erhantaylan17@hotmail.com
Ömür takviminden bir yaprak daha gitti. Belki farkına bile varmadık. Sabah gözlerimizi açtığımızda başlayan gün, acısıyla tatlısıyla, şimdi usul usul akşama dönüyor. Çanakkale’den Bozcaada’ya baktığına güneş yavaş, yavaş ufka çekiliyor, gökyüzü renk değiştiriyor ve gün Çanakkale Boğazı’nda kordonda denize yansıyan pırıltılı ışıklarla, geceye merhaba demeye hazırlanıyor.
İnsan bazen günlerin nasıl geçtiğini anlayamıyor. Bir bakmışsın pazartesi olmuş, bir bakmışsın haftanın sonuna gelmişiz. Dün dün gibi hatırımızdayken, bugün geçmişin bir parçası oluvermiş. Zaman, kimseye danışmadan, kimseyi beklemeden, kimseye acımadan kendi yolunda kendi ekseninde dönmeye devam ediyor.
Peki, biz bu yolculuğun neresindeyiz?
Koşturmacanın içinde gözden kaçırdığımız güzellikleri, söylemeye fırsat bulamadığımız sözleri, bir türlü hayata geçiremediğimiz hayalleri hiç düşündük mü? Bir gönül almayı, bir dostun kapısını çalmayı, bir büyüğümüzün hatırını sormayı kaç kez sonraya bıraktık? Oysa hayat dediğimiz şey, yalnızca büyük başarılar ve unutulmaz anlardan ibaret değil. Bazen bir bardak çay eşliğinde edilen samimi bir sohbet, bazen içten bir gülümseme, bazen de hiç beklemediğimiz bir anda duyduğumuz güzel bir söz, bütün günümüzü güzelleştirmeye yetiyor. Çünkü hayatın gerçek güzellikleri, çoğu zaman farkına bile varmadan yaşadığımız o küçük ama kıymetli anların içinde saklı.
Gün batarken insanın içine bir düşünce düşüyor. Bugün ne yaşadım, kimi mutlu ettim, kimin gönlüne dokundum? Belki bütün gün çalışarak yorulduk, belki istediğimiz her şeyi alamadık veyahut yapamadık. Belki de içimizde kalan bazı düşüncelerle başımızı yastığa koyacağız. Ama hayatın bize öğrettiği bir gerçek var; her gün istediğimiz gibi geçmeyebilir. Önemli olan, yaşadıklarımızın içinden kendimize bir ders, bir pay çıkarabilmek ve yarına daha güzel bir niyetle hazırlanabilmek.
Çünkü şunu biliriz ki hiçbir gün batımı sonsuza kadar sürmez. Üstelik yaşadığımız bu güzel coğrafyada güneşin batışı bile başlı başına bir güzelliktir. Akşamın karanlığı çökerken Kordon’daki dalgaların kıyıya vuruşu, boğazdan esen rüzgarın beraberinde getirdiği iyot kokusu ve yavaş yavaş evlerine çekilen insanlar… Koca kent, günün telaşını geride bırakarak gecenin sessizliğine bürünür. Ardından sabah olur. Güneş yeniden doğar, kuşlar yeniden ötmeye başlar. Çanakkale sokakları sabah ezanıyla birlikte yavaş yavaş hareketlenir. Simitçi, mis gibi kokan taze simitlerini ve poğaçalarını tezgahına dizer; yeni güne başlayan insanları karşılamak için müşterilerini beklemeye koyulur. İşte hayat da tam böyle bir şeydir. Her akşamın ardından yeni bir sabah, her bitişin ardından yeni bir başlangıç vardır. Dünya, sanki her yeni günle birlikte bize yeniden yaşama, umut etme ve hayata kaldığımız yerden devam etme fırsatı sunar.
İşte hayatın en güzel tarafı da budur. Dün bir arkadaşımıza, mahalledeki komşumuza ya da iş yerindeki en yakın dostumuza kırılmış olabiliriz. Belki de farkında olmadan bir başkasının kalbini kırmışızdır. Ama bugün, yeni bir güne başlarken kendimize bir şans daha verebilir, geçmişin kırgınlıklarını geride bırakıp gönlümüzü yeniden güzelliklere açabiliriz.
Dün bir fırsatı kaçırmış olabiliriz ama yarın önümüzde yeni bir
kapı açılabilir. Dün yorulmuş, üzülmüş, hatta umudumuzu biraz
olsun kaybetmiş olabiliriz. Fakat yeni bir sabah, yeni bir gün,
içimizde yeniden başlama cesaretini uyandırabilir. Yeter ki
umudumuzu kaybetmeyelim, kendimize ve hayata bir şans daha
vermekten vazgeçmeyelim.
Elbette biliyoruz ki zamanın geri dönüşü yok. Giden bir günü
yeniden yaşayamayız. Ancak önümüzde duran günleri nasıl
geçireceğimiz hala kendi elimizde. Birbirimizi kırmadan, kimsenin
kul hakkına girmeden, insanlığımızı unutmadan ve küçük
mutlulukların kıymetini bilerek yaşamak… Belki de bütün mesele
tam olarak budur.
Ömür takviminden bir yaprak daha eksildi bugün. Kimi için sıradan bir gündü, kimi için sevinçlerle dolu, kimi içinse biraz hüzünlü geçti. Herkes kendi hikâyesini yaşadı. Şimdi günün son ışıkları da yavaş yavaş çekilirken geriye, yaşadıklarımızdan kalan hatıralar ve yarına dair umutlarımız kalıyor. Öyleyse bu akşam, kentimizin tarih kokan güzel mekânlarında kendimize küçük bir iyilik yapalım. Günün yorgunluğunu bir kenara bırakalım, kırgınlıklarımızı biraz olsun hafifletelim ve sevdiklerimizin kıymetini bilelim. Her şeyi bugün çözmek zorunda olmadığımızı kendimize hatırlatalım. Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, derin bir nefes almak, biraz durup kendini dinlemek ve yarının daha güzel olabileceğine inanmaktır. Belki de kendimizi iyi hissetmenin yolu, hayatın bütün yükünü bir anda omuzlarımızdan atmak değil; kendimize küçük bir mola vererek yeniden umutlanmayı öğrenmektir.
Unutmayalım; yaşadığımız bu dünyada gün batıyor diye hayat bitmiyor, dünyanın sonu gelmiyor. Dünya kendi ekseni etrafında döndükçe gündüzün ardından gece, gecenin ardından sabah geliyor. Zaman akıp gidiyor ama insanoğlunun içindeki umut, çoğu zaman yeniden yeşerecek bir yol buluyor. Çünkü her sonun ardından yeni bir başlangıç ihtimali bizi bekliyor. Yarın yine güneş doğacak. Belki her şey değişmeyecek, belki hayat yine kendi telaşıyla akıp gidecek. Ama biz, hayata biraz daha umutla bakmayı, güzellikleri fark etmeyi ve yeniden başlamayı sürdüreceğiz.
Evet, belki siz bu yazıyı okuduğunuzda sabah olacak, belki de akşam… Ama ne zaman okursanız okuyun, şunu unutmayın: Yarın yeni bir gün, yeni bir umut ve belki de yepyeni bir başlangıç olacak.
Hep birlikte güzel günlere…
Kalın sağlıcakla…