yandexmetrikacounter
Çakal erikleri ve deniz camları | Çanakkale Olay
Burcu Meltem Arık

burcu.arik@gmail.com, https://dogakultur.net

Çakal erikleri ve deniz camları

Çanakkale Doğa Güncesi
50

Bu hafta çakal erikleri ve deniz camlarını yazmak istedim. Yazımı önden okuyan arkadaşlarım bu ikisini neden aynı anda yazdığımı sordular. Neden olmasın? İkisini de görmek için güzel zamanlar. Çakal eriğinin koyu mavi, puslu meyveleri dallarda dikkatli gözler için iyice belirginleşti. Deniz kıyısında ise kumların ve taşların arasında yeşil, kahverengi ya da beyaz, çok şanslıysanız mavi, pembe, hatta siyah deniz camlarına rastlayabilirsiniz.

ba1.jpeg

Fotoğraf: Şarköy/Tekirdağ, Alper Akyüz (sol), Fort Bragg, Ryan Guy (sağ)

Görsel betimleme: Solda, dikenli ve sık dallı bir çakal eriği çalısında çok sayıda koyu mavi meyve görülüyor. Meyvelerin yüzeyi açık renkli ve puslu. Dalların arasında yeşil ve sararmaya başlamış yapraklar da var. Sağda ise küçük taşlarla kaplı bir kıyıda, beyaz, yeşil, kahverengi ve mavi renklerde deniz camları var. Kenarları yuvarlanmış, yüzeyleri matlaşmış.

Önce çakal eriğinden başlayalım mı? Çakal eriği (Prunus spinosa), gülgiller familyasından sık dallı, dikenli bir çalı. Güvem veya güvem eriği olarak da biliniyor. Badem, kiraz ve erikle akraba. Ne şanslı! İlkbaharda henüz yaprakları çıkmadan dalları, küçük beyaz çiçeklerle kaplanıyor. Tam bir görsel bir şenlik! Sonbaharda dallarına koyu mavi ve mor arasında değişen küçük meyveler, tek tük sarı yapraklar konuyor.

Meyvelerin üzerinde, sanki üzerlerini ince bir toz kaplamış gibi puslu bir tabaka var. Olgun meyvesi bile oldukça buruk ve ağzı büzen bir tatta. Buna rağmen seveni az değil! Annem ve eşim bunlar arasında! Annem marmelatını, eşim ise çok güzel içeceklerini yapıyor. Renk ve boyut benzerliği yüzünden Çanakkale'de pazarda yaban mersini diye satılabiliyor, bu yanılgıya düşmeyelim.

Bilimsel adı bitkiyi tam tarif ediyor. Prunus eriklerin de içinde bulunduğu cinsin adı. Spinosa ise Latince dikenli demek. Prunus spinosa, yani dikenli erik ağacı! Dallara yaklaşınca veya meyveyi toplamaya çalışınca bu adın niçin verildiğini hemen anlıyorsunuz. Yani meyvelerini öyle kolay toplatmıyor.

ba2.jpg

Fotoğraf: Wikimedia

Görsel betimleme: Yapraksız, dikenli çakal eriği dalları yakından görülüyor. Kahverengi ve gri tonlardaki ince dalların üzerinde çok sayıda sivri diken ile yeni gelişmeye başlayan küçük tomurcuklar var. Arka planda ağaçlık alan bulanık.

Çakal eriği zamanla çok sık ve geçilmesi zor çalılıklar oluşturabiliyor. Bu çalılıklar kuşlar için çok korunaklı yuvalanma alanları sağlıyor. Erken ilkbaharda açan çiçekleri de o dönemde ortaya çıkan böcekler için çiçektozu kaynağı. Sonbaharda olgunlaşan meyveler kuşlar, insanlar ve diğer memeli hayvanlar tarafından yeniyor. Tohumlar da tüm bu canlılar sayesinde başka yerlere taşınabiliyor. Bir çakal eriği çalılığına baktığınızda, diğer tüm varlıklar gibi sadece eriğin kendisini görmüyoruz. Etrafında kocaman bir evren var!

ba3.jpg

Fotoğraf: Byron's Pool Doğa Rezervi, Keith Edkins

Görsel betimleme: İlkbaharda yoğun biçimde beyaz çiçek açmış çakal eriği çalıları var. Çalılar geniş ve sık bir topluluk oluşturmuş. Arka planda henüz yapraklanmamış büyük ağaçlar, önde ise yeşil çayırlık alan bulunuyor. Gökyüzü parçalı bulutlu.

