yandexmetrikacounter
En büyük mirasımız: Birbirimize olan bağlıl | Çanakkale Olay
Erhan Taylan

erhantaylan17@hotmail.com

En büyük mirasımız: Birbirimize olan bağlılığımız

114

Özel günlerin, özellikle de o eski bayram sabahlarının kokusu hep aynıdır aslında… Hafızamızda yer eden demli bir çayın buharı, mutfaktan yükselen o iştah kabartan kavurma kokusu, büyüklerin herkesten önce kalkıp evi tatlı bir telaşla hazırlayışı ve nihayetinde neşeyle kurulan o kalabalık sofralar… Yıllar hızla akıp gidiyor, şehirler devasa boyutlara ulaşıyor, teknoloji her gün biraz daha hayatımızı ele geçiriyor; ancak zamanın öğütemediği, esretemediği çok güçlü bir değer var: Aile olmanın verdiği o sarsılmaz güç.

Bizler bu topraklarda kök salmış bir medeniyetin evlatları olarak, büyüklerimizden sadece tapulu mallar, mülkler ya da süslü soyisimler devralmadık. Bize bırakılan asıl mukaddes miras; ne yaşanırsa yaşansın aynı sofranın etrafında kenetlenebilmek, zor günde birbirine siper olabilmektir. Küçüğünü merhametle koruyup sevmek, büyüğüne hürmette kusur etmemek ve hayatın dalgalı denizinde ne olursa olsun birbirine sırt çevirmemektir aile bağları.

Üstelik bu bağ, sadece biyolojik bir zorunluluktan da ibaret değildir. İnsanın illa ki aynı kanı taşıması gerekmez birbiriyle aile olabilmesi için. Bazen aynı apartmanı paylaştığınız, aynı sitenin bahçesinde çocuklarınızı büyüttüğünüz 30-40 yıllık komşularınızla öyle bir harçla bağlanırsınız ki birbirinize, aradaki o sevgi bağı en derin akrabalıktan daha sahici bir aileye dönüştürür bizleri. Komşunun külüne muhtaç olunan o eski günlerden gelen adettir bu; acıyı da tatlıyı da kapı eşiklerinde paylaşmak, modern zamanların yalnızlığına meydan okumaktır bu gelenekler.

Bugün maalesef hayatın acımasız koşuşturması ve modern dünyanın getirdiği koşturmaca içinde birbirimize ayırdığımız zaman dilimleri giderek daralıyor. Aynı çatının altında yaşayan anne, baba ve çocuk bile günün sonunda yüzünü birbirine dönmek yerine, akıllı telefonların loş ekranlarına hapsoluyor. Oysa bizi biz yapan, ruhumuzu doyuran şeyler; o dijital ekranlar değil, aynı masada göz göze gelerek edilen samimi sohbetler, bir elektrik kesintisinde yakılan mum ışığında büyüklerimizin anlattığı o büyülü eski hikayeler ve çocukluğumuzun koridorlarında yankılanan o fütursuz kahkahalardır. Şimdi o günleri, o safiyane bağları her zamankinden daha çok özler olduk.

Dünya küresel ölçekte dijitalleşirken, insan ilişkileri de ne yazık ki aynı hızla mekanikleşiyor. Sokakta yürürken kafasını telefonundan kaldırmayan, adeta ekranın içine düşecekmiş gibi dünyadan kopan, ne sağına ne soluna bakan bir gençlik akıp gidiyor önümüzden. İşte tam da bu yüzden özel günler, gelenekler ve bayramlar hayatımızda çok daha kritik, çok daha kıymetli bir yere oturuyor.

Çünkü bayram, sadece takvim yapraklarında kırmızıyla işaretlenmiş sıradan bir tatil dönemi değildir. Bayram; kırgınlıkların rafa kalktığı, küslerin kucaklaştığı, kopan bağların yeniden ilmek ilmek örüldüğü ve ortak hatıraların tazelendiği bir tür ruhsal yenilenme zamanıdır.

“Büyüklerimizden gelen en büyük mirasımız, birbirimize olan bağlılığımızdır” kelamı, klişe bir sözden çok daha ötesidir; bir yaşam felsefesidir. İnsanı şu yalan dünyada ayakta tutan şey, banka hesaplarındaki rakamlar veya sahip olduğu maddi güç değil; düştüğünde onu ellerinden tutup kaldıracağını bildiği ailesi, dostları, komşuları ve sevdikleridir.

Bugün kurulan özel günler ve bayram sofralarında, aramızdan ayrılan ve yerleri asla dolmayacak olan eksilenlerimizi, büyüklerimizi özlemle, rahmetle anarken; burnumuzun ucunda olan, yanı başımızda duran sevdiklerimizin kıymetini çok daha iyi bilmeliyiz. Hayatın muhasebesini yapıp geriye dönüp baktığımızda hafızamızda yer eden şey, biriktirdiğimiz eşyalar değil, sevdiklerimizle birlikte biriktirdiğimiz paha biçilemez anılar olacak.

Bayramlar gelip geçer, takvimler eskir, yıllar amansızca değişir... Ama içimizdeki o sarsılmaz bağlılık ve aidiyet duygusu baki kaldığı sürece aile de kalır, gelenek de yaşar, bizi biz yapan o kadim ruh da geleceğe taşınır. Yanınızdakilerin kıymetini bildiğiniz, sarılmanın şifasına inandığınız günler çoğaldıkça; hayatın bütün yükleri hafifler, yollar kısalır, mesafeler anlamını yitirir. Çünkü insanın gerçek zenginliği sahip olduklarında değil, gönlünde yaşattığı insanlarda saklıdır.

Kalın sağlıcakla.....

Resim: Yapay Zeka..