yandexmetrikacounter
17 Ağustos’un Gölgesinde 27 Yıl: Unutmadık, | Çanakkale Olay
Hadiye Ayşe İrim

h_irim@yahoo.com

17 Ağustos’un Gölgesinde 27 Yıl: Unutmadık, Ders de Almadık

Paragraf Başı
44

17 Ağustos 1999 gecesi saat 3… Çoğumuz gibi ben de uykudayım. O tarihlerde henüz 4 yaşında olan kızım kendi yatağında, benimle aynı odada uyuyor. Kızımın babası ise belini incittiği için evin salonunda yere kurduğumuz bir yer yatağında…

Şimdilerde çoğumuzun “kentsel dönüşüm” haberleri ile bildiğimiz Sosyal Konutlar’daki kiralık 2 göz evimizin yatak odasındaki dolapların kapakları birden bire deli gibi açılıp kapanmaya başlıyor, yatak sallanıyor… Küçük çocuğu olan çoğu insan gibi ben de hemen gözümü açıyorum…

Önce anlayamıyorsunuz tabii ne olduğunu ama çok da uzun sürmüyor depremin kendini tanıtması.

Öyle şiddetli sallanıyorsunuz ki; dengede durmakta zorlanıyorsunuz.

Kızımı kaptığım gibi, babasını uyandırmaya gidiyoruz. Ancak derin uykuda olduğundan uyandırmak hiç de kolay olmuyor. Biz böyle debelenirken sarsıntı sakinleşiyor. Ve sesleri duymaya başlıyorsunuz.

Korkan, inleyen insanların sesleri binadan gelen çatırtılara karışıyor.

Ve ne hikmetse, hangi akla hizmetse balkona çıkıyorum çocuğumla birlikte…

Mahalle halkı sokağa dökülmüş… Herkeste bir şok hali var. Dua bilen elini açmış yakarıyor, kimi başını ellerinin arasına almış sallanıyor, kimi de bize el ediyor “Aşağıya gelin” diye…

Kendiniz iyi olunca, sevdiklerinizi düşünmeye daha çabuk başlıyorsunuz… Aklınıza aileniz düşüyor… Onlara nasıl ulaşabileceğinizi bulmaya çalışıyorsunuz.

Bundan sonrası zaten bilindik hikâye… Çanakkale o depremi yakından hissetti tabii ama kendimizi Gölcük’le kıyaslayacak değiliz.

Geçen zaman içerisinde depremin asıl vurduğu yerlerden görüntüler gelmeye başladı.

Hepimiz biliyorduk “Bu bizim de başımıza gelebilir”di…

İlerleyen yıllarda da her büyük depremde evlerimizin ilk konusu oldu bu. Bahanelerimizle birlikte tabii…

Çoğunluğumuz hep “birileri bizim yerimize halletsin” istediğimiz için, kendi yaşam alanlarımızın sorumluluğunu üzerimize almadık.

Ucuz yollusu, tanıdık hesabı vs derken bugüne geldik.

Sosyal Konutlarda, depremin üzerinden ancak 9 yıl geçtikten sonra başlatılabilen ve aradan geçen 18 yılda siyasi çekişmelerden bürokratik engellere, 860 konutun sahibi ile yüklenici firmalar arasındaki uzlaşma problemlerine kadar pek çok badire atlatılmış, nihayet geçen yıl ilk kentsel dönüşüm hamleleri başlamıştı.

İşin bir de afet sonrası kısmı var elbette.

17 Ağustos Marmara Depreminin ardından tüm ülkede deprem toplanma alanları belirledik, birer konteynır koyup içini donattık, sonra alet edevatı çalıyorlar diye afet konteynırlarını boşladık. Toplanma alanlarımız azaldı.

Çanakkale küçük olduğu için gözünüze yeşil alanı yeterliymiş gibi geliyor olabilir ama değil. Üstelik o yeşil alanlar yalnızca yaz akşamlarını serinletecek keyif objesi de değil… O alanlar 17 Ağustos ya da 6 Şubat depremleri gibi zamanlarda sığınacağımız yerler.

Temennim hiç kimsenin bir daha “Depreme bu evde yakalanırsak, hayatta kalabilir miyiz?” endişesi taşımayacağı evlerde yaşaması ve zorda kalırsa sığınabileceği bir alan bulabilmesi…