info@ozugurdanismanlik.com
Okullar açıldı, okul bahçeleri yeniden o özlediğimiz çocuk cıvıltılarıyla doldu. Fakat okulların açıldığı bu günlerde önemli bir konuyu çocuklarımıza aktarmamız gerekiyor. Bir çocuğun gözlüğüyle, kilosuyla, boyuyla ya da saç rengiyle dalga geçilmesi, dışarıdan basit bir "çocukluk şakası" veya akran takılması gibi görünse de, aslında üzerinde ciddiyetle durmamız gereken toplumsal bir meseledir.
Fiziksel özelliklerle alay edilmesi, çocukların özgüven inşasında
son derece yıkıcı bir etkiye sahiptir. Okul, sosyalleşmenin,
aidiyet duygusunun ve birey olmanın ilk adımlarının atıldığı
yerdir. Bu güvenli olması gereken alanda dışlanmak veya bedensel
bir özelliği veya farklılığı nedeniyle etiketlenmek, çocuğun
kendini yetersiz, eksik ve kusurlu hissetmesine yol açar.
Kelimelerin ağırlığı görünmezdir ama ruhlarda bıraktığı izler
çoğu zaman fiziksel
yaralardan çok daha geç iyileşir. Kendini savunmasız hisseden
çocuk, zamanla içine kapanır, okula gitmek istemez ve akademik
başarısından sosyal ilişkilerine kadar hayatının her alanında bu
hasarın faturasını öder.
Peki, çocuklar bu yargılayıcı dili, bir başkasının dış görünüşü üzerinden üstünlük kurma çabasını nereden öğreniyor?
Unutmamalıyız ki çocuklarımız, bizim en şeffaf aynalarımızdır. Evde televizyon izlerken ekrandaki birinin kilosu hakkında yaptığımız dikkatsiz bir yorum, yolda yürürken bir başkasının kıyafetini eleştirmemiz veya kendi bedenimizle ilgili sürekli şikayet etmemiz, çocuğun zihnine çok net bir mesaj kazır: "İnsanları dış görünüşleriyle yargılayabilirsin." Bizler farkında olmadan bu tohumları ekersek, çocuk da okuldaki arkadaşının fiziksel bir farklılığını alay konusu yaparak bu tohumları yeşertir. Bu durumda arkadaşı ile empati kuramaz ve arkadaşının ne kadar üzüldüğünü ve kırıldığını fark edemez.
Bu noktada biz ebeveynlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Çocuğumuzu sadece zorbalığa uğradığında nasıl davranması gerektiği konusunda değil, başkalarına duygusal zarar verme ihtimaline karşı da eğitmeliyiz. Odak noktamızı dış görünüşten ve yüzeysel kalıplardan çıkarıp, insanın içsel değerine kaydırmalıyız. Farklılıklarımızın normal olduğunu, her birimizin fiziksel olarak farklı olmamız kadar yeteneklerimizin de farklılıklarını ve birbirimizden farklı güçlü ve zayıf yönlerimiz olduğunu çocuklarımızla konuşmalıyız.
Ev içindeki dilimizi gözden geçirmek, değişimin ilk adımıdır. Farklılıkların birer kusur değil, dünyayı güzelleştiren, bizi biz yapan zenginlikler olduğunu çocuklarımıza anlatmalıyız. İletişimimizde şefkati merkeze almalı, onları uyarırken suçlayıcı bir dil yerine empatiyi besleyen sorular sormalıyız. "Arkadaşınla dalga geçme, çok ayıp" demek yerine, "Senin değiştiremeyeceğin bir özelliğinle dalga geçilseydi, kendini nasıl hissederdin?" diyerek o duyguyu içselleştirmesine rehberlik etmeliyiz.
Tüm bu bilgiler doğrultusunda gelin çocuklarımıza sadece akademik başarıyı değil, öncelikle iyi, adil ve merhametli bir insan olmayı öğretelim. Unutmayalım ki başka kalpleri kırmaktan imtina eden, farklılıklara saygı duyan ve empati kurabilen nesiller, tesadüfen yetişmez; sevgi dolu, sınırları doğru çizilmiş ve kelimelerin gücünü bilen evlerde inşa edilirler.
Instagram/YouTube: Koyde.birsosyolog
www.OzuGurdanismanlik.com