yandexmetrikacounter
BİR NOKTA, BİR VİRGÜL | Çanakkale Olay
Hakan MUHTAR

hakanmuhtar76@hotmail.com

BİR NOKTA, BİR VİRGÜL

Muhtarın Penceresi
47

Gazete köşeleri bazen bir hatırayı anlatmak için vardır; bazen de o hatıranın içine gizlenmiş büyük bir dersi hatırlatmak için.

Abdurrahman Şeref Bey’e atfedilen bu meşhur anekdot, ilk bakışta zekice verilmiş bir cevap gibi görünür. Oysa biraz durup baktığımızda, hikâyenin asıl kahramanlarının insanlar değil; nokta, virgül ve anlam olduğunu fark ederiz.

Aynı kelimeler…
Aynı cümle…
Ama bambaşka iki anlam.

“Adam ol, baban gibi eşek olma!”

Ve:

“Adam ol baban gibi, eşek olma!”

Aradaki fark yalnızca bir virgül. Mürekkebi bile belli belirsiz. Ama anlamı; bir hakaretle bir öğüt, bir aşağılama ile bir terbiyenin arasındaki uçurum kadar derin.

Abdurrahman Şeref Bey’in cevabının zekâsı da tam burada yatar. Paşa’ya hakaret etmez; aksine onu örnek gösterir. Fakat Paşa’nın öfkesinin kaynağı, söylenen sözden çok, zihninde kurduğu cümledir. Virgülün yerini değiştirdiğinizde, suçlama da yön değiştirir. Hedef şaşar. Anlam bozulur. İtibar zedelenir.

Bugün en çok unuttuğumuz şeylerden biri de dilin sadece kelimelerden ibaret olmadığıdır. Duraklardan, susuşlardan, vurgulardan oluşur. Nokta, düşüncenin bittiği yerdir. Virgül, nefes aldığımız yer. İkisini yok saydığınızda, cümle konuşmaz; bağırır. Anlatmaz; çarpar.

Sosyal medyada bir cümle yazıyoruz. Nokta koymuyoruz, virgül kullanmıyoruz, sonra “yanlış anlaşıldım” diyoruz. Oysa çoğu zaman yanlış anlaşılmıyoruz; eksik anlatıyoruz. Dilin direksiyonunu bırakıp, anlamın freni tutmamasına şaşırıyoruz.

Bu hikâye bize sadece noktalama işaretlerinin önemini değil, düşünmeden hüküm vermenin tehlikesini de anlatır. Paşa, bir virgül ihtimalini düşünmeden öfkelenir. Abdurrahman Şeref Bey ise bir virgülle gerçeği yerli yerine koyar. Güç, makam, ün… Hiçbiri dilin terazisinden ağır değildir.

Eğitim dediğimiz şey de tam olarak burada başlar. Defterin kenarına konulan kırmızı bir virgül, çocuğa yalnızca dil bilgisi öğretmez; düşünmeyi öğretir. “Dur” der. “Burada nefes al. Anlamı bir daha düşün.”

Belki de bu yüzden noktalama işaretleri küçüktür. Büyük şeyleri anlatmak için bağırmazlar. Sessizce yerlerine oturur, cümleyi hizaya sokarlar.

Bugün hâlâ aynı dersin içindeyiz. Bir cümle kurarken, bir yargıya varırken, bir insana kızarken… Virgülü nereye koyduğumuzu düşünmek zorundayız. Çünkü bazen bir virgül, bir hakareti nasihate; bir öfkeyi özre; bir kavgayı teşekkürle biten bir sohbete dönüştürebilir.

Ve bazen, gerçekten bazen, medeniyet dediğimiz şey yalnızca doğru yere konmuş küçücük bir virgüldür.