yandexmetrikacounter
Kepez Özgür Kadın Dayanışma: “8 Mart Kutlam | Çanakkale Olay

Kepez Özgür Kadın Dayanışma: “8 Mart Kutlama Değil, Kadınların Yaşam Hakkını Hatırlatma Günüdür”

Kepez Özgür Kadın Dayanışma, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kadın cinayetleri, yoksulluk ve şiddet konularına dikkat çekerek 8 Mart’ın bir kutlama günü değil, kadınların yaşam hakkı ve eşitlik mücadelesinin hatırlatıldığı önemli bir farkındalık günü olduğunu vurguladı.

106

Kepez Özgür Kadın Dayanışma tarafından yapılan açıklamada, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün yalnızca bir kutlama günü olarak görülmemesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada, Türkiye’de kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet, yoksulluk ve eşitsizlik sorunlarının her geçen yıl daha görünür hale geldiği belirtilerek, 8 Mart’ın bu sorunlara dikkat çekmek için önemli bir farkındalık günü olduğu vurgulandı.

Açıklamada, kadınların yaşam hakkının korunmadığı, şiddetin önlenemediği ve yoksulluğun giderek kadınlar ve çocukların omzuna yüklendiği bir toplumsal düzenin sorgulanması gerektiği ifade edildi. “Kadınların güvenliği küçülürken aile söyleminin büyümesi, nüfus tartışmaları yapılırken kadınların ve çocukların hayatlarının korunmaması toplumsal bir sorundur” ifadelerine yer verildi.

Kadın Cinayetleri Önlenebilir Bir Kamusal Suç

Kadın cinayetlerinin “münferit olay” ya da “aile içi mesele” olarak görülmemesi gerektiğinin altı çizilen açıklamada, bu durumun önlenebilir bir kamusal suç olduğu vurgulandı. Kadın örgütlerinin 2025 yılı raporlarına göre Türkiye’de 294 kadın cinayeti ve 297 şüpheli kadın ölümü kaydedildiği belirtilirken, 2026 yılının ilk ayında ise 22 kadının öldürüldüğü ve 14 kadının şüpheli şekilde hayatını kaybettiği ifade edildi.

Şiddetin çoğu zaman kadınların en yakınındaki erkekler tarafından uygulandığına dikkat çekilen açıklamada, kadınların büyük bölümünün evlerinde ve çoğunlukla ateşli silahlarla öldürüldüğünün raporlara yansıdığı belirtildi. Bu tabloya göre kadın cinayetlerinin ani öfke ya da bireysel olaylar olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğu ve şiddetin toplumsal bir sorun olarak ele alınması gerektiği ifade edildi.

Yoksulluk Kadınları ve Çocukları Daha Fazla Etkiliyor

Açıklamada kadınlara yönelik şiddetin çoğu zaman yoksullukla birlikte büyüdüğü vurgulandı. Barınma sorunları, güvenceli iş imkanlarının eksikliği, kreş hizmetlerinin yetersizliği ve sosyal desteklerin sınırlı olması gibi faktörlerin kadınların hayatını zorlaştırdığı belirtildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 yılı “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları” verilerine de değinilen açıklamada, yoksulluk oranının yüzde 13 seviyesinde olduğu ifade edilirken, ülkede milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılayamadığına dikkat çekildi. Özellikle çocuklu hanelerde geçim baskısının arttığı ve bakım yükünün büyük ölçüde kadınların omzunda olduğu belirtildi.

Kadın yoksulluğunun yalnızca gelir eksikliği ile açıklanamayacağı belirtilen açıklamada, kayıt dışı çalışma, düşük ücret, güvencesizlik ve bakım emeğinin görünmezliği gibi sorunların da kadınların ekonomik eşitsizliğini derinleştirdiği ifade edildi.

6284 Sayılı Kanunun Etkin Uygulanması İstendi

Kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli yasal düzenlemelerden biri olan 6284 sayılı kanunun etkin şekilde uygulanması gerektiği vurgulanan açıklamada, sorunun çoğu zaman yasa eksikliğinden değil uygulama eksikliğinden kaynaklandığı ifade edildi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun değerlendirmelerine de yer verilen açıklamada, şiddete maruz kalan kadınların yüzde 57’sinin herhangi bir koruma kararı bulunmadığının tespit edildiği belirtildi. Bu durumun, kadınların hakları konusunda yeterince bilgilendirilmediğini ve mevcut yasal mekanizmaların etkin kullanılmadığını gösterdiği ifade edildi.

Tedbir kararlarına erişimin gecikmesi, uzaklaştırma kararlarının ihlal edilmesine rağmen yaptırım uygulanmaması ve risk değerlendirmelerinin yapılmaması gibi sorunların şiddetin büyümesine neden olduğu dile getirildi.

İstanbul Sözleşmesi Vurgusu

Açıklamada, kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası önemli bir belge olan İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekilmesine de değinildi. İstanbul Sözleşmesi’nin psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetin tüm biçimlerini kapsayan kapsamlı bir belge olduğu hatırlatılarak, sözleşmeden çıkılmasının şiddetle mücadelede önemli bir zayıflamaya yol açtığı görüşü paylaşıldı.

Kadın örgütleri olarak İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediklerini belirten Kepez Özgür Kadın Dayanışma, şiddetin önlenmesi, korunma, kovuşturma ve bütüncül politika yaklaşımının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Yerel Yönetimlerin Rolü Büyük

Açıklamada şiddetle mücadelenin yalnızca merkezi yönetimle sınırlı olmadığı, yerel yönetimlerin de önemli bir rol üstlenmesi gerektiği belirtildi. Belediyelerin kadınların ilk başvurduğu kurumlar arasında yer aldığı vurgulanarak, kadın danışma merkezleri, sığınma evleri ve psikososyal destek hizmetlerinin artırılması gerektiği ifade edildi.

Kadınların hukuki danışmanlık, psikolojik destek ve barınma imkanlarına daha kolay erişebilmesi için yerel yönetimlerin aktif rol almasının önemine dikkat çekildi.

“Şiddetle Mücadele Dayanışma ile Mümkün”

Açıklamada, şiddetin toplumun her kesimini ilgilendiren bir sorun olduğu belirtilerek kadın örgütleri, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi gerektiği ifade edildi.

Kadınların haklarını bilmesi, şiddet karşısında nereye başvuracağını öğrenmesi ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesi için eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının artırılması gerektiği vurgulandı.

“8 Mart Bir Hatırlatma Günüdür”

Kepez Özgür Kadın Dayanışma açıklamasında son olarak şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadına çiçek verilen bir kutlama günü değil; kadınların yaşam hakkının, emeğinin ve eşitliğinin güvence altına alınması gerektiğinin hatırlatıldığı bir gündür. Kadın cinayetleriyle mücadele, yoksullukla mücadele ve eşitlik talebi ancak bütüncül politikalar ve toplumsal dayanışma ile mümkün olacaktır.”

(YUSUF SONKURT)
Paylaş