yandexmetrikacounter
Karanergis ve dahası… | Çanakkale Olay
Burcu Meltem Arık

burcu.arik@gmail.com, https://dogakultur.net

Karanergis ve dahası…

Çanakkale Doğa Güncesi
54

6641_wuciwug_1bf6d649_karanergis-ve-d.jpeg
Fotoğraf:
Esenler Mahallesinde açan güzelim karanergisler, Burcu Meltem Arık

Görsel Betimleme: Sonbahar toprağında, bir arada açmış çok sayıda parlak sarı karanergis, yanı başında da pembe spor ayakkabılar ve paçalarımla ben varım.

İstanbul’dayken mor renkli çayır çiğdemlerini (Crocus speciosus) dört gözle beklerdim. Çanakkale’de sonbaharda açan karanergisleri (Sternbergia lutea) beklemeye başladım. Adı kara ama kendisi sapsarı! Bu adın nereden geldiğini bulmak için evdeki tüm botanik kitaplarımı ve interneti taradım. Önce Kocaeli Bitkileri sayfasında bir ipucu yakaladım, ardından Resimli Türkiye Florası’na baktım. Prof. Dr. Hayri Duman hocamız yazmış. Sternbergia cinsinin tüniği, yani soğanın dışını saran, genellikle kuru ve zarımsı yapıdaki koruyucu katmanı kahverengi veya siyahmış.

Çiçekleri parlak ve koyu sarı olan karanergis, nergisgiller yani Amaryllidaceae ailesinden çok yıllık, soğanlı bir bitki. Çiçeğini görünce çiğdeme benzetebilirsiniz. Hatta karaçiğdem ve sarı çiğdem adlarıyla da biliniyor. Ancak çiğdemlerden ziyade güzelim nergislerle akraba. Çiğdemler başka bir aileden, süsengillerden (Iridaceae).

6641_wuciwug_4a7c684e_karanergis-ve-d.jpeg

Fotoğraf: Esenler Mahallesinde açan karanergisler, Burcu Meltem Arık

Görsel Betimleme: Beton kaldırım kenarındaki toprak alanda yoğun bir küme oluşturan karanergisler var.

Şimdi sıkı durun, uzun ve farklı bir hikâyeler katmanına giriyoruz. Sternbergia cins adı, 1761-1838 yılları arasında yaşamış doğa bilimci Kaspar Maria von Sternberg'in onuruna verilmiş. Sternberg özellikle fosil bitkiler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Johann Wolfgang von Goethe ile botanik, jeoloji, doğa hakkında birbirlerine yazdıkları mektupların olduğu bir kitap var. Sırf bu kitabı, yani Goethe ile Kont Kaspar von Sternberg Arasındaki Mektuplaşmalar’ı okuyabilmek için Almanca öğrenebilir insan. Goethe'yi daha çok Faust ve Genç Werther'in Acıları gibi eserleriyle tanıyoruz. Oysa doğa bilimleriyle çok yakından ilgilenmiş. 1790 yılında yayımlanmış Bitkilerin Metamorfozu adlı bir eseri de var. 1820-1832 yılları arasındaki mektuplaşmaları, dönemin jeoloji tartışmalarını ve doğayı inceleme biçimlerini anlamak açısından önemli.

Sternberg, hayranı olduğum Alexander von Humboldt ile de tanışmış. Humboldt, canlıların yeryüzündeki dağılımını iklim, yükselti ve diğer çevresel koşullarla ilişkili olarak inceledi. Böylece döneminde öncü ve yeni bir yaklaşım getirdi. Modern bitki coğrafyasının ve biyocoğrafyanın gelişmesinde önemli bir yeri var. Özellikle 1799-1804 yılları arasında Amerika kıtasında yaptığı araştırma gezisi çok kritiktir.

Sternberg’e dönelim. 1804 yılında bir diplomat olarak Napoléon Bonaparte'ın imparatorluk taç giyme törenine katılmak üzere resmî görevle Paris'e gitmiş. Bu ziyaret sırasında, Amerika kıtasına yaptığı meşhur keşif gezisinden henüz dönmüş olan ve araştırmalarını yayımlamak üzere Paris'te bulunan Alexander von Humboldt ile bir araya gelmiş. Humboldt'un yanı sıra Georges Cuvier gibi dönemin önde gelen Fransız doğa bilimcileriyle de tanışmış.