Çiçeklerinin yapraklardan önce açması benim çok hoşuma gidiyor. Bilirsiniz, erik ağaçlarının tamamı böyle. Kışın çıplak ve dikenli görünen dallar, ilkbaharın başında birden beyaz çiçeklerle doluyor. Ardından yapraklar geliyor. Aylar sonra da o küçücük koyu renkli meyveler oluşuyor. Aynı bitkiyi farklı mevsimlerde görsek, onu tanımakta zorlanabiliriz.

ba4.jpg

Görsel: Çakal eriği yayılış alanı, Giovanni Caudullo, Erik Welk, Jesus San-Miguel-Ayanz

Görsel betimleme: Çakal eriğinin doğal yayılış alanını gösteren harita. Yeşil alanlar türün kesintisiz doğal yayılışını gösteriyor. Yayılış Batı ve Orta Avrupa’nın büyük bölümünü, Balkanlar’ı, Türkiye’yi, Kafkasya çevresini ve Asya’nın batısındaki bazı alanları kapsıyor. Kuzey Afrika’da çok sınırlı bir alanda görülüyor. Haritanın farklı noktalarında, ana yeşil alanın dışında küçük yeşil çarpı işaretleri yer alıyor. Bu işaretler İskandinavya’nın bazı kıyılarında, İber Yarımadası’nda, Asya’nın batısındaki bazı noktalarında görülüyor ve birbirinden ayrı doğal popülasyonların bulunduğu yerleri gösteriyor.

Biz ailece bu mevsimde çakal eriği peşine düşüyoruz. Çanakkale merkezden çıkar çıkmaz kendisiyle karşılaşabiliyoruz. Özellikle yol ve tarla kenarlarında çok rastlıyoruz. Keşke yerel türler de peyzaj planlamada çok daha fazla değer görse ve kent merkezlerinde insan olmayan hemşehrilerimize daha çok rastlasak. Bu konuya bir yazımda muhakkak değineceğim. Bir de kent merkezlerinde ağaçlara nasıl bakım yaptığımızla ilgileneceğim. Ama henüz değil. Şimdi çakal eriğine dönelim…

ba5.jpg

Fotoğraf: Şarköy/Tekirdağ, Alper Akyüz

Görsel betimleme: Çakal eriği dallarında çok sayıda olgun, mavi-mor meyve var. Meyvelerin yüzeyi açık renkli, puslu. İnce, dikenli dalların arasında yeşil, sarı ve yer yer kızılımsı tonlara dönmüş yapraklar görülüyor.

Arkeobotanik araştırmalarda binlerce yıllık yerleşimlerde çakal eriği çekirdeklerine rastlanmış. Güney Fransa’daki arkeobotanik kayıtlarda Neolitik ve Tunç Çağı boyunca kayıtlarda sık görülen yabani meyvelerden biri. Yani bugün yol kenarında görüp belki adını bile bilmeden geçtiğimiz bu küçük meyveyi insanlar binlerce yıldır tanıyor ve kullanıyor. Kim bilir Çanakkale’de çakal eriğine ilişkin ne kadar çeşitli yerel bilgi vardır! Nerelerde toplanıyor, güvem adı kimler tarafından kullanılıyor, meyvesinden neler yapılıyor? Bilenleriniz varsa bana yazar mısınız? Çanakkale Doğa Güncesi hem gördüğümüz canlıları hem de onlarla ilgili yerel bilgiyi birlikte kaydettiğimiz bir alan olsun.

Şimdi çalılıklardan kıyıya inelim mi?

ba6.jpg

Fotoğraf: Wikimedia

Görsel betimleme: Yakın planda çok sayıda deniz camı ve küçük çakıl taşı var. Cam parçalarının çoğu beyaz, kahverengi ve yeşil tonlarda. Parçaların kenarları yuvarlanmış, yüzeyleri mat ve buzlu. Aralara gri, turuncu ve kahverengi küçük taşlar karışmış.

Kumsalda yürürken taşların arasındaki yeşil veya beyaz camlara muhakkak denk gelmişsinizdir. Bunlar ilk bakışta renkli bir çakıl taşı gibi görünebilir. Elinize aldığınızda cam olduğunu fark edersiniz. Yalnız burada bildiğimiz kırık camlardan bahsetmiyorum. Kenarları yuvarlanmış, parlak yüzeyi gitmiş, yerini buzlu gibi görünen mat bir yüzey almış olabilir. Bunlara deniz camı deniyor. Kendilerine ilgim çok büyük!

