yandexmetrikacounter
BAŞARININ GÖLGESİNDE PSİKOLOJİSİ UNUTULAN Ç | Çanakkale Olay
Mine Kandaz

info@ozugurdanismanlik.com

BAŞARININ GÖLGESİNDE PSİKOLOJİSİ UNUTULAN ÇOCUKLAR

Sosyolog/Aile Danışmanı
69

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada hızla yayılan ve izlerken yüreğimi sızlatan bir video, bugünkü yazımın çıkış noktası oldu. Bir anne, LGS sınavında matematikten 5 yanlış yapan çocuğuna öfkeyle haykırıyordu: “Beş yanlış yaptım ne demek, insanlara da rezil oldum, ben ne iyi bir evlat yetiştirebildim, ne iyi bir öğrenci yetiştirebildim?" Bu birkaç saniyelik video, aslında günümüz eğitim sisteminin, toplumsal baskıların ve ebeveynlik
rollerinin geldiği noktayı özetleyen devasa bir aynaydı.

Önce o çocuğun yerine koyalım kendimizi. Ergenliğin eşiğinde, hayatının ilk büyük sınavından çıkmış, zaten kendi içinde bir kaygı ve yetersizlik hissiyle boğuşan bir çocuk… En güvenli sığınağı olması gereken annesinden duymayı beklediği şey, "Ne olursa olsun yanındayım" tesellisiyken, karşılaştığı cümle "Ne diyeceğim ben insanlara, rezil rüsva olduk" oldu.

Bir çocuk için ebeveyninin gözündeki değerinin, optik formdaki karalamalara, doğru ve yanlış sayılarına bağlı olduğunu hissetmesi kadar büyük bir yıkım azdır. O an çocuk, annesinin gözünde bir "evlat" değil, annesinin mesleki itibarını zedeleyen bir "başarısızlık projesi" konumuna düştüğünü hisseder. Bu hissin açtığı yara, hiçbir lise yerleştirme sonucuyla, hiçbir akademik başarıyla kapanmaz. Çocuklarımızı başarılarıyla sevmeyi
vadettiğimizde, başarısızlıklarında onları yalnızlığa mahkûm etmiş oluruz. Burada yapılması gereken çocuğun sadece var olmasının sevilmesi ve kabul görmesi için yeterli olduğu, çabasının övüldüğü ve sonuçtan bağımsız çıkarılacak derslerin konuşulacağı bir ortam yaratmaktır.

Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ise karşımıza bir "kötü anne" değil, aslında toplumsal beklentilerin çarkları arasında ezilmiş bir anne çıkıyor. Evet, gösterilen tepki kabul edilemez; ancak bu tepkinin arkasındaki sosyolojik gerçeği görmezden gelemeyiz. O anne, sadece bir anne değil; o bir öğretmen.

Toplum, meslek profesyonellerinin çocuklarını birer "kusursuzluk abidesi" olarak görme eğilimindedir. "Annesi öğretmen, çocuk tam puan alır" ya da "Bak, kendisi öğretmen ama çocuğunu eğitememiş" şeklindeki acımasız mahalle baskısı, o annenin omuzlarına taşınması imkânsız bir yük bindirmiştir. Anneliğin saf sevgisi, toplumsal statüyü koruma kaygısının ve "El âlem ne der?" korkusunun gölgesinde kalmıştır. Kadın, o videoda
çocuğuna değil, aslında toplumun ona yönelteceği o yargılayıcı bakışlara isyan etmektedir. "İnsan içine nasıl çıkacağım?" feryadı, toplumsal ceza mekanizmasından duyulan korkunun dışavurumudur. Tabi ki bunun yükünün çocuğa yüklenmesi ve acısının çocuktan çıkartılması da son derece yanlış bir tutumdur.

Bu çarpık tabloyu tersine çevirmek bizim elimizde. Ebeveynliği bir "statü yarışı", çocuklarımızı da bu yarışın "yarış atları" olarak görmekten acilen vazgeçmeliyiz. Bir annenin en büyük başarısı, çocuğunun kaç net yaptığı değil; onunla kurduğu güvenli, şefkatli ve sarsılmaz bağdır. Mesleğimiz ne olursa olsun, kapının eşiğinden içeri girdiğimizde unvanlarımızı askıya asmalı ve içeriye sadece "anne" veya "baba" olarak girmeliyiz.

Sınavlar gelir geçer, yanlışlar düzeltilir, her çocuk kendi yolunu er ya da geç bulur. Ancak çocuklukta kaybedilen o güven ve aidiyet hissi geri gelmez. Gelin, toplumsal baskıların bizi kendi evlatlarımıza yabancılaştırmasına izin vermeyelim. Unutmayalım; hiçbir akademik başarı, bir çocuğun gözündeki parıltıdan ve size duyduğu güvenden daha değerli değildir.

Sınav sonuçları ne olursa olsun; sarılın çocuklarınıza. Çünkü onların skora değil, sadece ve sadece sizin sevginize ihtiyacı var.

www.ozugurdanismanlik.com

Instagram : Koyde.birsosyolog