info@ozugurdanismanlik.com
19 Mayıs, sadece bir takvim yaprağı değil; bir milletin "bitti" denilen yerden, dahi bir gencin zihnindeki hürriyet ateşiyle yeniden doğuşunun simgesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu bayramı gençlere emanet etmesi tesadüf değildi; o, geleceğin statik yapılarda değil, gençliğin dinamik ve sorgulayan enerjisinde olduğunu biliyordu.
Ancak bugün dönüp baktığımızda, yetişkin dünyasının gençlere karşı oldukça "etiketçi" ve “suçlayıcı” bir tavır takındığını görüyoruz. "Z kuşağı duyarsız", "Yeni nesil vurdumduymaz", "Odak süreleri çok kısa", “iletişim kurmuyorlar” gibi cümleler, ne yazık ki aradaki iletişim köprülerini daha kurulmadan yıkıyor.
Etiketlemek mi, Anlamak mı?
Sosyolojik bir perspektifle baktığımızda, hiçbir nesil "duyarsız" olarak doğmaz. Gençlerin bugünkü tavrı, aslında hızla değişen dünyanın, dijitalleşen iletişimin, odada yalnız geçen zamanların ve belirsiz gelecek projeksiyonlarının bir yansımasıdır. Bizler onlara "duyarsız" etiketi yapıştırdığımızda, aslında kendi iletişim yetersizliğimizi örtbas ediyoruz. Burada bize düşen şey, etiketlemek yerine anlamaya çalışmak, onların da kendilerini anlatacakları alanları tanımaktır.
Bir gence "Vurdumduymaz" dediğimizde, onun iç dünyasındaki kaygıları, var olma çabasını ve aslında neyi protesto ettiğini görme şansımızı kaybediyoruz. Oysa Atatürk’ün gençliğe yüklediği misyon; sadece itaat eden değil, fikri hür, irfanı hür bir nesil olmaktı. Sorgulayan bir gençlik, doğası gereği "kurulu düzenle" çatışır. Bu çatışma bir yıkım değil, gelişim belirtisidir. Her çatışma da bir isyan değil, yeni olanı, eskinin bilgeliğiyle yeniden inşa etme çabasıdır.
Odağımızı Yargıdan Dinlemeye Çevirmek
Kendi uzmanlık alanımda sıkça vurguladığım gibi; odak noktamızı gencin hatasından ve eksiklerinden, gencin ihtiyacına ve duygularına çevirdiğimizde mucizeler başlar. Onlarla iletişim kurmanın yolu, onlara ders vermek değil, onları gerçekten "dinlemektir".
Dinlemek; sadece susup beklemek değildir. Dinlemek; onun dünyasındaki anlam haritalarına saygı duymak, kullandığı dili anlamaya çalışmak ve en önemlisi ona "senin fikrin benim için değerli" mesajını vermektir. Gençler, kendilerini güvende ve değerli hissettikleri bir alanda, sandığımızdan çok daha duyarlı ve sorumluluk sahibi bireylere dönüşürler. Ben bir Aile Danışmanı olarak, gençleri dinlediğim etkinlikler düzenlediğimde, bu dönüşümün ışığını onlarda çok net görüyor ve hissediyorum.
Atatürk, Cumhuriyet’i gençlere emanet ederken onlara sadece bir görev vermedi, her şeyden önce güvenini verdi. Bugün bizim de yapmamız gereken budur. Onları teknoloji bağımlısı ya da ilgisiz olarak nitelendirmek yerine; bu yeni dünyanın sunduğu imkanları nasıl birer "fikir ateşine" dönüştürebileceklerini keşfetmelerine rehberlik etmeliyiz.
Gençlik, bizim düzeltmemiz gereken bir "sorun" değil; birlikte şekillendirmemiz gereken bir "gelecek"tir. Bu geleceğin doğru inşa edilmesi de etiketlemekten değil işbirliğinden geçer.
Bu 19 Mayıs’ta odağımızı gençlerimizi eleştirmekten alıp, onları anlamaya ve onlarla gerçek bir bağ kurmaya çevirelim ve Atatürk’ü de bu şekilde analım. Unutmayalım ki; eleştirilip yargılanmadan dinlenildiğini hisseden her genç, içindeki o cevheri ortaya çıkarmaya hazırdır.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!
www.ozugurdanismanlik.com
İnstagram : Koyde.birsosyolog