yandexmetrikacounter
GÜNÜMÜZDE NORMALLEŞEN ŞİDDETİN UZUN PARMAKL | Çanakkale Olay
Meral Şen

https://medium.com/@meralsen.k

GÜNÜMÜZDE NORMALLEŞEN ŞİDDETİN UZUN PARMAKLARI

Bir zamanlar üçüncü sayfa haberlerini izleyip dehşete düşerken bugün şiddetin ve nobranlığın normalleştiği bir zamanda yaşadığımızı söylersek çok da yanılmış olmayız. Normlarımız değişti; şiddet karşısındaki eşiklerimiz yükseldi, şaşırma ve tepki verme sınırlarımız giderek aşındı.

İNSANCA
89

Her an patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyoruz. Orman kanunları gündelik yaşamda, iş ilişkilerinde ve insan ilişkilerinde kendine giderek daha fazla alan açıyor. Peki, mobbing hiç bu kadar yaygın mıydı? Yoksa bizim farkındalığımız mı arttı?

Kişinin kendi eksikliklerini karşısındakine yansıttığı, güç ilişkileri üzerinden yatay ya da dikey biçimde uygulanan mobbingin hukuki koşulları ve yaptırımları elbette başlı başına bir tartışma konusu. Ancak bütün bunların ötesinde, şiddetin uzun parmakları bir şekilde hepimizin boynuna sarılıyor. Bazen açık bir tehditte, bazen küçümseyici bir sözde, bazen de sistematik bir değersizleştirmede kendini gösteriyor.

Egosunu tatmin etmek uğruna başkalarını inciten, kendi yetersizliklerini başkaları üzerinde güç kurarak örtmeye çalışan insanlardan kendimizi koruyabilmek için sağlam bir psikolojik dayanıklılığa ihtiyacımız var. Çünkü nezaket, insancıllık ve yardımlaşma kimi zaman zayıflık olarak görülüyor. Oysa insanın nazik olması güçsüz, anlayışlı olması savunmasız, merhametli olması da sınırlarından vazgeçtiği anlamına gelmez.

Herkesin bir dayanma noktası vardır. Halk arasında söylendiği gibi, “Yavaş atın çiftesi pek olur.” Sürekli sabreden, alttan alan ve sessiz kalan insanın da bir sınırı vardır. Sessizliği kabulleniş, nezaketi korkaklık, sabrı ise sınırsız bir tahammül olarak yorumlamak büyük bir yanılgıdır.

Eğer kendinizi bir ringin içinde bulmuşsanız ve her an yumruk yeme ihtimaliniz varsa, yumruk atmak da zamanla olağan görünmeye başlayabilir. Savunma, saldırıya; öfke, iletişime; güç gösterisi ise insan ilişkilerine dönüşebilir. Bir süre sonra herkes gardını alır, kimse kimseye güvenmez ve en sıradan karşılaşmalar bile bir mücadeleye dönüşür.

Ancak asıl mesele, ringde nasıl dövüşeceğimizden önce, insan ilişkilerinin neden bir ringe dönüştüğünü sorgulamaktır.

Sürekli savunmada kalmak zorunda olduğumuz, nezaketin bedelini güç kaybıyla ödediğimiz, haklı olmanın değil güçlü görünmenin önemsendiği bir düzeni ne kadar normal kabul edebiliriz? Kendimizi korumak adına başkalarına benzemeye başladığımızda, mücadele ettiğimiz şiddetin bir parçasına dönüşme riskini de taşımıyor muyuz?

Şiddete karşı durmak, sınırlarımızı korumaktan ve gerektiğinde kararlı bir biçimde hayır diyebilmekten geçer. Fakat bunun yanında, insanın insana neden düşman gibi davranmaya başladığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dayanıklılık, her darbeye katlanmak değil; hangi darbeye karşı duracağını, nerede sınır çizeceğini ve hangi noktada o ringi terk edeceğini bilmektir.

Hepimize bolca insanlık diliyorum. Köşemin başlığında da ifade ettiğim gibi, insanca yaşayalım ve insan olmanın onuruna layık olalım.