erhantaylan17@hotmail.com
Bir şehirde kulaktan kulağa fısıltılar yayılıyor, söylentiler caddeleri, sokakları, okul önlerini ve velilerin WhatsApp gruplarını adeta bir sis bulutu gibi işgal ediyorsa, orada çok ciddi bir kamusal yönetim ve bilgi eksikliği var demektir.
Çanakkale’de son günlerde kafanızı nereye çevirseniz, hangi eğitimciyle, hangi veliyle konuşsanız tek bir ortak ve can yakıcı gündem var: İbrahim Bodur Anadolu Lisesi’nin (İBAL) geleceği ve Merkez Çanakkale Anadolu Lisesi’ne (ÇAL) taşınma iddiaları...
Herkes adeta birer dedektif gibi iz sürüyor, birbirine aynı soruları soruyor; Yılların köklü okulu yıkılacak mı? Deprem güçlendirmesi mi yapılacak? Öğrenciler apar topar Çanakkale Anadolu Lisesi binasına mı taşınacak? Yoksa her iki okulun kapısında da kapkara bir "ikili eğitim" (sabahçı-öğlenci) mecburiyeti mi var?
Sorular çığ gibi büyüyor, iddialar havada uçuşuyor ama ne hikmetse idari makamlardan aylardır çıt çıkmıyor. İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Velilerden sızan bilgilere göre bu süreç üç beş günlük bir mevzu da değil. İBAL binasının yıkım veya güçlendirme süreciyle ilgili olası senaryoların ta Kasım 2025’ten bu yana kulislerde konuşulduğu öne sürülüyor. Dile kolay, neredeyse bir koca eğitim dönemi boyunca bu iddia bir hayalet gibi ortalıkta dolaşmış. Merkez Çanakkale Anadolu Lisesi Okul Aile Birliği durumun ciddiyetini fark edip İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kapısını çalmış. Alınan cevap ise tam bir bürokratik klasik: “Okuldan karot örnekleri alındı ama sonuçlar henüz kesinleşmedi.”
Aylar geçmiş, karot numuneleri incelenmiş ama koca bir şehrin eğitim rotasını çizecek o kesin sonuç bir türlü ilan edilememiş! Aslında insanları tedirgin eden, uykularını kaçıran şey teknik incelemelerin kendisi değil; bu vahim belirsizliğin karşısında duvar gibi duran o derin, gürültülü sessizliktir. Çünkü iyi biliriz ki, kamusal alanda boşluklar resmi ve şeffaf bilgiyle doldurulmazsa, o boşluğu fısıltı gazetesi ve manipülasyon jet hızıyla doldurur.
Burada sadece harçla, tuğlayla örülmüş, yıkılıp yeniden yapılabilecek betonarme bir yapıdan bahsetmiyoruz. Bizim meselemiz taş, toprak değil. Ortada capcanlı hayatlar, yarınlar var. Geleceğini şekillendirmek için gençliğini, gecesini gündüzüne katarak üniversite sınavına hazırlanan, hayaller kuran pırlanta gibi gençler var. Her sabahın köründe servis saatini saniyesi saniyesine hesaplayan, ekonomik kriz ortamında o servis ücretini nasıl ödeyeceğini düşünen aileler; iş çıkış saatini çocuğunun okul zilinin çalacağı vakte göre ayarlamaya çalışan, adeta zamanla yarışan anne babalar var.
Alınacak ya da bir türlü alınamayıp sürüncemede bırakılan bir kararın etkisi, sadece bir arsa sınırı içinde kalmaz. Bir şehirde eğitim düzeni, okul saati, okulun fiziki yeri değiştiğinde; aslında o şehirdeki binlerce evin günlük yaşam ritmi, mutfak bütçesi, çalışma saatleri ve en önemlisi aile huzuru kökten değişir. Dolayısıyla bu duruma sadece bir "fiziki alan/bina yer değişimi" muamelesi yapmak, toplumsal gerçekliği körlemesine ıskalamaktır.
