yandexmetrikacounter
SESSİZ ÇIĞLIKLAR: BİR TOPLUM KENDİ GELECEĞİ | Çanakkale Olay
Mine Kandaz

info@ozugurdanismanlik.com

SESSİZ ÇIĞLIKLAR: BİR TOPLUM KENDİ GELECEĞİNİ Mİ KAYBEDİYOR?

Sosyolog/Aile Danışmanı
93

Son zamanlarda haber bültenlerini izlemek, bir tür toplumsal yas tutma seansına dönüştü. Okulda hayatını kaybeden öğretmenler, okul bahçesinde zorbalığa uğrayan gençler ve maalesef, henüz hayatının baharındayken bir yaşıtı tarafından yaşamdan koparılan çocuklar... Her bir manşet, kalbimize yeni bir ağırlık bırakıyor.

Ateş Düştüğü Yeri Değil, Hepimizi Yakmalı

Evladını kaybeden bir anne veya babanın acısını tarif edebilecek bir kelime henüz hiçbir dilde icat edilmedi. Mağdur ailelerin yaşadığı bu tarifsiz keder karşısında, her birimizin içi yanıyor ve onlarla birlikte gözyaşlarımızı döküyoruz. Ancak onlara olan borcumuz, sadece üzülmek ve başsağlığı dilemek değil; başka ailelerin de aynı ateşe düşmemesi için gerçekçi adımlar atmaktır.

Okullarımızı sadece sınav merkezleri olarak değil, merhametin, empatinin ve çatışma çözüm yollarının, şiddetsiz iletişimin öğretildiği güvenli limanlar haline getirmeliyiz. Zorbalık, sadece cezalandırılıp, uzaklaştırılıp geçilecek bir durum değil, müdahale edilmesi gereken bir imdat çağrısıdır.

Şiddet sarmalından kurtulmak için ne tek başına güvenlik önlemleri ne de sadece cezaların ağırlaştırılması yeterli olacaktır. Burada toplumumuzdaki her bir aileye çok fazla sorumluluk düşmektedir. İhtiyacımız olan şey; neden sonuç ilişkisi kurabilen, başkasının acısını içerisinde hissedebilen, akranları ile dalga geçerek acısını bastırmak yerine ailesi ile iletişim kurabilen çocuklar yetiştirmektir. Fakat bunun için öncelikle kendimizi aynı konularda yetiştirmemiz ve sorumluluk almamız gerektiğini de bilmemiz gerekir.

Aynı zamanda çocuklarımızın ekran bağımlılığını, dijital dünyada geçirdikleri süreleri ve içerikleri denetlemek de bir numaralı sorumluluğumuz olmalı. Sürekli şiddet içeren oyunlar oynayan, filmler seyreden, konuşmalar yapan çocuk, bir süre sonra kafasında şiddeti normalleştirecektir. Hatta geçen hafta bir savcımızın söylediği gibi çocuklar bu durumu “bir üstün statü göstergesi” olarak algılayacak ve işledikleri suç sayısı kadar “güçlü ve üstün” oldukları yanılgısına kapılacaklardır.

Kaybettiğimiz her can, eksilen her öğretmen, sönen her hayal bize aynı şeyi fısıldıyor: Birbirimize ve çocuklarımızın ruhuna sahip çıkmak zorundayız. Şiddet bir kader değil, önlenebilir bir toplumsal hastalıktır.

Öz eleştirisini yapmayan toplumlarda, her zaman sonuçlar konuşulur ve maalesef bu da bizi hiçbir yere ulaştırmaz. Şiddet bir tercih değil, çoğu zaman öğrenilmiş bir dildir. Biz çocuklarımıza barışın dilini öğretmekte geç kaldığımız her an, şiddetin diliyle büyümeye devam edeceklerdir. Bunda da aile ve toplum olarak sorumluluğumuzu almalı ve ona göre hareket etmeliyiz ki çözüme odaklanmamız kolaylaşsın.

Gelin, bu hastalığı teşhis etmekten korkmayalım ki; bir daha hiçbir anne evladının ardından, hiçbir öğrenci öğretmeninin ardından ağlamasın.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın.

www.ozugurdanismanlik.com

info@ozugurdanismanlik.com

İnstagram : Koyde.birsosyolog