Sternberg'in yaşadığı yıllarda doğa bilimlerinde arka arkaya büyük gelişmeler yaşanıyordu. Yeryüzünün geçmişi ve canlıların zaman içindeki değişimi hakkında yeni sorular soruluyordu. Fosillerin incelenmesiyle milyonlarca yıl önce yaşamış ve artık var olmayan canlılar tanımlanıyordu. Sternberg de bu dönemde fosil bitkileri araştırmaya yöneldi. 1820 yılında yayımlamaya başladığı Geçmiş Dünyanın Florası (Flora der Vorwelt) adlı eserinde yüzlerce fosil bitkiyi bilimsel olarak tanımladı. Eser, paleobotaniğin gelişiminde önemli bir yere sahip.

6641_wuciwug_efe70f3e_karanergis-ve-d.jpeg

Görsel: Solda Kaspar Maria von Sternberg’in tanımladığı fosil bitki örnekleri. En üstteki Lepidodendron gövdesi, Jiří Kvaček, Jiřina Dašková, Milan Libertín. Sağda bilinen fosil kalıntılarına dayanılarak hazırlanmış bir Lepidodendron canlandırması, Wikimedia.

Görsel Betimleme: Solda bir levhada dört bitki fosili fotoğrafı var. Sağda siyah beyaz bir bitki çizimi var. Bitkinin uzun ve düz bir gövdesi var. Üst gövde şemsiye gibi genişleyen çok sayıda dala ayrılıyor. Altta yana açılan kökler görülüyor.

Sternberg'in kurduğu bu fosil bitki koleksiyonu öyle muazzam bir niteliğe ulaşmış ki Humboldt, dostunun koleksiyonu için "Dünyadaki hiçbir koleksiyon üstün bilimsel öneme sahip bu kadar çok, bu kadar güzel ve nadir örneği bir arada barındırmıyor" diyerek hayranlığını dile getirmiş. Hemen yukarıdaki görselde, yaklaşık 300 milyon yıl önce, Karbonifer Dönemi'nde yaşamış Lepidodendron aculeatum adlı bir bitkinin fosilinin görseli var. Bu bitki, günümüzdeki kibritotlarının ağaç boyutlarına ulaşabilen eski akrabalarından. Bazı Lepidodendron türleri 30 metreyi aşabiliyordu. Karbonifer Dönemi'nde geniş bataklık ormanlarının önemli üyeleriydiler. Günümüzde kullandığımız kömür yataklarının çok önemli bir bölümü bu dönemde yaşamış bitkilerin kalıntılarından oluşuyor.

Bu döneme ve gelişmelere bakarken kolonyalizm ağlarını da gözden kaçırmamak gerek. 19. yüzyılın büyük doğa gezileri ve zaman içinde bugünün müzelerine doğru evrilen devasa koleksiyonculuk tutkusu, Avrupalı güçlerin sömürgeci ve küresel yayılmacılığı ile dünyayı kataloglama arayışıyla doğrudan bağlantılı. Humboldt’un kıtalararası gezileri İspanyol İmparatorluğu’nun izni ve kolonyal rotaları sayesinde gerçekleşti. Humboldt, sömürge düzeninin imkânlarını kullanmakla birlikte döneminin aksine köleliğe, yerli halkların sömürülmesine ve ırk ayrımcılığına yüksek sesle karşı çıkan, eşitliği savunan özgürlükçü bir bilim insanıydı.

Sternberg’in Paris’te tanıştığı bir diğer isim olan Georges Cuvier ise insanları sözde ırksal hiyerarşilere yerleştiren bilimsel ırkçılığın gelişmesinde rol oynamıştı. Karşılaştırmalı anatomi ve paleontolojinin öncülerinden kabul edilen Cuvier, Güney Afrika’dan Avrupa’ya getirilerek ırkçı gösterilerde teşhir edilen Sarah (Saartjie) Baartman’ın bedenini ölümünden sonra incelemiş, yaptığı anatomik karşılaştırmalarla ırkçı düşüncelere bilimsel dayanak sağlamaya çalışmıştı. Baartman’ın bedeni üzerindeki incelemelerini 1817 yılında yayımlamıştı. Doğa bilimlerinin tarihi, sömürgecilikten ve ırkçılıktan bağımsız değil. Köleliğe ve sömürgeciliğe karşı çıkan Humboldt ile insanları ırksal hiyerarşiler içinde değerlendiren Cuvier’in aynı dönemin bilim dünyasında yer alması, bu tarihin çelişkilerini çok çarpıcı biçimde gösteriyor.