Teknik raporlar ve bilimsel veriler doğrultusunda okul için yıkım kararı da alınabilir, güçlendirme de yapılabilir. Öğrenciler geçici bir süreliğine, şartları en iyi şekilde hazırlanmış başka bir eğitim yuvasına da nakledilebilir. Eğitim planlamasında ve devlet yönetiminde bunların hepsi olası, rasyonel senaryolardır ve hiçbir akli selim insan buna karşı çıkmaz. Bunlar tek başına bir kriz değildir.
Asıl kriz; belirsizliktir! İnsanların önünü görememesi, sisli bir yolda yürümeye zorlanmasıdır.
Bugün 24 Haziran 2026. İki gün sonra, Cuma günü okullar kapanıyor, karne zili çalıyor ve yaz tatili başlıyor. Ama hem İbrahim Bodur Anadolu Lisesi’nin hem de Çanakkale Anadolu Lisesi’nin velileri ve öğrencileri bugün, eylül ayında hangi binada ders başı yapacağını, hangi sıraya oturacağını hala bilmiyor.
Nitekim çaresiz kalan veliler haklı olarak seslerini yükseltiyor ve şu can yakıcı feryadı dile getiriyorlar; “Cuma günü okullar kapanıyor. Öğrencilerimiz kafalarında soru işaretleriyle tatile giriyor. Yeni eğitim öğretim yılında neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. İbrahim Bodur Anadolu Lisesi hakkında yıkım kararı alınırsa sabahçı mı olacağız, öğlenci mi olacağız belli değil. Çocuklarımız sabahın karanlığında mı okula gidecek, akşamın karanlığında mı eve dönecek bilmiyoruz. Yetkililerden net bir açıklama bekliyoruz.”
Bu çığlık, sadece bir endişe değil, aynı zamanda şeffaf yönetim bekleyen bir toplumun en doğal hakkıdır. Bu belirsizliğe dur demek için veliler, 26 Haziran Cuma günü karne dağıtımının hemen ardından okul önünde kitlesel bir basın açıklaması yapacaklarını duyurdular. Yani bürokrasinin sustuğu yerde, artık veliler çocuklarının haklarını basın açıklamasıyla seslerini duyurmaya çalışacaklar.
Gelelim kulislerde fısıldanan ve iddia edilen o ürkütücü "ikili eğitim" senaryosunun detaylarına... Eğer iki okul aynı binada birleştirilirse ortaya çıkacak tablo tam bir eğitim garabeti. İddialara göre, ders sürelerinin 30 dakikaya düşürülmesi, teneffüslerin kuşa döndürülmesi ve öğle arasının tamamen kaldırılması masada!
Lise düzeyinde, hele ki akademik iddiası olan okullarda 30 dakikalık ders sistemi ne demektir, farkında mısınız? Müfredatın yetişmemesi, konuların apar topar geçilmesi, eksik kalan eğitim demektir. Özellikle üniversite sınavlarına (YKS) hazırlanan, hayatının dönüm noktasındaki o gençler açısından bu durum telafisi imkansız bir akademik yıkım yaratacaktır. Bir öğrencinin eksik kalan bir ayı, bir haftası, koca bir hayat planının çöpe gitmesine neden olabilir. Eğitimde yapılacak mekansal tasarrufun faturası, bu çocukların geleceğiyle ödenemez, ödenmemesi de lazım!
Üstelik meselenin bir de ulaşım, lojistik ve güvenlik boyutu bulunuyor. Kulislerde konuşulan senaryolara göre derslerin sabah saat 06.30 veya 07.00 gibi başlayabileceği ifade ediliyor. Peki Çanakkale'nin ilçelerinden, beldelerinden ve köylerinden her gün merkeze gelen öğrenciler evlerinden saat kaçta çıkmak zorunda kalacak? Sabahın karanlığında, henüz gün doğmadan yollara mı düşecekler?
Diğer taraftan günün ilerleyen saatlerinde sona erecek eğitim programlarının ardından öğrencilerin akşamın karanlığında evlerine dönmeye çalışacak olması da ayrı bir endişe konusu olarak görülüyor. Ulaşım, servis planlaması ve öğrenci güvenliği nasıl sağlanacak? Bir başka önemli soru ise öğrencilerin günlük yaşam düzeniyle ilgili. Saatler süren yolculukların ardından eve dönen bir öğrencinin yemek yemesi, dinlenmesi ve ders çalışması için ne kadar zamanı kalacak? Peki ya uyku düzeni? Ertesi gün yeniden sabahın ilk ışıklarından önce yola çıkacak öğrenciler yeterince dinlenebilecek mi?
