Ey dost…
Günlerin bir anlamı, zamanın bir hükmünün kalmadığı anlarda dinledin mi yüreğini?
Yaşadığın her olayın aslında sadece seninle ilgili olmadığını, insanların kişiliklerine de bağlı olduğunu fark edebildin mi?
Ve bunca hengamenin arasında saklayabildin mi yüreğindeki umut tohumlarını… Kimseye göstermeden, dehlizin soğuğuna rağmen yeşertebildin mi hayallerini?
Dünya bir kaostan ibaretti; koruyabildin mi o çocuk yüreğini? Temiz kalabildin mi her şeye rağmen?
Yaşadığın çoğu şeyi anlamlandıramadığında “Aman boşver” diyebildin mi yüreğine?
Mantığın ve yüreğin karşı karşıya geldiğinde hangisi daha fazla çıkardı sesini? Hangi çığlığın yükselmesine izin verdin?
İnsanın en büyük savaşı kendisi iledir… Kazanabildin mi? Aynaya baktığında “Kendimin farkındayım” diyebildin mi? Sahip çıkıp, seni sen yapan o değerlere, özüne “Ben de buradayım” diyebildin mi?
Sahi, sen hiç SEN olabildin mi?
Bunca maskenin, bunca ihanetin ortasında kendin gibi kalabildin mi? Net ve düz insanların anlaşılamadığı bir dünyadayız. Yüreğindeki her bir heceyi söyleyenlerin cesur kabul edildiği bir zaman dilimindeyiz.
Oysa ki birbirini yormadan, kırmadan konuşulacak en güzel dil değil midir kendin olabilmek? Maskesiz, düz, ima olmadan konuşulan bir dil…
Böyle olduğun için anlaşılamıyorsun değil mi çoğu kişi tarafından, ve onların ön yargıları senin de canını acıtıyor mu?
Kırgınlığın sesi yükseldiğinde sessizce çıkıp gidiyorsun değil mi o hayatlardan? Gittiğini anlayamıyorlar, hâlâ oradasın, bekliyorsun zannediyorlar… Oysaki gidişin bir varlıkla değil, yüreğinden göndermek olduğunu dahi fark edemiyorlar.
En büyük fark bu değil mi zaten? Hatalarını kaybetmek, başarıyı ise sadece insanların gözünde büyümek gibi görenlerin yaşadığı bir çağda, sessizce akıp gidiyoruz kendi sığınağımızda…
Biz, hatalarımızla, yanlışlarımızla ve doğrularımızla biziz. Bırak, kaybeden kaybettiği yerde kalsın. Herkes gelir ve gider. Hayat bize her yeni günü bir şans olarak verir.
Ve unutma: her yeni gün, yeni bir başlangıçtır. Şimdi kalk ve yeniden başla…
Yüreğine iyi bak…