6641_wuciwug_dea71be5_karanergis-ve-d.jpeg

Fotoğraf: Diana Ferrus, Beeld

Görsel Betimleme: Aydınlık bir odada, gülümseyerek kameraya bakan bir kadın görülüyor. Üzerinde yeşil tonlarda yaprak ve çiçek desenleri bulunan bir ceket ile koyu yeşil bir kazak var. Arka planda masa üzerinde vazoda çiçekler ve pencere önünde bir koltuk bulunuyor.

Khoikhoi halkı, ruhunun huzura ermesi için gömülmesi gerektiği inancıyla 1950'lerde Fransa'dan Sarah’nın naaşını talep etti; ancak Fransız hükümeti 1850 tarihli müze eserlerinin devlet mülkiyeti sayılmasına dair kanuna sığınarak bunu reddetti. 1994 yılındaki genel seçimlerin ardından Güney Afrika Devlet Başkanı olan Nelson Mandela, naaşı resmen talep ettiyse de diplomatik süreç tıkandı. Asıl kırılma, 1998 yılında o sırada Hollanda'daki Utrecht Üniversitesi'nde öğrenci olan Güney Afrikalı şair Diana Ferrus’un şiiriyle yaşandı. Ferrus, “Seni Eve Götürmeye Geldim” şiirini kaleme aldı.

Ferrus bu şiiri yazdığında annesini kaybedeli bir yıl olmuştu. Hollanda'da yaşarken annesini ve Güney Afrika'yı çok özlüyordu. Sarah Baartman'ın hikâyesini düşünürken kendisine, annesini bu kadar özlüyorsa Sarah'nın kendi annesini ne kadar özlemiş olabileceğini sormuş. Bir akşam gözyaşları içinde Sarah'nın eve dönmek istediğini hayal etmiş ve masasına oturup şiirini yazmış. Şiirde Sarah'yı ülkesine çağırıyor, ona doğduğu topraklarda bir yer hazırlıyor. Yatağını tepenin eteğine seriyor, üzerini Güney Afrika'ya özgü kokulu bitkilerle örtüyor. Annesine ve yurduna duyduğu özlemle yazdığı bu şiir, yıllardır karşılık bulamayan bir talebin Fransa'da yeniden duyulmasına katkıda bulundu.

Fransız Senatörü Nicolas About, internette rastlayıp çok etkilendiği bu şiiri Fransızcaya çevirterek 29 Ocak 2002'de Senato’da okudu ve hazırladığı yasa tasarısına ekledi. Şiirin yarattığı etkiyle hukuki direnç kırıldı ve yasa Senatoda oy birliğiyle kabul edildi. Sarah Baartman'ın naaşı 2002 yılında ülkesine iade edildi ve 9 Ağustos Ulusal Kadınlar Günü'nde doğduğu Gamtoos Vadisi'nde toprağa verildi.

Seni Eve Götürmeye Geldim: Sarah Baartman’a Bir İthaf

Seni eve götürmeye geldim, eve!
Hatırlar mısın otlakları,
kocaman meşe ağaçlarının altındaki o yemyeşil çimleri?
Hava serindir orada ve güneş yakmaz.
Tepenin eteğinde yatağını hazırladım,
battaniyelerin buçu ve naneyle kaplı,
sarı ve beyaz protea çiçekleri dimdik ayakta
ve deredeki su şarkılar söyleyip kıkırdıyor
küçük taşların üzerinden seke seke akarken.
Seni söküp almaya geldim,
emperyalizmin pençeleriyle karanlıkta yaşayan,
bedenini parça parça kesip inceleyen,
ruhunu Şeytan'ınkine benzeten
ve kendini en yüce Tanrı ilan eden
insan yapımı o canavarın rahatsız edici gözlerinden uzağa!
Ağırlaşmış kalbini yatıştırmaya geldim,
yorgun ruhuna bağrımı açıyorum.
Yüzünü avuçlarımın içiyle örteceğim,
dudaklarımı boynundaki çizgilerde gezdireceğim,
gözlerimi senin güzelliğinle doyuracağım
ve senin için şarkı söyleyeceğim,
çünkü sana huzur getirmeye geldim.
Seni eve götürmeye geldim,
kadim dağların senin adını haykırdığı yere.
Tepenin eteğinde yatağını hazırladım.
Battaniyelerin buçu ve naneyle kaplı.
Sarı ve beyaz protea çiçekleri dimdik ayakta—
Seni eve götürmeye geldim,
senin için şarkı söyleyeceğim yere,
çünkü sen bana huzur getirdin,
çünkü sen bize huzur getirdin.