Tüm bu sorular henüz yanıt bulmayı beklerken, kamuoyunun merak ettiği en önemli konu ise şu: Bu belirsizlikler giderilmeden ve kapsamlı bir planlama ortaya konulmadan yeni eğitim öğretim yılına nasıl hazırlanılacak?
Burada kimse kesinleşmemiş duyumlar üzerinden popülizm yapmıyor, niyet okuma gayretine girişmiyor. Devletin yetkili kurumlarının yaptığı teknik incelemelere, deprem analizlerine karşı çıkmak zaten cehalettir. Çocuklarımızın can güvenliği, saçının tek bir teli her şeyin, tüm makamların üstündedir; güvenli olmayan bir binada tek bir gün bile eğitim yapılmasını bu şehirde hiçbir anne, hiçbir baba, hiçbir gazeteci zaten savunmaz, savunamaz.
Ancak kamu yönetiminin en temel ahlakı, görevi ve vizyonu; kriz ve değişim süreçlerini şeffaf, açık, dürüst ve katılımcı bir şekilde yönetmektir. Saklayarak, erteleyerek, "gün doğmadan neler doğar" mantığıyla kriz çözülmez. Velileri ve öğrencileri kapı arkası dedikodularına mahkum etmek, devlet ciddiyetiyle hiçbir zaman bağdaşmaz.
Eğer bir inceleme yürütülüyorsa, çıkın ve “Biz burayı inceliyoruz” deyin. Bir rapor bekleniyorsa, “Şu tarihte resmi rapor elimizde olacak” diye ilan edin. Alternatif planlar masadaysa, velileri, okul aile birliklerini, eğitim sendikalarını çağırın ve masaya birlikte oturun. Sessiz kalarak, zamana yayarak fırtınanın dinmesini beklemek sadece endişeyi, kini ve öfkeyi besler. Çanakkale halkı, çocuklarının yarınına dair net, bürokratik dilden uzak, dürüst bir açıklamayı bu okullarda okuyan öğrenci velileri bence fazlasıyla hak ediyorlar.
Bugün kamuoyunda dilden dile dolaşan, kentte adeta fısıltı gazeteciliğinin konusu haline gelen İbrahim Bodur Anadolu Lisesi ve Çanakkale Anadolu Lisesi üzerinden yürüyen bu tartışma, yalnızca iki okulun tabelasını ya da bu okullarda eğitim gören öğrencileri ilgilendiren yerel bir mesele değildir. Bu konu, Çanakkale'nin eğitim vizyonunu, gençlerine ve geleceğine verdiği değeri doğrudan ilgilendiren bir süreçtir. Aynı zamanda çocuklarımızın yarınına, ailelerimizin huzuruna ve kentimizin eğitim geleceğine dair önemli bir sınav niteliği taşımaktadır.
Bir şehir, çocuklarının eğitim kalitesine, okulunun niteliğine ve geleceğine ne kadar güçlü, ne kadar dik durarak sahip çıkıyorsa, kendi yarınlarına da o kadar güvenle bakıyor demektir.
Şimdi tüm şehir, haklı olarak ve tek bir yürek halinde o tek sorunun yanıtını arıyor; bizim çocuklarımız eylül ayında nerede, hangi şartlarda, hangi okulda ve nasıl bir sistemle eğitim görecek?
Bu sorunun cevapsız bırakıldığı, halının altına süpürüldüğü her gün, merak yerini derin bir toplumsal kaygıya ve güven kırılmasına bırakıyor. Unutmayalım; hiçbir çocuk, hayatının en kritik dönemecinde geleceğini kör bir belirsizlik, karanlık bir sis içinde planlamak zorunda bırakılmamalıdır. Yetkililerin bu sağır edici, gürültülü sessizliğe bir an önce son vermesini, Cuma günkü karne gününden önce bu şehri aydınlatmasını bekliyoruz. Veliler Cuma günü okul önünde olacak. Biz de orada olacağız ve velilere son durumu soracağız…
Kalın sağlıcakla…