yandexmetrikacounter
Ağacın tohumu var ama ormanın tohumu yok | Çanakkale Olay
Erhan Taylan

erhantaylan17@hotmail.com

Ağacın tohumu var ama ormanın tohumu yok

125

“Ağacın tohumu var ama ormanın tohumu yok…” İlk duyduğunuzda belki tuhaf geliyor. Sonuçta insan düşünüyor; tohum varsa ekeriz, büyütürüz, yerine yenisini koyarız. Keşke mesele bu kadar basit olsaydı. Çünkü ağaç ile orman bakıldığında aynı şey değildir. Bir ağacı kaybetmekle bir ormanın yok olması arasında yıllarla ölçülemeyecek kadar büyük bir fark vardır.

Bir ağacı birkaç yılda büyütebilirsiniz.

Ama bir ormanı onlarca yılda bile tam anlamıyla geri getiremezsiniz.

Çünkü orman dediğimiz şey sadece gövdelerden, dallardan ve yapraklardan ibaret değildir. Orman; toprağın hafızasıdır. İçindeki kuşların yuvasıdır, sincabın yaşam alanıdır, arının rotasıdır, toprağın su tutma gücüdür, yağmurun dengesi, rüzgarın yönü, nefes aldığımız havanın kendisidir. Bir orman yandığında sadece ağaçlar yanmaz; sessizce bir ekosistem yok olur.

Çanakkale’de son yıllarda yaşanan yangınlara baktığımızda bunu çok daha acı şekilde görüyoruz. Ağustos 2025 sonuna kadar çıkan 121 yangında 7 bin hektardan fazla alan zarar gördü. Bu bir rakam gibi görünüyor olabilir, ama rakamlar bazen gerçeği anlatmaya yetmez.

7 bin hektar ne demek?

Binlerce ağacın yok olması demek.

Yüzlerce canlının yaşam alanının kaybolması demek.

Toprağın yıllarca taşıyacağı yara demek.

Ve en önemlisi; gelecek nesillerin eksilen mirası demek.

Aslında hepimizin ortak cümlesi aynı oluyor: “Ciğerlerimiz yandı.” gibi sözler halk arasında söylenmeye devam ediyor. Ama bakıldığında canım ormanlar bir eteşle yok olmuş.

Bu söz artık bir mecaz olmaktan çıktı. Çünkü ormanlar gerçekten bir bölgenin ciğeridir. Sıcak yaz günlerinde gölge olan, havayı temizleyen, su kaynaklarını besleyen, yaşamı ayakta tutan sistemlerdir. Onları kaybettiğimizde sadece yeşili kaybetmiyoruz; yaşam kalitemizi de kaybediyoruz.

Şimdi yine yaz geldi.

Yine sıcaklıklar yükseldi.

Yine uzmanlar uyarıyor.

Sosyal medya ve Tv ekranlarında “yangın riski çok yüksek” haberleri dönmeye başladı.

Bir başka ifadeyle; yine bir yangın sezonuna girmiş bulunmaktayız.

Evet, iklimler değişiyor. Küresel iklim değişikliğinin etkilerini dünyada olduğu gibi ülkemizde ve şehrimizde de artık hepimiz yaşıyoruz. Daha sıcak yazlar, daha uzun kurak dönemler, daha sert rüzgarlar ve daha kolay tutuşan ormanlar…

Bunların hepsi doğru.

Ama başka bir gerçek daha var: Yangınların çok büyük bölümü dikkatsizlik ve insan kaynaklı.

Bir izmarit.

Kontrolsüz yakılan anız.

Piknik sonrası tam söndürülmeyen ateş.

Yola atılan cam şişe.

İhmal edilen bir kıvılcım.

Bazen koskoca felaketlerin başlangıcı işte bu kadar küçük oluyor.

Yangınların en acı tarafı ise çoğu zaman ilk dakikalarda kaybettiğimiz mücadele oluyor. Çünkü yangınlar çoğunlukla devasa alevler halinde başlamıyor. İlk anda küçük bir alanda çıkan ateş, dakikalar içinde rüzgarla büyüyor, ulaşılması zor alanlara yayılıyor ve kontrol edilemez hale geliyor.

İşte tam burada vatandaş sorumluluğu devreye giriyor.

Bir yangın gördüğümüzde çoğumuz refleks olarak telefonu çıkarıp görüntü çekiyoruz.

Oysa önce aranması gereken numaralar var.

Bir yangın gördüğünüzde önce haber verilmesi ve arayabileceğiniz numaralar var.

112 Acil Çağrı Merkezi: Tüm acil durumlar için tek numaradır. Orman, ev, iş yeri, araç ve diğer yangınları 112'ye bildirebilirsiniz.

177 Orman Yangını İhbar Hattı: Özellikle orman yangınları için kullanılmaktadır. Ancak günümüzde 112 üzerinden de ihbar yapılabilmektedir.

Yangın fark edildiğinde öncelikle 112 Acil Çağrı Merkezi'ne haber verilmeli, ardından güvenli bir şekilde ilk müdahale için gerekli önlemler alınarak yangına müdahale edilmelidir.

Çünkü bazen birkaç kişinin kürekle attığı toprak, bazen kuru otların bulunduğu hattın basit bir müdahaleyle kesilmesi, bazen de birkaç dakikalık hızlı ve bilinçli davranış yüzlerce dönüm alanın kurtarılmasını sağlayabilir.

Elbette hiç kimsenin kendi can güvenliğini tehlikeye atması beklenemez. Ancak bu tür olaylarda yaşlısından gencine kadar herkes sorumluluk bilinciyle hareket eder ve imkanları ölçüsünde katkı sunarsa, yangınların büyümesinin önüne geçilebilir.

Çünkü ormanlar sadece devletin değildir.

Orman sadece ormancının değildir.

Orman sadece itfaiyenin sorumluluğunda değildir.

Ormanlar bu ülkede yaşayan sadece orman köylüsünün değil gencinden yaşlısına kadar herkesindir.

Bugün yanan alanlar sadece bugünümüzü etkilemiyor. Çocuklarımızın göreceği manzarayı, kullanacağı suyu, yaşayacağı iklimi de değiştiriyor. Bir çam ağacı belki 20 yılda büyüyor ama yüzlerce yıllık orman kültürü birkaç saatte gözlerimizin önünde yok olabiliyor.

Bu yüzden belki de mesele yangın çıktıktan sonra kahraman olmak değil.

Asıl mesele yangının hiç çıkmamasını sağlamak.

Çünkü fidan kampanyaları düzenleriz.

Yeni ağaçlar dikeriz.

Yeniden yeşertmeye çalışırız.

Ama kabul etmemiz gereken acı gerçek şu; ağacın tohumu vardır, ama ormanın tohumu yoktur.

Bugün Çanakkale’nin yanan her ağacı sadece toprağa düşmüyor; hafızamızdan, geleceğimizden ve çocuklarımıza bırakacağımız mirastan da eksiliyor. Bu yüzden orman yangınlarını sadece yaz aylarının olağan haberi gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Çünkü kaybettiğimiz her hektar, geri getirmesi onlarca yıl sürecek bir yaşam alanlarıdır.

Ve unutmayalım;

Orman yangınları ağaçları değil sadece; sessizliği, gölgeyi, yaşamı ve geleceği yakar. Çanakkale’nin yeniden yanmaması için ilk kıvılcımı değil, ihmali söndürmek zorundayız.

Sağlıcakla Kalın…