
Anka misali…
Her köşe yazımın sonunda yüreğinize iyi bakın yazardım eskiden… Kendi yüzleşemediğim yaramın sızısıydı oysa ki…
Korkardım herkes kadar, sizin kadar….
Yüzleşemediğimiz her acı, bizi geçmişe bağlayan bir halattı aslında.. Her ne kadar umuttan bahsetsek te, gelecek güzel günlerden….. Geçmişin gölgesi hep bizimleydi değil mi…
Hislerini görmezden gelmek, geçici bir huzur tatminiydi… Gerçek huzur ise iyileştiğinde bulurmuş seni..
Ve öğrendim; acının içinden geçip o ateşi söndürmeden bugünün değerini bilmek mümkün değilmiş… Aldığın nefes yüreğini acıtmadığında anlıyorsun , kangren olan parçanın kesildiğini….