Yanıbaşından geçtiğimiz, yan yana yaşadığımız herhangi bir türün hikâyesini öğrenmek Matruşka bebekleri gibi. Bir bilginin/ipucunun içinden başka bir bilgi/ipucu çıkıyor. Karanergisle başlayıp doğa bilimleri tarihinin yaşanmış ne hikâyelerine uzandım! İyisi mi buradan bir an önce çıkayım, yoksa iflah olmaz doğa tarihi merakım yüzünden yazımın ana konusu iyice uçup gidecek.

6641_wuciwug_d28a7291_karanergis-ve-d.jpeg

Fotoğraf: Güneşi görmeye pek hevesli bir karanergis, Burcu Meltem Arık

Görsel Betimleme: Yere atılmış inşaat atığı beyaz bir çuvalın arasından çıkan kara nergis görülüyor. İnce yeşil sapının ucunda sarı bir çiçek, dibinde ise kısa, koyu yeşil yapraklar bulunuyor.

Biz karanergisin Latince adının anlamına dönelim. Tür adı olan lutea Latince sarı anlamındaki luteus sözcüğünden geliyor. Canlıların bilimsel adlandırılmasında bugün de kullandığımız ikili adlandırma sistemini yaygınlaştıran İsveçli botanikçi Carl Linnaeus (1707-1778), bilinen adıyla Linne, türü 1753 yılında Amaryllis lutea adıyla tanımlamış. Karanergis daha sonra 1825 yılında bugün kullandığımız Sternbergia lutea adıyla yayımlanmış.

6641_wuciwug_62f0f1d8_karanergis-ve-d.jpeg

Harita: Türkiye Bitkileri (Sol), Kew Plants of the World Online (Sağ)

Görsel Betimleme: Yan yana iki harita bulunuyor. Soldaki haritada kara nergisin Türkiye'deki yayılışı gösteriliyor. Yeşil alanlar Marmara, Ege ve Batı Karadeniz'in bazı bölümlerinde yoğunlaşıyor. Sağdaki haritada türün dünyadaki yayılışı yer alıyor. Yeşil renkli alanlar Güney Avrupa'dan Türkiye üzerinden Batı Asya'ya uzanıyor. Mor renkli alanlar ise türün sonradan yerleştiği bölgeleri gösteriyor.

Ege Üniversitesi'nden Gülen İrem Kaya'nın Sternbergia türleri üzerine hazırladığı derlemede Aydın ve İzmir çevresinde karanergis için tavuk yumurtlatmaz, tavuk doğurtmaz, tosba çiçeği ve yaylakovan adlarının kullanıldığı belirtiliyor. Muğla çevresinde göç göç çiçeği ve karaçiğdem adı kaydedilmiş. Yaylakovan ve göç göç çiçeği adlarının nereden geldiğini çıkarabiliyorum ama tavuk yumurtlatmaz, tavuk doğurtmaz adları nereden geliyor bilemiyorum. Keşke bu tür bilgiler anlamlı ilişkiler olarak toplanabilse ve aktarılabilse.

Son olarak Resimli Türkiye Florası’nda Prof. Dr. Hayri Duman hocamızın Sternbergia ailesine ilişkin yazdıklarından kısa bilgiler aktarayım. Türkiye’de biri endemik toplam altı farklı Sternbergia türü bulunuyor. Ocak-Nisan aylarında çiçek açan çakal nergisi (S. candida) ve kış nergisi (S. vernalis), Ağustos-Aralık aylarında çiçek açan tavukçiçeği (S. colchiciflora), vargetgülü (S. clusiana), karanergis (S. lutea) ve hoşnergis (S. pulchella) var. Dünya üzerinde sadece Babadağ ve Mendos Dağı’nda yetişen endemik çakal nergisinin çiçekleri beyaz.

Karanergis gördüğünüzde fotoğrafını çekip iNaturalist'e yükler misiniz? Çiçeklerini, yapraklarını ve bulunduğu ortamı gösteren fotoğraflar türü tanımamıza yardımcı olabilir.

Gözlemlerinizi #canakkaledogaguncesi etiketiyle paylaşır mısınız? Ben de kayıtlarımızı merakla takip edeceğim. Instagram'daki sayfayı da unutmayalım. https://www.instagram.com/canakkaledogaguncesi/