info@ozugurdanismanlik.com
Son dönemde etrafımıza şöyle bir baktığımızda, özellikle gençlerimizin zihinlerini meşgul eden ortak bir tema görüyoruz maalesef. Kısa yoldan, hızla ve pek de emek harcamadan "zirveye" ulaşma arzusu. Gündemden düşmeyen olaylar, ekranlardan üzerimize yağan ışıltılı hayatlar ve bir gecede değiştiği iddia edilen kaderler...Dizi ve filmlerimizin çoğu yalılarda ve zengin köşklerde, lüks arabalarda geçiyor. Yanı sıra sosyal medya paylaşımları ve ışıltılı görünen hayatlar da bir o kadar aldatıcı olabiliyor. Tüm bunlar, dijital çağın içine doğmuş genç bir zihnin algısını doğal olarak şekillendiriyor. Ancak sosyolojik bir pencereden baktığımızda, bu durumun gençlerimizi kendi gerçekliklerinden koparıp sonu hüsranla bitebilecek bir vitrin yanılsamasının içine çektiğini fark ediyoruz.
Bugün sosyal medyada veya popüler kültürde pompalanan başarı hikayelerinin birçoğu, arkasındaki emeği, zamanı ve çoğu zaman da gerçeğin ta kendisini gizliyor. Gençlerimiz, başkalarının özenle kurgulanmış "sahne önü" ile kendi hayatlarının "kamera arkasını" kıyaslıyorlar. Bu adaletsiz kıyaslama, onları ellerindeki potansiyele inanmaktan alıkoyuyor. Hızlı tüketilen, çabuk elde edilen her şeyin aynı hızla yok olmaya mahkûm olduğunu, yani sürdürülebilir olmadığını gözden kaçırıyorlar. Çünkü çoğunlukla gördükleri şeyler olumlu sonuçlar oluyor, o kişilerin devamında neler yaşadıklarını ve ne bedeller ödediklerini fark etmiyorlar.
Bir aile danışmanı ve bu toplumu gözlemleyen biri olarak sıklıkla dile getirdiğim bir kavram var: Odak değiştirme. Gözümüzü nereye dikersek, enerjimiz ve hayatımız oraya doğru akar. Gençlerimiz odaklarını dışarıdaki o sanal, içi boş ve sürdürülebilirliği olmayan "suni başarı" tablolarından çekip, kendi içsel potansiyellerine çevirmedikçe gerçek tatmini bulamayacaklar.
Gerçek başarı, bir sabah uyanıp mucizevi bir şekilde zengin olmak değil; kendi yeteneklerini keşfetmek, bir adım sonrasını planlamak ve o yolda sabırla, ilmek ilmek yürümektir. Kolay elde edilenin temeli çürüktür; ilk rüzgarda yıkılır. Oysa emekle, kendini bilerek, kendi "Ben"ini inşa ederek kurulan bir hayat, en sert fırtınalara bile dayanır.
Biz yetişkinlere düşen görev, gençleri yargılamak veya "Siz zaten hep kolaya kaçıyorsunuz" diyerek araya duvarlar örmek değil. Tam tersine, onlara bu ışıltılı dünyanın bir illüzyon olduğunu şefkatli bir dille anlatabilmektir. Onların dikkatini dışarıdaki gürültüden alıp, içlerindeki o eşsiz ve güçlü sese yönlendirmelerine rehberlik etmeliyiz. Tabii ki bu rehberliği yaparken, kendimiz de aynı ışıltılara kapılmadığımızdan ve kendi hayatımızı gördüğümüz hayatlarla kıyaslamadığımızdan emin olmalıyız.
Sevgili gençler; dışarıda gördüğünüz o kusursuz, zahmetsiz ve anında elde edilmiş gibi duran hayatların çok büyük bir kısmı gerçek değil. Kendi kapınızın anahtarını, başkalarının sahte hayatlarına özenerek başkalarının eline vermeyin. Odağınızı değiştirin. Kendi tohumunuza, kendi toprağınıza, kendi emeğinize güvenin. Çünkü günün sonunda sizi ayakta tutacak olan şey, dışarıdan aldığınız alkışlar değil, kendi içinizde inşa ettiğiniz o sağlam, gerçek ve sürdürülebilir potansiyelinizdir. Aynı bir tohumun yetişmesi gibi, aynı bir tırtılın kelebek olma süreci gibi, aynı bir ağacın fidanken köklerini salıp sağlamlaştıktan sonra gövdesini genişletip dallarını çoğaltması gibi, hayatta her şey gereken emek verildiğinde ve güçlendiğinde kalıcı ve sürdürülebilir bir hayat sunar sizlere. Bu hayat gerçek, dayanıklı, zorluklarla mücadele gücüne sahip ve tatmin edici bir hayat olacaktır.
Instagram / YouTube : Koyde.birsosyolog
www.OzuGurdanismanlik.com