info@ozugurdanismanlik.com
Okulların kapanması ve yaz mevsiminin tüm sıcaklığıyla hayatımıza girmesiyle birlikte, ebeveynlerin omuzlarındaki o tanıdık ve ağır yük yeniden kendini hissettirmeye başladı: “Çocuğumu bu yaz nasıl oyalayacağım?” Günümüz modern dünyası, anne ve babalara adeta görünmez bir görev listesi dayatıyor. Yaz okulları, bitmek bilmeyen sanatsal aktiviteler, spor kursları ve her güne özel planlanmış eğlence programları... Sanki ebeveynin asli görevi, çocuğun hayatındaki her boş dakikayı bir projeye dönüştürmekmiş gibi hissediliyor.
Biz Aile Danışmanlarının sıkça karşılaştığı bu duruma sosyolojik bir pencereden baktığımızda, ardında derin bir toplumsal suçluluk duygusu ve zihin tuzakları görüyoruz. Kendini her an yetersiz hissetmeye zorlanan, çocuğunun akranlarından geri kalacağından endişe eden ebeveyn, çareyi kesintisiz bir etkinlik çılgınlığında arıyor. Bu durum, anneyi ve babayı tükenmişlik noktasına getirirken, çocuğu da sürekli dışarıdan bir uyarıcı bekleyen, kendi kendine kalamayan bir tüketiciye dönüştürüyor. Zamanla çocuk, yaptığı şeylerden keyif alamayan ve görev olarak yapan birine dönüşüyor ve tatmin duygusu da giderek azalıyor.
Oysa kendimize şu soruyu sormanın tam zamanı: Bizler gerçekten çocuklarımızı 7/24 eğlendirmekle yükümlü müyüz, yoksa onlara hayatı kendi hızlarında keşfetme alanı sunması gereken rehberler mi?
Sıkılmak, bir çocuğun içsel dünyasına dönmesi, hayal gücünü ateşlemesi ve kendi oyununu kurabilmesi için ihtiyaç duyduğu en verimli topraktır.
Tam bu noktada, modern ebeveynliğin en büyük illüzyonlarından birini yıkmak gerekiyor: Çocukların sıkılması kötü bir şey değildir. Aksine sıkılmak; bir çocuğun yaratıcılığını, problem çözme becerisini ve içsel motivasyonunu geliştiren muazzam bir eşiktir. Her anı doldurulmuş bir çocuğun, kendi iç sesini duymaya fırsatı kalmaz. Zamanla hayatında da bu iç sesi dinlemesi gerektiğine dair bir bilinç oluşturmamış olur.
Çocuk boşlukta kaldığında, ilk başta sızlanabilir, şikayet edebilir. Ancak ebeveyn bu sızlanma karşısında hemen bir çözüm üretme refleksini durdurup geri çekilebilirse, çocuk mucizevi bir şekilde kendi oyun dünyasını inşa etmeye başlar. Bir koltuk minderinden gemi yapar, bir taş parçasından hikaye türetir ya da sadece gökyüzünü izleyerek zihnini dinlendirir. Ebeveynler olarak biz çocuklarımıza, bu oyunları yaratacak imkan ve mekanları sağlayabiliriz. Bir deniz kıyısı, bir park veya evin sadece ona ait bir alanı gibi…
İşte tam bu noktada, geliştirdiğim Odak Değiştirme Yöntemi’ni devreye sokabiliriz. Dikkatimizi ve odağımızı “Çocuğumu nasıl eğlendiririm?” sorusundan, “Çocuğuma kendi zamanını yönetme becerisini nasıl kazandırırım?” sorusuna çevirmeliyiz. Sürekli dışarıdan uyarıcı alan (ekranlar, organize aktiviteler, hazır oyuncaklar) bir zihin, tembelleşir. Odağı değiştirdiğimizde, ebeveyn olarak kendi sınırımızı çizer ve çocuğa şu mesajı veririz: “Seni çok seviyorum, buradayım ama senin can sıkıntını gidermek benim görevim değil. Bu, senin keşif alanın.”
Bu yaz kendinize ve çocuğunuza bir iyilik yapın. Bırakın bu yaz, "boş zamanların" ve plansızlığın hafifliğiyle geçsin. Unutmayalım ki, çocukların organize edilmiş kusursuz tatillere değil; kendi hızında büyümeye, biraz durmaya ve en çok da yargılamayan, kendi alanını koruyabilen huzurlu ebeveynlere ihtiyacı var. Sıkılmanın iyileştirici gücüyle tanışın ve bu yaz çocuklarınıza sadece "olma" alanı bırakın.
İyi tatiller… www.ozugurdanismanlik.com
Instagram : Koyde.birsosyolog