Bu merakımda hiç de yalnız değilim. Deniz camı toplamak dünyanın farklı kıyılarında başlı başına bir uğraş. Hatta koleksiyoncularının dernekleri, buluşmaları ve festivalleri var. 2005 yılında kurulan Uluslararası Deniz Camı Derneği, deniz ve sahil camı koleksiyoncularını bir araya getiriyor. Düzenledikleri festivallerde koleksiyonlar sergileniyor, uzmanlar konuşmalar yapıyor ve bulunan parçaların yarıştığı deniz camı yarışmaları düzenleniyor. Koleksiyoncuların vitrinlerinde yalnızca camlar da yok. Deniz aşındırmasıyla biçimlenmiş seramik parçaları, eski cam bilyeler ve şişeler de toplanıyor. Deniz seramiği de çok ilgi alanımda.

Bir deniz camını ilginç yapan hem güzel olması hem de bulduğunuz parçanın ne olduğunu anlamaya çalışmak bulmaca çözmeye benziyor. Rengi nereden geliyor, hangi tür şişenin ya da eşyanın parçası olabilir, yaklaşık hangi dönemde üretilmiş olabilir? Smithsonian Dergisi’nin deniz camı koleksiyoncularını konu alan bir yazısında bazı koleksiyoncuların eski cam üretim tekniklerini, tarihî şişeleri, deniz yollarını ve kıyıların geçmişini araştırdığı anlatılıyor. Hatta iyi deniz camı bulabilecekleri kıyıları belirlemek için eski limanlara, tatil yerlerine ve deniz ulaşım güzergâhlarına bakanlar var. Böyle olunca kumsalda bulunan küçücük bir cam parçası insanı beklenmedik bir araştırmanın içine çekebiliyor.

ba7.jpeg

Fotoğraf: Kızımla birlikte topladığımız deniz camları, deniz seramikleri ve deniz kabukluları, Burcu Meltem Arık

Görsel betimleme: Bir çocuğun elleri ve sahilden toplanan farklı nesneler var. Beyaz örgülü yüzeyin üzerinde mavi ve beyaz deniz camları, çeşitli taşlar, seramik parçaları ve başka küçük kıyı buluntuları sıralanmış.

Deniz camının başlangıç hikâyesi size pek romantik gelmeyebilir, hatta günümüzde rahatsız edici bile olabilir. Özetle, bir şişe, kavanoz veya başka bir cam eşya kırılıyor ve bir parçası denize ulaşıyor. Sonra uzun bir fiziksel süreç başlıyor. Cam dalgaların hareketiyle yer değiştiriyor. Kuma ve başka sert yüzeylere çarpıyor. Keskin kenarları aşınıyor ve giderek yuvarlanıyor. Deniz ortamında uzun süre kalan camların yüzeyini inceleyen araştırmalar, camın deniz suyuyla kimyasal olarak da değiştiğini gösteriyor. Deniz tabanından çıkarılmış antik camlar üzerinde yapılan mikroskobik ve kimyasal incelemelerde yüzeyde farklı aşınma yapıları, gözenekli katmanlar ve kimyasal değişimler saptanmış. Yani elimizde tuttuğumuz deniz camının o mat yüzeyi kumun yaptığı bir zımparalamanın ve camla deniz suyu arasında yıllar boyunca devam eden kimyasal süreçlerin ortak bir izi. Bence bu başlı başına çok heyecan verici!

Bu nedenle, deniz camı yapmak ile deniz camı bulmak aynı şey değil. Cam parçalarını bir tamburun içinde aşındırarak benzer biçimde yuvarlamak mümkün. Bunu yapan insanların sayısı da hiç az değil. Ancak koleksiyoncular doğal deniz camını ayrı tutuyor. Uluslararası Deniz Camı Derneği de gerçek deniz camının yapay olarak tamburlanmış, kumlanmış veya kimyasal yollarla eskitilmiş camlardan ayrılması konusunda özellikle çalışıyor. Keşke sadece böyle dertlerimiz olsa, hayat ne güzel olurdu öyle değil mi?

ba8.jpg

Fotoğraf: Durham Dundee

Görsel betimleme: Şeffaf bir cam kâsenin içinde çok sayıda küçük deniz camı parçası görülüyor. Parçalar beyaz, açık yeşil, turkuaz, koyu yeşil ve farklı mavi tonlarında. Çoğunun kenarları yuvarlanmış, yüzeyleri mat ve buzlu görünümlü. Kâse açık renkli bir zemin üzerinde duruyor.

