info@ozugurdanismanlik.com
Bir toplumun küllerinden yeniden doğuşunun, umudun en koyu umutsuzluğa galip gelişinin üzerinden tam 103 yıl geçti. Bu hafta, bağımsızlık meşalesinin tüm Anadolu’yu aydınlattığı o büyük Cumhuriyetimizin 103. yaşını kutluyoruz. Bir sosyolog olarak tarihimizin bu dönüm noktasına baktığımda, Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca cephelerde kazanılmış askeri bir zafer olmadığını; aksine, dünya tarihinde eşine az rastlanır bir toplumsal sözleşme ve diriliş hareketi olduğunu görüyorum. Ortak egemenlik olgusu etrafında toplanan bir halkın, gerek canını gerek malını feda ederek, gelecek nesiller için nasıl özveride bulunduklarına şahit olmak ve bu vatanın bir evladı olmak çok ulvi bir duygu benim için.
Bir aile danışmanı olarak seans odasında sıkça şahit olduğum değişmez bir gerçek vardır: Büyük krizler ve derin travmalar, yapıları ya tamamen dağıtır ya da o güne dek görülmemiş, sarsılmaz bir bağla birbirine kenetler. İşte o karanlık mütareke günlerinde Anadolu insanı, parçalanıp yok olmak yerine tarihin gördüğü en büyük ve en dirençli "aile" olmayı seçti. Farklı yörelerden, farklı sosyokültürel arka planlardan gelen milyonlarca insan, ortak bir bağımsızlık ülküsü etrafında birleşerek tek bir yürek gibi attı. Bu, sosyolojik anlamda muazzam bir kolektif bilinç inşasıydı.
O dönemin şartlarını düşündüğümüzde, karşımızda kelimenin tam anlamıyla yokluktan varlık ortaya koyan sarsılmaz bir irade duruyor. Ayaklarında çarık, sofrasında ekmek bulunmayan bir halkın; cepheye kağnılarla mermi taşıyan kadınların, elindeki son erzağı ordusuna bağışlayan köylülerin, lise sıralarını bırakıp cepheye koşan gençlerin hikayesidir bu. Bireysel varoluşun ve çıkarların tamamen bir kenara bırakıldığı, "ben" olmaktan çıkıp "biz" olmanın en saf, en bedel ödenmiş halidir. Bugün bizim özgürce, başımız dik bir şekilde nefes aldığımız bu topraklar, kendi nefesinden, kendi canından, evladından vazgeçenlerin fedakarlıklarıyla yurt yapılmıştır.
Cumhuriyet, işte bu eşsiz toplumsal kenetlenmenin ve ortak acılardan süzülerek gelen bir iradenin en güzel meyvesidir. O, kimsesizlerin kimsesi, yokluk içinde sırt sırta vermiş devasa bir ailenin en güvenli ve en aydınlık çatısıdır. Mesleğim gereği her gün dinlediğim hayat hikayelerinde, şartsız dayanışmanın ve aidiyetin insan ruhunu nasıl iyileştirdiğini, ayağa kaldırdığını görüyorum. 103 yıl önce temelleri atılan bu Cumhuriyet de, yorgun ve yaralı bir ulusun ruhunu dayanışmayla, inançla ve birbirine duyduğu güvenle iyileştirmesinin en somut, en kalıcı kanıtıdır.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bizlere özgürce yaşayacağımız bu büyük "aile evini" emanet eden tüm kahramanlarımızı minnetle ve rahmetle anıyorum.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.