Deniz camlarının renkleri de insanı kolayca hikâye kurmaya teşvik ediyor. Yeşil ve kahverengi parçalar çoğu zaman şişelerden geliyor. Renksiz camların kaynağı çok çeşitli olabilir. Daha ender görülen renklerle karşılaştığımızda hemen çok eski bir cam bulduğumuzu düşünmek çekici geliyor. Ancak rengi tek başına kullanarak bir camın tarihini belirlemek mümkün değil. Koleksiyonculuk açısından renk yine de önemli. Beyaz, kahverengi ve yeşil camlara sık rastlanırken bazı mavi, mor, turkuaz ve kırmızı tonlar koleksiyoncuların özellikle aradığı parçalar arasında. Camın biçimi, üzerindeki yazı veya desen kalıntıları, kalınlığı ve üretim özellikleri varsa parçanın geçmişi hakkında çok daha fazla ipucu verebiliyor.

Smithsonian Dergisi’ndeki yazı için görüşülen koleksiyonculardan Richard LaMotte’nin koleksiyonunda 30 binden fazla deniz camı parçası bulunuyormuş. İnsan 30 bin parçayı duyunca önce biraz şaşırıyor. Sonra benim evde giderek çoğalan küçük deniz camı birikimime bakıp bu işin nereye gidebileceğini düşünüyorum! Küçükken kızım anneanne ve dedesine geldiğinde benim için hep deniz camı toplardı.

ba9.jpg

Fotoğraf: Kızımın benim için topladığı deniz camları, Burcu Meltem Arık

Görsel betimleme: Pembe mont giymiş bir çocuğun avucunda kumsaldan topladığı birkaç deniz camı parçası var. Parçalar yeşil, kahverengi ve beyaza yakın tonlarda. Yüzeyleri matlaşmış ve kenarları yuvarlanmış.

Çanakkale Boğazı binlerce yıldır insanların ve gemilerin geçtiği bir ulaşım yolu. Kıyılarında çok eski yerleşimler var. Buna rağmen sahilde bulduğumuz her deniz camını eski bir gemiye, tarihsel bir olaya veya arkeolojik bir döneme bağlayamayız. Böyle bir iddia için camın uzmanlar tarafından incelenmesi gerekir. Hangi eşyanın parçasıydı? Denize nereden ulaştı? Ne kadar yol aldı? Bulduğumuz kıyıya gelmeden önce hangi akıntılarla hareket etti?

Belki benim deniz camlarına bu kadar düşkün olmamın bir nedeni de bu bilinmezlik. Merak. Bulduğum parçaların çoğunun geçmişini hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Yine de kıyıda yürürken gözüm onları arıyor. Bir tanesini gördüğümde hâlâ eğilip alıyorum. Rengine bakıyorum, ışığa tutuyorum, üzerindeki izleri inceliyorum. Hele alışılmadık bir renk bulduysam günün keşfi oluveriyor.

ba10.jpg

Fotoğraf: Bunlar henüz tam deniz camına dönüşmemiş, Açık Kaynak

Görsel betimleme: Kumsalda duran bir kişinin iki açık avucunda farklı renk ve biçimlerde deniz camı parçaları görülüyor. Parçalar arasında yeşil, kahverengi, gri, beyazımsı tonlar var. Henüz kenarları belirgin biçimde yuvarlanmış, yüzeyleri matlaşmış ve buzlu bir görünüm kazanmamış.

Deniz camı toplayanlarınız varsa fotoğraflarınızı ve hikâyelerinizi bana gönderir misiniz? . Çanakkale kıyılarında hangi renkleri bulduğunuzu da çok merak ediyorum. Belki aramızda benden çok daha eski bir deniz camı koleksiyoncusu vardır. Çakal eriği görürseniz de fotoğrafını çekip iNaturalist’e yükleyin. Çanakkale’de nerelerde bulunduğuna ilişkin gözlemlerimiz çoğaldıkça ortak bir kayıt oluşabilir.

Köşe yazılarımı kim okuyor, ne düşünüyor çok merak ediyorum ama henüz bir iki tepki dışında geri bildirim alamadım :) Umarım beğeniyorsunuzdur.

Gözlemlerinizi #canakkaledogaguncesi etiketiyle paylaşır mısınız? Ben de kayıtlarımızı merakla takip edeceğim. Instagram’daki sayfayı da unutmayalım https://www.instagram.com/canakkaledogaguncesi/

Yazıma katkı veren, Roots & Shoots Türkiye Derneği’nden Alper Akyüz’e ve Berkay Aslan’a teşekkür ederim.